• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 7 °C

PKK yöneticilerinde, 'Biz ne olacağız' kaygısı

Abdülkadir Selvi

Tony Blair, 'Bu benim sürecim değil' demedi. Rakibi John Major'un, IRA ile başlattığı müzakereleri sürdürdü.

Çünkü Blair de biliyordu ki, IRA sorunu öncelikle İngiltere'nin çözmesi gereken bir sorundu.

İngiltere ile Sinn Fein arasındaki görüşmeler 1988 yılında başladı ama, 'Hayırlı Cuma anlaşması' 10 yıl sonra imzalanabildi.

İspanya'daki süreç, 1988 yılında ETA'nın ateşkes ilan etmesiyle görünür hale gelmesine, ateşkesi tekrar bozmalarına, daha sonra süresiz ateşkes ilan etmelerine rağmen, inişli çıkışlı devam etti.

ETA, silahlı mücadeleyi bıraktığında ise tarih 5 Eylül 2010'u gösteriyordu.

İngiltere'yi de, İspanya'yı da yönetenler şuna inandı ki, 'Bu bizim sorunumuz. Bunu çözecek olan da biziz. Evin içindeki sorunu başkalarına havale edemeyiz.'

Şimdi Türkiye'nin yaptığı o. Evin içini düzeltiyor.

IRA sorunundan Açe'ye kadar uzanan yelpazede, bu tür çözüm süreçlerinin uzun süre gizli olarak yürütülmesi gerekiyordu.

Oslo ile kesilen süreçte, bir mutfak çalışması yapıldı ama yeni süreç, çok aleni oldu. Elbette ki, her çözüm sürecinin özgün bir yanı var. Hiçbiri diğerinin tıpatıp benzeri değil. Hatta, sürecin aleni olması, şeffaf yürütülmesi, kimi kesimlerce toplumsal desteği artıran bir faktör olarak görülebiliyor. Bu aşamada geri dönemeyeceğimize göre, sürece olan güveni artırmamız gerekiyor.

Tony Blair, IRA sürecinde her sıkıştığında John Major'un devreye girdiğini ve milliyetçi kesimleri ikna etmede başarılı olduğunu belirtiyor.

Bizde ise, destek mi köstek mi olduğu belli olmayan bir CHP, 'İhanet çemberi' demekten öteye gitmeyen bir MHP var. Duvardan ses çıkıyor, MHP'den çıkmıyor.

Başbakan Erdoğan, Kılıçdaroğlu ile görüşmesinde, 'Bir isim verin aramızda irtibatı sağlasın' diyor. Kılıçdaroğlu isim vermiyor. Heyet kuralım diyor. Heyet kurmaya yanaşmıyor.

CHP lideri şimdi ise daha önce kredi açtığı çözüm sürecini, sabote etmek için manevra yapmaya başladı.

Bu süreci bilen çekirdek bir kadro var. Başbakan Erdoğan'ın etrafındaki bu isimlerin sayısı 4'ü geçmiyor.

Ama o kadar çok isim açıklama yapıyor ki, kamuoyunda büyük bir beklenti oluşuyor. Bu durum sürecin mimarlarında bir rahatsızlık meydana getiriyor. Ayrıca beklentilerin yükselmesi, süreci provokasyonlara açık hale getiriyor. Ayrıca sürece ilişkin pozitif mesajlar, bilgiler paylaşıldığı için, gereğinden fazla iyimser bir hava oluşuyor. Örneğin süreci sabote etmek isteyen güçler, Allah korusun bir karakolumuza baskın düzenlese, bu toplumda büyük bir şok meydana getirebilir.

Örneğin, tutanaklarda Öcalan'ın konuşmasını okuyanların kafasında, 'Bize çizilen portre ile gerçekler farklı mı?' şeklinde bir soru işareti oluştu.

Oysa IRA sürecinde masaya oturulduğu gün 2 kişinin hayatını kaybettiği bir patlama meydana gelmişti.

ETA ateşkes ilan ettiği halde Madrid Tren İstasyonu saldırısını gerçekleştirmişti.

Ama buna rağmen barış gerçekleşti.

Bizim de gereğinden fazla iyimser bir hava ile değil, gerçekçi bir yaklaşımla sorunu çözmemiz gerekiyor.

Artık aklımızı duygularımızın önüne koymalıyız.

Şu ana kadar ki sabotajlar, suikastlar başarılı olamadıysa, bu Başbakan Erdoğan'ın kredisi ile sağlandı. Zaten bu tür tarihi sorunları da ancak böylesine güçlü iradeler çözebilir.

Çözüm sürecinin geleceği,

Başbakan Erdoğan'ın gücünü korumasına ve AK Parti'nin başarısına bağlı.

Ama aynı zamanda çözümün önemli bir aktörü olması nedeniyle Öcalan'ın da eli güçlendirilmeli.

Kandil'de, 'Öcalan, devletin elindeki bir mahkum. Kendini kurtarmak istiyor. Bizim geleceğimiz ne olacak' diyen bir yönetici kadro var.

Hatta onlar, Paris suikastını 'Bize Avrupa'ya gelmeyin. Avrupa sizin için tekin değil' diye yorumlamıştı.

Aslında, Paris suikastının böyle bir mesajı da vardı.

Karayılan'ın, 'Aslında kesin ve net bir karar için sadece BDP'lilerin gidip gelmesi yetmemektedir; doğrudan bir ilişkiye ihtiyaç vardır' demesinin arkasında yatan neden o.

'Biz ne olacağız?'

PKK'nın yönetici kadrosu 225-250 arasında.

Onlardaki, 'Ne olacağız' duygusu, çözüm sürecini kilitleyebilir.

Çünkü her biri küçük bir Öcalan…

Bu soruların da cevabı düşünülmeli ve Öcalan'ın eli zayıflatılmamalı.

Sızdırılan tutanaklardaki Öcalan'ın, sözlerini bir de bu açıdan analiz etmekte yarar var.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89