• BIST 89.282
  • Altın 145,897
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 14 °C

PKK ve Yeniden Kürtleşmek-Kurdistanileşmek

Hamid Omeri

Kuruluşu, oynadığı rol, gerçekleştirdikleri, kayıpları, vazgeçtikleri ile PKK, Kürtler için ciddi kazanımlar sağladığı gibi önemli kayıplar da verdirmiştir. Binlerce gerillanın şehadeti, yakılan ve boşaltılan köyler, zorunlu göç, şehirlerdeki çaresizlik dikkate alındığında şimdilerde PKK yöneticilerinin, BDP ve HDP milletvekillerinin ifade ettikleri bir hayal kırıklığından öte bir durumdur. Elbette bu sıraladıklarım inkarcı ve işkenceci bir devletin kimliği ve karnesidir de aynı zamanda. Bütün bu bedellere ve yaşanılanlara rağmen gelinen aşamada bulunan çözümün Özgür Kurdistan düşüncesinin sonu olarak ilan edilmeye çalışılması trajikomiktir.

Bağımsız Kurdistan düşüncesinin yerinin çöp sepeti olduğuna dair olan kanaat öyle anlaşılıyor ki sadece yıllarını Kurdistan mücadelesine vermiş, büyük bedeller ödemiş Sayın Hatip Dicle’nin düşüncesi olmasa gerek. Zira başta Sayın Öcalan olmak üzere çok sayıda PKK yöneticisi ve bunun etkisinde siyasette önemli payeler kazanan BDP ve HDP mebusu bu çerçevede açıklamalar yaptı; yapmakta. Dolayısıyla PKK’nin son keşfi verilmiş bunca bedele rağmen özellikle Kürtler için uluslaşmadan ulus düşüncesinin sonunu ilan etmek gibi garip bir çözüm olmuştur.

Kabul edilmelidir ki PKK ile birlikte Kürtler önemli oranda sahaya çıkmış ve varlığını hissettirmiştir. Tarihsel bir bakış çerçevesinde bakıldığında PKK’nin kuruluşu öncesinde ve kuruluş arifesinde diğer Kürt örgütlerinin verdiği siyasi mücadelelere elbette haksızlık etmemek lazım. Çünkü o döneme bakıldığında aslında bugünkü meşhur ifadeyle söyleyecek olursak Kürtlerin tünelin ucunda beliren ışığı fark ettiklerini söylemek mümkün. Bahse konu dönemde PKK ile diğer Kürt örgütleri arasında yaşananlar ve hemen ardından gelen darbe çok sayıdaki Kürt hareketini pasifize ederken PKK’yi öne çıkarmıştır. Burada ciddi bir tahlil yapmadan özel olarak PKK’nin var edilmeye çalışıldığını vurgulamaya çalışmak açık söylemek gerekirse PKK kadrolarında hayatını feda edenlere haksızlık olur. Ancak öyle ya da böyle sahada varlığını gün geçtikçe hissettiren PKK olmuştur. 1990’lar ile birlikte şehirlerde de kendini kabul ettirmiş ve işkenceci devletin Kürtler üzerindeki baskıları halk ile PKK’nin aynı potada buluşmasına imkan sağlamıştır. Kürt ve Kürdistan düşüncesi sadece belli kadroların ve belli siyasi yapılanmaların dili ve hedefi olmaktan çıkmış halkın da düşüncesi haline gelmiştir. Kanaatimce en önemli kazanım da bu olmuştur. Lakin Kürt toplumunda lidere olan biat ve sadakat, bedel verene vefa, bahse konu bu kazanımın bir düşünce olarak bilince çıkmasını engellemiştir.

Zira bunca vazgeçişe ve bu denli söylem değişikliğine rağmen tabanda ciddi bir tepkinin olmayışı ifade etmeye çalıştığım bu lider/serok kültü ve biat kültüründen kaynaklanmaktadır. Yoksa inkarcı ve işkenceci sisteme karşı her alanda bu siyasi hareketle bir arada hareket eden halkın vitrinlerini ve oda duvarlarını süsleyen şehitlerinin resimlerine son kertede söyleyeceği sözü: “Uğruna hayatını verdiğin inancı ve düşünceyi çöpe attık” değildir.

Birlikte yürümekte şüpheye düşmediği yapının yöneticilerinin böylesi sözler etmesi onlarda bir hayal kırıklığı yaşatsa da ya bedel vermekten kaynaklanan bıkkınlık ya da başkaca bir çözüm kendisine sunulamadığı için şimdilik büyük oranda tepkisiz kalmaktadır. Elbette her zaman böyle olacağını düşünmek hatalı olur çünkü Ortadoğu’da ve Kurdistan’da çok hızlı ve etkili gelişmeler yaşanmaktadır.

Güney Kurdistan’ın bağımsızlığa yürüyor olması, buna dair PKK cephesinden zaman zaman yapılan eleştiriler, zaman geçtikçe ve bağımsızlık da netleşince Kürt halkının özel olarak cılızlaştırılmaya çalışılan özgürlük düşüncesine enerji katacaktır diye düşünüyorum. Zamana ve imkana ihtiyacı olduğunu düşündüğüm bu enerji kazanma hali, bağımsızlığın tadına varılmasıyla birlikte Kürt halkında talep ve tepki geliştirmede boyutun değişmesine imkan sağlayacaktır.

Zira açıklıkla ifade etmek gerekir ki İran’ın, Suriye’nin ve Türkiye’nin bulunduğu bir yerde özgür bir ülke olma niyetiniz yoksa bu ülkelerin siyasi hedeflerinin etkisi altına girmeden ‘etkin’ olmanız mümkün olmayacaktır. Bu durumda özgür bir ülke istemediğiniz için ‘sınırları’nda varlığınızı sürdürdüğünüz o devletlere bağımlı hareket etme durumunda kalırsınız. Çünkü her bir devlet sizi sınırlarında barındırmanın bedelini dün istediği gibi bugün de yarın da sizden istemeye devam edecek ve siz de varlığınızı sürdürmek için bunları kabul edeceksiniz. Muhakkak olan şudur ki Federal Kurdistan Yönetimi, özgür olmayı seçtiği için bu denli etkin ve aktiftir.

Bu bağlamda “Çözüm Süreci” eğer düşünüldüğü gibi devam ederse PKK bütünüyle olmasa da büyük oranda Türkiye’de siyasete karışacaktır. Kürtler için büyük imtihan da kanaatimce o zaman başlayacaktır. Ya Türkiye gibi düşünüp şimdilerde hedef büyüten HDP ile Türkiyelileşeceksiniz ya da siyasete karışmayan ve denge unsuru olarak bırakılan güç ile Güney Kurdistan’ın bağımsızlığına karşı İran’ın safında durmaya devam edip Farslaşacaksınız. Elbette bir yol daha var: Ankara’ya, Şam’a ve Tahran’a değil Hewlêr’e yakın durarak Kürtlerin bağımsızlığın tadına varmalarına katkı sağlamak ve böylelikle yeniden Kürtleşerek ve Kurdistanileşerek heyecan tazelemek mümkündür. Kabul etmek gerekir ki diğer ülkelerle eşit mesafede olmak istiyorsanız bunu sağlamanın yegane yolu siyasal organizasyonunuzu kurmanızdan geçer. Dolayısıyla yıllardır uğruna bir halkı savaştırdığınız özgür ulus düşüncesini, çöp sepetine atma düşüncenizin hatalı olduğunun farkına varıp yeni bir akıl ve siyasetle  Kurdistan’ı istemeniz gerekir!

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89