• BIST 83.243
  • Altın 149,216
  • Dolar 3,8261
  • Euro 4,1052
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

PKK Suriye güvenlik gücü olsun

Emre Uslu

Çözüm tartışmalarına ilişkin halen aktör temelli tartışmalar sürüyor. Tartışmalarda temelde devlet ve PKK’nın birer rasyonel aktör olarak kendileri için en optimum çözüm masaya oturmak olarak kabul edildi. Ancak tartışılmayan konu şu, devletin rasyonelliği ile örgütün rasyonelliği farklılıklar gösterebilir. Yine rasyonellik dönemsel olarak değişebilir. Örgüt için bugün rasyonel olan masaya oturma çözümü yarın rasyonel olmayabilir. Nitekim 2009-2011 döneminde benzer bir durumla karşılaştık. Arap Baharı başlayınca örgüt için rasyonalite değişti ve çatışmayı yeniden başlattı.

Ayrıca hem devlet hem de örgüt için “rasyonalite” liderlerin siyasal menfaatlerine odaklanmış durumda. Öcalan’ın hapisten çıkışı ile Erdoğan’ın başkan olarak Çankaya’ya çıkışı her iki aktör için de rasyonaliteyi tanımlayan önceliklerin en başında geliyor. Bu da barış sürecini çok daha kırılgan kılıyor.

Bu nedenle barış sürecini sürekli kılmak için ekstra sigorta sistemlerine ihtiyaç vardır. Bu kapsamda atılması gereken ilk adım, çözümün, aktörlerin menfaatlerine odaklanmasından kurtarılması gerekiyor. Yani bugün için optimum görünen menfaatler özellikle Ortadoğu coğrafyasında sürekli değişkenlik gösterebilir. Örneğin PKK için bugün optimum görünen Suriye-Türkiye dengesi Esad’ın durumuna göre önümüzdeki dönemde çok hızlı bir şekilde değişebilir. Bu durumda varılan anlaşmanın maddelerini taraflardan biri lehine revize etmek gerekebilir veya taraflardan biri anlaşmayı bozabilir.

Bunu sağlayabilmek için özellikle taraf olan aktörlerin kendilerini bağlayıcı üçüncül güçlerin devrede olması gerekiyor. Yani gerek devlet gerekse PKK’nın değişen koşullarda sürecin kendileri aleyhine döndüğünde barış sürecini sabote etmemesi için bir hakem güce gereksinim vardır. Bu güç hem PKK için hem de devlet için bağlayıcı olabilecek, tarafları barışa zorlayabilecek bir güç olması gerekiyor. Son çözüm sürecinin böylesi bir eksiği var.

PKK-AKP anlaşmasında, görebildiğimiz kadarıyla, taraflardan biri süreci baltalarsa onları bağlayıcı hiçbir sigorta mekanizması yok.
Burada kamuoyu baskısı bir sigorta aracı olarak düşünülmüş ve barışı bozan tarafın kamuoyu karşısında zor durumda kalması hesaplanmış.

Ancak PKK ile devlet arasındaki çatışmada kamuoyu kini o kadar derin ki kamuoyu bir yandan barış olsun bu iş bitsin diye düşünürken, diğer yandan da karşı taraf bir hata yaparsa üstüne çullanıp boğarız duygusu hâkim. Bu da süreci daha öncekinden çok daha kırılgan hâle getiriyor. Çözüm süreçlerinde inişler ve çıkışların hep olacağını düşünürsek en küçük bir kırılganlıkta kamuoyunun taraflara yükleyeceği sorumluluk ,süreci daha da kırılgan hâle getirecektir.

Çözüm sürecinde düşünülen âkil adamların ise çözümün riske girmesi durumunda tarafları zorlayacak hiçbir gücü bulunmamakta. Bu nedenle çözüm süreci çok kırılgan gidiyor.

Burada kamuoyunu doğru bilgilendirmek, olası bir tökezleme ânında gelecek tepkilerin de dengeli olmasını sağlamak için kritik olabilir. Medya üzerinden yapılan çoğunlukla manipülasyon içeren kamuoyu çalışmalarından ziyade, taraflar kendilerini kamuoyu önünde bağlayacak resmî bir deklarasyonla hangi tarihte hangi adımı atacaklarını açıkça anlatmalılar. Böylece kamuoyu vereceği tepkiyi doğru aktöre doğru biçimde yöneltmiş olabilir.

Buna ek olarak, yine yapılan açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla sonuç alma süreci çok kısa görünüyor. Gerçekten de çok kısa bir zamanda PKK ikna edilip silah bırakırsa bu çok büyük bir başarı olur. Ancak açıklanan plana bakılırsa PKK’nın toptan bir silah bırakması sözkonusu değil. Sadece Türkiye’deki militanlarını sınır dışına çekip sembolik olarak onlara silah bıraktırma planlanmış durumda. PKK Suriye’deki Kürt bölgelerindeki silahlı varlığını devam ettirecek. Bu durum bile başlı başına uzun vadede barışı kırılgan yapıyor. Örneğin 2015’teki son seçimlerden sonra gerek konjonktür değişirse, veya devlet PKK’nın isteklerini tam yerine getiremezse PKK’nın Suriye’deki unsurlarıyla terörü yeniden başlatma olasılığı muhafaza edilmiş oluyor.

Bu durum barışı uzun vadede kırılgan yapıyor ve görülebildiği kadarıyla bunu dengeleyecek bir sigorta süreci de yok. Örneğin Esad Suriye’nin başında kalmaya devam ederse PKK her an Esad’ın safına geçebilir. Nitekim Öcalan bu konuda çok pragmatik davranıyor ve “size kim destek verirse onu destekleyin” diyor.

Barış sürecini sürekli kılmak için bu durumu değiştirmek gerekiyor. Sigorta olarak Suriye’deki PKK unsurlarını Suriye devletinin kontrolü altına almak düşünülebilir. Bu ancak Esad sonrası oluşabilecek bir Suriye denkleminde mümkün olabilir ama bir başka sorun doğuyor: PKK bunu kolay kabul etmeyecektir.

PKK Suriye’de kendi kontrol ettiği bölgede bağımsız hareket etmek isteyecektir ama eğer Esad sonrası Suriye’sinde Türkiye’nin söz söyleme hakkı olacaksa Türkiye’nin ilk atması gereken adımdır bu.

Umarım gerçekten de PKK, hükümetin anlattığı gibi toptan silah bırakmayı kabul eder ve hiçbir zaman Türkiye’ye tehdit olmaz. Ancak ben bu olasılığın doğru olmadığını düşünüyorum.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89