• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 22 °C

PKK şiddeti ve Kürt çoğulculuğu

Oral Çalışlar

Tehdit, bir siyaset yöntemi olarak kullanılmasına rağmen artık daha yoğun eleştiriliyor. Kürt toplumunda bu tür yöntemler eskisi kadar onaylanmıyor.

Nevruz kutlamalarına birkaç gün kaldı. “Kürt siyasi hareketi ne yapacak”,“Seçimlere kadar nasıl bir yol izleyecek” gibi soruları soranlar, gözlerini Diyarbakır’a, tabii İmralı’ya ve Kandil’e çeviriyorlar.

Kandil’in “Ateşkes mart başında bitiyor” açıklaması, ardından Öcalan’ın “Durun bakalım, devletle görüşüyoruz” şeklinde bir karşılık vererek silahları ‘şimdilik’ susturması, süreci belirsizleştiren temel etkenler arasında.

Son dönemdeki tartışmalara damga vuran gelişmelerden birisi de bazı bağımsız Kürt aydınlarının tehdit edilmesi. Muhsin Kızılkaya’nın da hedef gösterilenlere eklenmesi, tepkileri daha farklı bir boyuta taşıdı.

USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) yöneticisi ve Polis Akademisi öğretim üyesi Profesör Dr. İhsal Bal, Taraf’ta Neşe Düzel’in sorularına cevap verirken Öcalan ve PKK’nın geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş. Kürt sorunu konusunda yaptığı araştırmalarla öne çıkan ve hükümeti de etkileyen bir isim olarak bilinen Bal, olumlu bir yorum yapıyor ve şu ifadeyi kullanıyor: “PKK’nın tasfiyesi denen, bir davranışın, bir eylemin tasfiyesidir. Tasfiye edilen, dağdan şehre gelip silahlı eylem yapma metodudur. Tasfiye edilen insanlar değildir.”

KCK davası ve Kürtçe

“Öcalan, 21 Mart’ta Nevruz’da kendini test edecek” diyen Prof. Bal, gösterilerin istendiği kadar kalabalık ve coşkulu olmayacağı tahmininde bulunuyor.

İşte bu noktada, ‘bölgeyi yeterince tanıyıp tanımama’ sorunsalı gündeme geliyor…

Şunu biliyoruz ki, bölgedeki siyasetle ilgili dinamik kesimlerin çok büyük çoğunluğu BDP çevresinde. BDP dışındaki Kürt akımlarının ise ‘marjinal’ bir düzeyde seyrettiği söylenebilir. AK Parti ise daha sakin ve daha az tepkili sayılabilecek kesimlerin ve ‘iktidar imkânları’na göre yaklaşım belirleyenlerin desteğini alıyor. Sonuç olarak, BDP, bölgenin aktif siyasi hâkimi olma özelliğini koruyor.

Nevruz, bu sene de büyük bir canlılık içinde geçecek. Bölgenin havasından bunu hissetmek mümkün. KCK davası gibi (bölge halkının siyaset içindeki ileri kesimlerinin bir bölümünü hapiste tutan) bir sürecin varlığını ve bu davanın Kürtlerdeki ‘tepkisel’ dinamiği ayakta tutan boyutunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. (USAK çevresi, “KCK davası yoluyla ‘iyi Kürtler’in önünün açılacağı” gibi bana göre doğru olmayan bir değerlendirmede bulunarak sürecin olumsuz yönde gelişmesine katkıda bulundu.) İkinci temel tepki ise Kürtçe konusundaki ‘çözümsüzlük siyaseti’nden kaynaklanıyor. Temel bir insan hakkı olan ‘anadil hakkı’ konusundaki politikalar, Kürtleri öfkelendiriyor, bu öfke de BDP’nin elini güçlendiriyor.

Yasal alan genişliyor

‘Kürt çoğulculuğu’ Türkiye’nin batısından bölgeye bakanlar tarafından sıklıkla kullanılan bir kavram. Bu noktada şunu tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum: Üzerlerindeki devletçi, milliyetçi, otoriter baskı kalktıkça, Kürtler de kendi farklılıklarını ortaya koyma imkânı bulabiliyorlar. Yani, “Kürtler çoğulculaşıyor mu, PKK buna izin verir mi” gibi soruları, bir etki tepki meselesi çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor.

Son dönemdeki çarpıcı gelişmelerden biri, Osman Baydemir’in “Silahlı mücadele miadını doldurmuştur” değerlendirmesi üzerine yaşandı. Kandil ve İmralı bu değerlendirmeye sert tepki gösterdiler. Yasal alandaki Kürt siyasetçiler ise bunu bir düşünce farklılığı olarak gördüklerini ve normal karşıladıklarını açıkladılar.

Orhan Miroğlu, Muhsin Kızılkaya, Şivan Perwer ve Mehmet Metiner gibi Kürt aydınlarına yönelik tehditler, Türk ve Kürt kamuoyunda tepki gördü. Kandil bu tehditleri üstlenmedi. BDP çevreleri Öcalan’ın açıklamalarının, ‘tehdit’ olarak algılanmayabileceği yönünde yorumlar yaptılar. ‘Tehdit’, bir siyaset yöntemi olarak kullanılmasına rağmen, giderek daha yoğun şekilde eleştiriliyor. Kürt toplumunda bu tür yöntemlerin eskisi kadar onaylanmadığını söyleyebiliriz.

Kürt çoğulculaşmasının önündeki en temel engelin ‘devletin inkârcı siyaseti’ olduğu düşüncesinin hâlâ Kürtlerin büyük bir çoğunluğunun bakış açısını ifade ettiği ise ayrı bir gerçek…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89