• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 20 °C

PKK artık barış için acele etmez

Kadri Gürsel

Şam rejiminin basınımızın ortak tabiriyle “kalbinden vurulması” elbette ki bir kırılma noktasıdır.

Suriye’nin Türkiye ile sınır kapılarında kontrolün isyancılara geçmesi, rejimdeki çözülme hakkında tabii ki güçlü bir veri teşkil ediyor.

Mamafih bu iki olay da rejimin çöküşünde son düzlüğe girildiğine dair esas göstergeyi oluşturmuyor.

Varlığı başlı başına yeterli ve tarihsel olan çöküş göstergesi, bizim medyanın neredeyse görmezden geldiği bir gelişmedir: Suriye’nin Kürt şehirlerinde Kürtlerin kontrolü ele geçirmeleri...

Geçen perşembe, Suruç’un güneyine denk düşen Kobani’de Şam rejiminin bütün idari teşkilatı silahlı Kürtler tarafından ele geçirildi. Önceki gün bölgedeki diğer iki önemli Kürt kentinde, Kilis’in güneyindeki Afrin ve Nusaybin’in sınır komşusu Kamışlı’da da benzer gelişmelerin yaşanmakta olduğu bilgisi geldi.

Suriye’de 3 milyona yakın olduğu tahmin edilen Kürt nüfusu, Halep’in kuzeybatısından, Türkiye sınırı boyunca doğudaki Irak’a uzanan bir hat üzerinde yoğunlaşıyor. Türkiye-Suriye sınırı bir bakıma “Türkiye-Kürt Suriye” sınırı...

Hangi Kürtler peki bu kentleri ele geçiren ya da bu amaçla silaha davrananlar?

Temsili bakımdan, 12 Temmuz’da Erbil’de Mesud Barzani’nin gözetiminde, “Yüksek Kürt Konseyi” adını alarak birlikte hareket etme kararı verdiklerini dünyaya duyuran “Suriye Kürt Ulusal Konseyi” (SKUK) ve “Batı Kürdistan Halk Meclisi”...

SKUK, bir düzineden fazla Kürt örgütünün çatı kuruluşu oluyor. Mamafih bunların çoğu “tabela partisi”...

“Batı Kürdistan Halk Meclisi”ni de “Suriye’deki PKK” diyebileceğimiz “Demokratik Birlik Partisi” (PYD) olarak okuyabilirsiniz.

Ancak fiilen, bu kentleri ele geçirenler PYD’ye bağlı silahlı güçlerdir. Bu hem böyledir hem de eşyanın tabiatı gereği böyle olmak zorundadır çünkü PYD, Suriye’deki Kürt örgütlerinin hem en büyüğü, hem de “tek gerçek silahlı güç” denilebilecek durumda olanı...

PYD’nin manen Öcalan’a, izlediği politik strateji bakımından da Kandil’e bağlı olduğu bilinen bir gerçek.

Suriye Kürtleri Şam’a da isyana da mesafeli durup, kendi günlerinin gelmesini beklediler.

İşte şimdi, Suriye’de en azından bir “Kürt otonomisi”nin temellerini atmak üzere harekete geçtiklerine göre Kürtler, zamanın geldiğine, şartların olgunlaştığına hükmetmiş olmalıdırlar.

Ve bu kalkışmaları Esad’ı devirmek, Şam rejimini yıkmak için değildir; rejim zaten yıkılmakta olduğu içindir.

Kürtlerin yaşadıkları şehirlere el koymaları, Şam’dakinin yerini artık nasıl bir rejim alacaksa, işte bu müstakbel rejime karşı, o henüz daha ortaya çıkmadan başlatılan bir kalkışmadır. Geleceğin “Sünni Arap Suriye”sine karşı ön alan, ülke kurucu bir Kürt isyanıdır bu. Asgari hedef, geleceğin Suriye’sinden en azından bir otonomi elde etmektir.

Bu gelişmelerin hazırlayıcısı da 12 Temmuz tarihli “Erbil Deklarasyonu”dur.

Böyle giderse Suriye’nin etnik ve mezhepsel farklılıklar temelinde kendi içinde ayrışarak bir “büyük Lübnan”a dönüşeceğini bu köşede ilk kez altı ay önce yazmıştım. Ve gidişat şimdilik bu yönünü muhafaza ediyor.

Kendi Kürt sorununu çözüm yoluna sokamamış, bu yönde önüne çıkan açılım perspektiflerini kendi muktedirleşmesi için çarçur etmiş bir AKP hükümeti açısından “Lübnanlaşmış Suriye”, aynı zamanda “ikinci Kuzey Irak”tır.

Kürtleriyle kavgalı olan bir Türkiye, bu kavgasını büyük siyasi, askeri ve ahlaki maliyetler pahasına bu bölgeye de taşımak zorunda kalabilir ve sonunda kendisi kaybeder.

“İkinci Kuzey Irak”ın tarihi ufkunda Türkiye’nin güney sınırlarını bir uçtan ötekine çevreleyen bir “Büyük Kürdistan” var.

Ve Türkiye’yi yönetenler bu endişe verici manzara karşısında, biraz geçmişte harcadıkları fırsatların pişmanlığıyla, biraz da faturanın kabarmaması için, “Kendi Kürtlerimizle acilen barışalım” dese, PKK’nın buna tepkisi “Hadi barışalım” mı demek olur acaba?

İyimser olmak kolay değil.

Suriye’deki Kürt özerkleşmesinin kendilerine sağlayacağı avantajların nihai durumunu ve bunların bir müzakere masasında ne gibi stratejik pazarlık unsurlarına dönüşeceğini görmek için beklerken, Kandil’dekiler her seferinde “Top Ankara’da” diyeceklerdir.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89