• BIST 106.711
  • Altın 143,532
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 34 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 23 °C

Peki o kayıtta devlet ne diyor?

Yıldıray Oğur

Öcalan’ın 1999’da yakalandıktan sonra İmralı’da bir gizli kamerayla çekildiği anlaşılan gayriresmî sohbet kayıtları, 15 yılın ardından birdenbire 17 Aralık’a darbe demesinden sonra ortaya çıkıvermesi hâlâ tartışılıyor. PKK’yı Kürdistan davasına ihanetle suçlayan Kürt milliyetçileri, PKK’dan ayrılmış muhalifleri, PKK’ya yakın ama çözüme uzak Şahinler için bulunmaz bir fırsat bu.

Tabii bir de Öcalan’ın, nefret ettikleri Erdoğan’la barış yapmaktaki ısrarı yüzünden savaş kışkırtıcılığından, paralel devlet muhipleri cemiyeti üyeliğine kadar spektrumu genişletmiş sinir krizinin eşiğindeki bazı Beyaz Türkler için…

Peki neden o sohbet kayıtlarında sürekli Öcalan konuşuyor?

Kayıtları sızdıranlar devletin sesini mümkün olduğunca kesmişler.

Halbuki devletin sesini duymadıktan sonra Öcalan’ın niye öyle cevap verdiğini anlamak da pek mümkün değil.

Bunun için önce 16 yıl önceki bir düğüne gitmeliyiz.

18 Ağustos 1998 akşamı İstanbul Büyük Kulüp’te merakla beklenen bir düğün vardı.

Düğüne ilgi o kadar yoğundu ki gelin ve damat bile arabalarından inip ancak 10 dakika yürüyerek salona ulaşabildi. Susurluk ilişkileri nedeniyle İçişleri Bakanlığı’ndan istifa eden ve bir süre önce de kızını kaybeden Mehmet Ağar oğlunu evlendiriyordu.

Nikâh şahitlerinden biri Kenan Evren diğeri Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’di. Nikâhı kıyacak isim ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. İstanbul sosyetesinin, magazin dünyasının, iş dünyasının ve Ankara siyasetinin en önemli isimlerinin içinde olduğu 1700 kişi yerini aldı. En önemli davetli bekleniyordu. Düğün tarihinin bile onun programına göre ayarlandığı damadın şahidi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel.

Nikâhın başlamasına 20 dakika kala Cumhurbaşkanlığı Özel Kalemi’nden Mehmet Ağar arandı ve Demirel’in nikâha katılamayacağını bildirdi.

Programını düğüne göre yapan Demirel, Hacıbektaş’tan İstanbul’a dönmüş evinde oturuyordu. Düğüne 20 dakika kala gelemeyeceğini bizzat bile değil Özel Kalemi aracılığıyla bildirmek üzere aradığı Ağar’a mazeret olarak ne acil bir iş, ne de bir hastalık göstermişti. Sadece “yorgunum gelemiyorum” demişti.

Ağar’ın Susurluk bağlantıları nedeniyle Demirel’in bu düğüne gitmemesi yolunda cılız da olsa bir kamuoyu baskısı oluşmuş ama Demirel nikâhın başlamasına 20 dakika kalaya kadar gitmeme işareti vermemişti.

Demirel’in son dakika kararı düğünde şok etkisi oluşturdu. Şokta olanların başında Ağar geliyordu. Şaşkınlığını düğünde olan -olmasa şaşardık- Ertuğrul Özkök’e “Oysa düğün gününü bile onun takvimine göre birlikte belirlemiştik” diyerek belli etti.

Ve o düğünden 10 gün sonra.

28 Ağustos 1998 akşamı Brüksel’deki MED TV stüdyosu hiç olmadığı kadar kalabalıktı. Stüdyoyu 25’e yakın Türk basın mensubu doldurmuştu. Bu bir ilkti.

Panel adlı programın moderatörü Günay Aslan o akşamın hikâyesini şöyle anlatıyor:

Ve o akşam Öcalan, Türk basınının önünde 1 Eylül Dünya Barış Günü’nden geçerli olmak üzere ateşkes ilan etti.

Ve 15 gün sonra.

15 Eylül günü Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Suriye sınırındaki Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde bir sınır bölüğünü denetlemeye gitti ve Suriye’yi Öcalan konusunda tehdit eden o meşhur açıklamaları yaptı. 1 Ekim’de Meclis’i açan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de Suriye’ye aynı tehditleri tekrarladı.

Peki ne olmuştu da devlet, 19 yıldır Suriye’de olan Öcalan’ı çıkarmak için savaşın en kızıştığı günlerde bile başvurmadığı savaş tehdidini, Öcalan’ın ateşkesinden 15 gün sonra planlı bir kampanyayla tırmandırarak yapmaya başlamıştı?

Sonrası malum. Öcalan Suriye’den Avrupa’ya geçer. PKK’nın 15 Şubat Uluslararası Komplosu dediği sürecin ardından Kenya’da ABD ve İsrail istihbaratı tarafından Türkiye’ye teslim edilir.

Peki, Öcalan’ın ilk açıklaması ne olur: “1 Eylül 1998 sürecinin arkasındayım.”

Sonra de bunun gereğini yapar. PKK’yı sınır dışına çeker. PKK, silahlı mücadele döneminin bittiğini ilan eder. Hatta örgütün adını değiştirir. (KADEK)

Kimse de Öcalan, niye bunları yaptı, niye Türk gazeteciler ateşkes kararı için MED TV’ye gitti, niye Türkiye 19 yıl sonra birdenbire ateşkesin ardından Suriye’yi Öcalan için savaşla tehdit etti? Niye Öcalan Türkiye’ye teslim edilmedi de, Avrupa’ya gitti, diye sormaz.

Şimdi “çok baskı var” diye dövünen gazeteciler de o yıllarda devletin uzantısı olduğu için bu soruların peşinden gitmek yerine, devletle sırdaşlık yapmayı tercih eder...

1995 seçimlerinden sonra başlayan, doğrudan Genelkurmay tarafından yönetilen o müzakere sürecinin hikâyesini Öcalan’ın yakalanmasından sonra PKK gazetelerinde kısmen deşifre etti. Hikâyenin diğer parçası ise henüz yazılmadı. İşte o ses kayıtlarının kayıp halkası, 1998 ateşkesiyle anılan o devlet-PKK müzakere sürecidir. Öcalan korkusundan, yakalandığı için değil, o müzakereler yüzünden öyle konuşmaktadır. Devlet de Öcalan’la başka türlü konuşmuştur ve konuşmaktadır çünkü. O gizli kamera kaydındaki konuşmalar iki taraf için de işbirlikçilik, teslimiyet, ihanet değil, 1995’ten beri süren bir diyaloğun devamıdır.

O kayıtlarda devletin sesi o yüzden kesilmiştir.

Demirel’e düğün iptal ettiren o kayıp halka, devletin sesi, o kayıtlara eklendiği gün Öcalan’ın da ne dediği daha iyi anlaşılır. Tabii bugün devletin neden çözüm sürecinde ısrarcı olduğu, Öcalan’ın neden bu süreci herkese karşı savunduğu da...

Ve o kayıtların neden bugün sızdırıldığının uzun hikâyesi de...

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89