• BIST 82.549
  • Altın 146,569
  • Dolar 3,7625
  • Euro 4,0173
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -5 °C

Peki, gazetecilik mahkemesi de tahliye kararı verir miydi?

Yıldıray Oğur

31 Ekim 1999 Pazar günü. Saat 16:00-19:00 arası. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda üç adam oturmuş konuşuyor. Adamlardan biri KKK Kurmay Başkanı Org. Necdet TİMUR . Diğeri silahsız kuvvetler teorisinin mimari Emekli Orgeneral Doğu AKTULGA ve 3. isim bir gazeteci.

Sohbeti Orgeneral açıyor:

“Ne oluyor, nereye gidiyoruz, duruma nasıl bakmak gerekir, ne yapmak gerekir bir konuşalım dedik. Toplumda bir umutsuzluk var... Ne yapmalı, mesela 28 Şubat benzeri bir girişim mi olmalı?..”

Orgenerale aşağıdaki sözleri söyleyenin emekli orgeneral mi yoksa gazeteci mi olduğunu tahmin edin:

“28 Şubat devam ediyor deniyor ama... Durum da ortada... Bence irtica o günlerden daha fazla mesafe aldı.. 28 Şubat benzeri durum diyorsunuz, ama bu kez atılacak adım sonuç alıcı olmalı, süreye yayılınca görünen ortada.”

Bunların hepsi gazetecilik işte. Ama gazeteci pek öyle düşünmüyor. Bu kez 15 Ocak 2000 Salı günü. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla ATEŞ, Kurmay Başkanı Orgeneral Necdet Timur, Emekli Orgeneral Doğu AKTULGA ile öğle yemeğindeyiz.

Gazeteci söz alıyor: Hassas bir konu ama... Herhangi bir kulis bilgisi alma kaygısıyla da sormuyorum... Biz yalnız kalmış gibi görünüyorsunuz... Kıvrıkoğlu, öteki Kuvvet Komutanları elbette laiklikte çok hassas. Ancak siyasilerin de TSK'yı ikinci plana itme planı dikkati çekiyor... Demirel, Kıvrıkoğlu'nu konuşma kürsüsünün arkasına alıyor, şık bir fotoğraf çıkmıyor... Dışarıdan görünen bu... Siz ne dersiniz?

Genelkurmay Başkanı’nı kürsüde arkasına alıp ikinci plana atan Cumhurbaşkanı. Gerçekten hiç şık değil.

Hep laf yok icraat da var.

8 Kasım 2002. Saat 10:15... 3 Kasım seçimlerinden beş gün sonra. Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’la görüşme. Gerisini gazetecinin notlarından okuyalım: “Bugün yayınlanacak bildiriyi okudu. 10 Kasım nedeniyle ilk kez, Atatürk’e rahat uyu ve bize güven... diye bitiyor bildiri bana da bazı ekler yaptırdı.”

Hükümete karşı konuşma yazan bir Kara Kuvvetleri Komutanı’nın konuşmasına ekler yapmak. Gazetecilik gerçekten zor bir meslek…

Ve son. 10 Şubat 2004 Salı günündeyiz. Etimesgut Jandarma Eğitim ve Spor Tesisleri. 17:15-20:00 arası...

Adı en şahin darbeciye çıkmış Jandarma Komutanı açıyor toplantıyı:

Şener Eruygur: Arkadaşlar şöyle bir araya gelelim, ne oluyor, ne yapabiliriz, enerjimizi nasıl birleştirebiliriz, bir konuşalım dedim... hepimiz farklı yerlerde aynı şeyleri düşünen insanlarız ama, gücümüzü birleştirmediğimiz için bir sonuç alamıyoruz... öte yandan da bu iktidar yapacağı her şeyi yapıyor...

Bu bir istişare toplantısı. Eruygur dışında en az iki kişi daha var. Biri yine o gazeteci. Gazetecilik merakı işte, soruyor: Nedir, nasıl bir şey düşünüyorsunuz?

Eruygur: Benim düşüncem şu... Birçok dernek var, gazeteciler var, memlekette olup bitene duyarlı insan var... Bunları bir araya getirmek gerekiyor... Mesela siz öncülük etseniz, burada üç kişi bir araya geldi, bu on olur, sonra 20 olur... Derneklere yön verilir... toplumu biraz duyarlılığa sürüklemek lazım..

Peki ne diyor gazeteci bu teklife? Bu bizim işimiz değil mi? Yine yanlış tahmin:

“Valla Paşam bu dediğiniz zor. Bu kuruluşları, kişileri bizlerin bir araya getirmesiyle alınacak bir sonuç göremiyoruz biz... Bir de bu iş gazete anlamında yazarlardan çok gazete yönetimlerinin işi... O zaman çoğalır bu iş... Geçmişte de böyle olmuştu... 28 Şubat döneminde mesela..”

Paşa anlatmaya devam ediyor. Top yine gazetecide:

-Paşam sizi çok iyi anlıyoruz. Belki bizimle her şeyi bütün açıklığıyla paylaşamayacaksınız ama, şöyle bir gerçek var ortada; sizin bir numara ile sizin kafanızdakileri yapmak çok zor... önce orada bir şey yapmak..

“Önce Genelkurmay Başkanı’nı halledin” diyen gazeteci, karışmasın. Paşa bile bu netlik karşısında temkinli:

Eruygur: Öyle mi görüyorsunuz?..

Gazeteci: -Evet... Bu bir tek bizim görüşümüz değil. inanın buna. Sokakta her yerde insanlar böyle konuşuyor….

Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla tavladılar deniyor... Hükümetle anlaştı deniyor..

Eruygur: Bütün bunlar söyleniyor öyle mi?

Gazeteci: Evet. Siz tamam, bütün kuvvet komutanları tamam, bloksunuz, ama üstünüz olmayınca olmuyor..

Eruygur: Benim sizi çağırdığımdan, şu andaki sohbetimizden öteki arkadaşların haberi var... Türk Silahlı Kuvvetleri sizin kafanızdaki şeyleri düşünüyor. İnanın buna... Öte yandan şu da var; yüzde 1, yüzde 99'a uymak zorunda. Uyar... Öyledir... uymak zorunda..

Gazeteci bir türlü tatmin olmuyor. En sonunda patlıyor:

“Zorunda da, öyle olmuyor işte... En tepe böyle olunca, altındakiler ne yaparsa yapsın, işte öyle bir çıkış deniyor... Olmuyor, istenen sonucu vermiyor. Biz yıllardır ülkede olup bitenleri izliyoruz. Bir genelkurmay başkanının değil yüksek sesle görüşünü anlatması, şöyle kaşını çatması yeter. Biz darbe falan yapın demiyoruz ama, şöyle bir duruş Paşam... o yok, o kalmadı... o zaman da her şey havada kalıyor...“

İşte dün o gazeteci Meclis’te yemin etti.

Önce geçmiş olsun, sonra da hayırlı olsun. 4 yıl 9 ay süren bir tutukluluk. 8 aylıkken bebek olarak bıraktığı oğluyla kucaklaştığı anlar…Adaletsiz olduğunu o adaletsizliğe karşı açılan her yargı paketine “Ergenekoncuları bırakacaklar” diye direnenler bile teslim etti. Zaten memleket bugünlerde Godfather filmi gibi. Adamı öldürenler cenazede de en önlerde saf tutuyor.

Ama bu kadar. Demokrasi kahramanlığı, gazetecilik şampiyonluğu, özgürlük savaşçılığı… Durun orada, o kadar değil.

Demokrasi, Balbay’ın karşısında askere kaşını çat, bir duruş diye yalvardığı şeydi. Gazetecilik ise seçimden beş gün sonra seçilmiş iktidara bildiri yazan komutanın konuşmasına ek yapmak değil, onu manşet yapmaktı. Özgürlük, eğer Balbay’ın komutanları başarsaydı, ortadan kalkacak olandı. Siyaset ise cumhurbaşkanı konuşurken arkasına Genelkurmay Başkanı’nı almasının şık bir görüntü olduğunu düşünenlerin işiydi.

Dün Balbay’dan Meclis kürsüsünde milli egemenlik üzerine yemin ederken eski Balbay’a karşı şöyle bir duruş, bir kaş çatmasını bekledik. O yok, o kalmadı, o zaman her şey de havada kalıyor işte.

Zamanlar, ittifaklar değişiyor adli mahkemeler tahliye ediyor, etsin, adalet yerini bulsun ama gazetecilik mahkemesi o kadar kalender değil. Bu deliller ışığında, sanığın en ufak bir pişmanlık duymamasını da göz önüne alarak tahliye kararını yine reddediyor ve bu tarz gazeteciliği müebbet utanca mahkûm ediyor…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89