• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -1 °C

Patolojik Toplumda Müslümanlık!

Yavuz Delal

Türkiye Cumhuriyetinde, bir “Bahar” akşamı, Suriye için hak, adalet ve hürriyet arayanlar içinde mağrur İslami camia ve onun semere-i fuadı hükmünde olan hükümet-i ucubesi başköşeye oturdu.

Türkiye’de, “Türk ıtlak olunan” mağrur İslami camianın doğuracağı en tabii şey, semeresinin de tam bir ucube olmasıydı zaten.

Çünkü kimine ilmen, kimine aynen ve kimine de hakkan yakin olan şey şuydu ki, “Türk ıtlak olmak” ve “Türk ıtlak olunmaktan gocunmamak” ucubeliğin bizzat kendisiydi.

Oysa sağlam olmak ile çürük olmak ne kadar benzer ise, “Türk olmak” ile “Türk ıtlak olunmak” da o kadar benzerdi.

“Türk olmak” tarihin ve sosyolojinin bir hakikatiydi. Oysa “Türk ıtlak olunmak” Türkiye Cumhuriyetinin bir uydurmasıydı.

Yani bir hakikat olarak Türk Milletinin Türkü ile, bir uydurma olarak Türkiye Cumhuriyetinin Türkü aynı şey değildi.

Kürtler hariç Lazlar, Çerkezler, Arnavutlar, Boşnaklar, Araplar… kitleler olarak kendilerini Türk saymakta gönüllü oldular.

Türkiye Cumhuriyetinde Türk derken kast edilen şey aslında Türk’ten başka her şeydi.

Kürtler hariç, “Türk ıtlak olunmak” ciddi bir itiraz görmediği için, daha baştan patolojik bir toplum ve bu patoloji içerisinde üretimde bulunan soysal, politik ve dini vakalar söz konusu oldu.

Deliler arasındaki akıllının deli muamelesi görmesi gibi, hasta toplum arasında sağlam durmayı irade eden Kürtler de hasta muamelesi gördü.

Türkiye Cumhuriyeti toplumunun belirgin bir patoloji üzerine inşa edildiğini görmeyen veya görmek istemeyen sosyal, politik ve dini bünyeler, bu patoloji içerisinde ve patolojiyi olabildiğince yansıtarak sosyal, politik ve dini söylemler geliştirdi ve bu söylemler içerisinde bir hak, adalet ve hürriyet bilgisini elverişli kıldı.

Toplumunun paradigması patoloji olan Türkiye İslami kesimi, diğer kesimlere nazaran, oranı hayli yüksek belirgin bir patoloji içerisinde hakkı, adaleti ve hürriyeti episteme etti.

Öteden beri elverişli kıldığı patolojik epistemesi ile Kürtleri sigaya çeken mağrur İslami camianın Müslümanlığı, patolojisini bu kez Suriye’de hak, adalet ve hürriyet epistemik vahşetiyle sergiledi.

Bu toplum, patolojik epistemesi gereği Suriye’deki Kürtlerden nefret etmekte.

Çünkü kanın, gözyaşının, kaosun bulunmadığı ve ölmeyen, öldürmeyen Kürtler kendi topraklarında güvenli bir bölge oluşturmuştu.

Oysa bu toplumun epistemesine göre hak, adalet ve hürriyet için Suriye’nin her yerinde ve tabii ki Kürt topraklarında kan dökülmeli ve katliamlar yaşanmalıydı.

Şam’da, Halep’te patlayan bombalar ve yaşanan katliamlar onları ne kadar sevindirdiyse, Kürt topraklarında patlamayan bombalar ve yaşanmayan katliamlar da, o kadar üzdü.

Bu toplumun patolojik paradigması, bu toplumda Müslüman olmayı başka toplumların başına bela olmayla karşı karşıya getirmiştir.

Paradigmasını patoloji içerisinde üreten Türkiye Müslümanlığı; Hak, adalet ve hürriyet için Suriye halkının iradesini hem madden ve hem de manen destekleyerek hükümet yoluyla Türkiye cumhuriyetinin savaş politikasına ram olmakta ve buna gerekçe olarak Baas rejiminin elli yıllık diktasını ve bu ara yaptığı haksızlıkları göstermektedir.

İlgili paradigma şudur:

Baas rejiminin varlığı, Suriye ahalisinin o rejimle savaşmasını zorunlu kılmıştır. Daha doğru olanı Baas rejiminin varlığı Suriye ahalisini hak, adalet ve hürriyet diyalektiğinde taraflara bölmüş ve bölünme bir iç savaşı hak, adalet ve hürriyet için zorunlu kılmıştır.

İlgili patoloji ise şöylece kendini açık eder: Seksen yıllık ömründe ahaliye her türlü zulmü ve haksızlığı reva gören Kemalist rejimin varlığı, Türkiye ahalisini neden rejimiyle savaşa sevk etmemiştir? Hak, adalet ve hürriyet diyalektiğinde neden Türkiye ahalisi taraflara bölündüğü halde bir iç savaş yaşamamıştır?

Hak, adalet ve hürriyet için kendi rejimine tek kurşun sıkmayan bir toplum ve o toplumun göğsü iman dolu Müslüman’ı, neden başka toplumları rejimleriyle hak, adalet ve hürriyet için savaştırır? Ve kendi rejiminin sahibi olan devletiyle hak, adalet ve hürriyet için savaşan Kürtlere, neden bölücü der?

Bir patolojik toplum olduğunu ve bu patoloji içerisinden her şeyi devşirdiğini görmeyen bir Müslümanlığın; hak, adalet ve hürriyet adına yalnızca gözyaşı, kan ve ölüm inşa etmesi hiç de şaşılacak şey değildir!

Kendisi hasta olanın hak, adalet ve hürriyet bilgisi de hastadır.

Türkiye’deki İslami kesimin büyük kısmı, çok tehlikeli bir yolda ilerlemektedir.

Umarım Yüce Allah, gerçeği gösterip bağışlar da, onların hastalığını çoğaltmaz!

  • Yorumlar 10
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89