• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 1 °C

Paris’ten çıkarılacak dersler

Serpil Çevikcan

Uçlardaki yayın politikasıyla radikal dinci örgütlerin hedefinde yer alan Charlie Hebdo dergisinin Paris’teki merkezine yapılan saldırı ve dünkü artçıları, Avrupa başta olmak üzere bütün dünyayı sarstı.

Yansımaları uzun süre gündemde kalacak olan bu saldırıların Fransa’da gerçekleşmesi elbette sürpriz değil.

Fransa, Müslüman dünyayla tarihsel olarak yakın ilişkisi olan ama her zaman da çok iyi anılmayan bir ülke. Cezayir bağımsızlık savaşı gibi.

Buna karşın, genel resimde Fransa’nın politik kültürünün Müslümanları kapsayıcı bir yapıyla oluştuğunu biliyoruz.

Ancak Ortadoğu’da son 5 yılda olan bitenler, sağın yükselişi, ekonomik ve politik gelişmeler bu yapıyı ciddi oranda zehirliyor. Bu zehrin adı “dışlayıcı tepki”dir.

Sonuçta, Avrupa’nın 11 Eylül’ü olarak nitelendirilen Paris saldırılarının ortaya koyduğu çok yalın gerçekler var.

Örneğin, terörün herkesin başına her zaman gelebilecek bir bela olduğu gerçeği.

Ya da iki kişinin çok büyük sonuçlar doğurabilecek eylemler zincirine imza atma kapasitesinin gitgide daha fazla mümkün olabildiği gerçeği.

Ve bir terör eyleminin, aynı ideolojideki, ancak farklı amaca hizmet eden farklı hücreleri etkileyebileceği gerçeği.

Şapkayı yeniden öne koyup düşünme zamanı.

Soruyu şöyle soralım:

“Fransa örneğinden Türkiye’nin çıkaracağı dersler nelerdir?”

Bu soruyu yanıtlarken, “Hasarı en aza nasıl indiririz?” sorusunu yanıtlamak gerekiyor.

Kaba hatlarıyla sıralamak gerekirse:

1) İstihbaratın önemi bir kez daha ortaya çıktı. Terörist faaliyetleri önlemenin yüzde 80’i istihbarat. Tabii bunu yaparken, hak ve özgürlükleri koruma dengesini iyi kurmak şart.

2) Yasal düzenlemelerdeki eksiklikleri gidermek. Önlemleri artırırken bunu sokaktaki vatandaşa en az biçimde hissettirebilmek.

3) Güvenlik organizasyonlarını gözden geçirmek. Polisin, askerin, istihbarat birimlerinin yeteneklerini ve birbirleriyle koordinasyonunu maksimum düzeye çıkarmak.

4) Terörizmin ana hedefi kamuoyu olduğuna göre, kamuoyunu ustaca yönetebilmek. Bunu yaparken farklı fikirleri gözeterek düşmanlıkları tahrik etmemek.

5) Medya ve sosyal medyayla ilgili sorumlulukları gözden geçirmek.

6) Kargaşa ve kaosa yol açmamak. Örneğin her önüne gelenin konuştuğu ve kafaları karıştırdığı bir kamu diplomasisi yürütmemek.

Terör, eylemin adı. Terörizm ise bu eylemle ulaşılmak istenen hedefi de içeriyor.

Şimdi modern dünyanın önünde, bu ikisini sağduyulu biçimde ayırıp, terörizmin bir yöntem olarak kabul edilemeyeceği fikrini oluşturmak için sıfırdan başlamak gibi zor bir görev var.

Bu iki şekilde yapılacak: Yok ederek ve var olmasını önleyerek.

Ancak anlaşılan o ki Batı, bu saldırılar zincirinden sonra bölgede ciddi bir politika değişikliğine gidecektir.

Ve bu politika değişikliği Avrupa’nın içine değil, etrafına da cevap arayacak bir politika değişikliği olmak zorundadır.

20 milyondan fazla Müslüman’ın yaşadığı Avrupa’nın yatağında rahat uyuyabilmek için alacağı önlemlere hep birlikte tanık olacağız.

“Türkiye bu süreçte nerede olacak?” sorusuna gelince...

Türkiye hiç kuşkusuz bu yeni dönemin inşa sürecinde rol almak zorundadır.

Bunu nüfusunun tamamına yakını Müslüman bir ülke olarak yaparken, “yanlış anlamaları önlemek” için sahada olacaktır.

Abartılı tepkilerin önüne geçmek için de Türkiye’nin sistemin içinde yer alması zorunludur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89