• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 0 °C

Paris suikastı, MİT ve çözüm süreci

Yusuf Karataş

Geçen yıl Paris’te üç Kürt kadın siyasetçinin katledildiği olayla ilgili ortaya çıkan belgeler MİT’i işaret ediyor. Katil zanlısı Ömer Güney’e ait olduğu anlaşılan ses kaydı, o dönemde Sakine Cansız’dan başka Kürt siyasetçilerin de hedefte olduğunu gösteriyor. Bu belgelerin basına yansımasından sonra MİT tarafından yapılan açıklamada MİT’in cinayetlerle ilgisinin olmadığı, yapılan yayınların çözüm sürecinde aktif rol alan teşkilatı yıpratmaya ve bu süreçte görev alan personeli deşifre ederek görevini yapamaz hale getirmeye yönelik olduğu belirtiliyor. Başbakan Erdoğan da her fırsatta 17 Aralık’taki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarıyla başlayan sürecin “çözüm sürecini engellemeye yönelik bir darbe” olduğunu söylüyor.

Uzatmadan soralım: Hükümet-MİT cephesinden yapılan bu açıklamalar gerçeği ne kadar yansıtıyor?

Önce MİT’ten başlayalım. MİT’in daha önce Oslo görüşmeleri nedeniyle hedef yapılmış olması, ortaya çıkan belgelerin çözüm sürecine karşı bir tertip olduğu kanısını güçlendiriyor.

Peki, gerçekten öyle mi?

MİT’in bugün Cemaatle özdeşleştirilen ve dün AKP ile ittifak halindeyken bugün artık Erdoğan AKP’sini istemeyen güçler tarafından daha önce de hedef yapıldığı sır değil. Ve sadece Paris katliamının değil, Roboskî Katliamı’nın da istihbarat bilgilerinin MİT tarafından verildiğine dair belgelerin bugün ortaya çıkmasının bir rastlantı olmadığı da açık. Ancak bu durum İmralı’da Öcalan’la görüşen MİT’in bu katliamlarla doğrudan ilişkisi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Birinci olarak, Oslo süreci (Kürt sorunu) gösterilmeye çalışıldığı gibi MİT’e müdahalenin nedeni değildi. Aksine o gün hâlâ AKP ile ittifak halinde olan güçlerin MİT’i kendileri için bölgesel düzeyde sorunlara yol açan bir ‘aktif dış politika’nın uygulayıcısı olmaktan çıkarmaya yönelik bir hamleydi.

İkincisi, bugün durum farklıdır. Ortaya çıkarılan belgeler, ‘çözüm sürecine yönelik komplolar’ olarak gösterilen katliamların bizzat AKP-MİT eliyle gerçekleştirildiğini, yani AKP’nin aslında çözüm istemediğini göstermeye yöneliktir. Ve temelsiz de değillerdir. Bugün bu belgeleri açıklayan güçler, AKP’nin anladığımız anlamda demokratik bir çözüm istemediğini kendilerinden biliyorlar. Çünkü dün bu katliamların hazırlanıp uygulanmasında birlikte rol almışlardı. Bugün AKP, bu belgelerin “çözüm süreci”ni engellemeye yönelik olduğunu söyleyerek ve Erdoğan AKP’si ile mücadele halindeki bu güçler de bu katliamların AKP tarafından yapıldığını göstererek mevcut çatışma-kamplaşmada Kürt hareketini yanlarına çekmeye çalışmaktadırlar.

Demek ki bir yandan İmralı’da Öcalan’la görüşen MİT, öte yandan Kürt hareketine yönelik saldırılarda aktif olarak rol almaktan da geri durmamıştı. Çünkü AKP Hükümetinin planı da böyleydi. Öcalan’la görüşmeler sürdürülecek, ancak Kürt hareketini etkisizleştirmeye yönelik çok yönlü müdahaleler sürdürülecekti. Rojava’da PYD’ye karşı el Kaide ile iş birliği de bu planın bir parçasıydı.

Oslo sürecinde de, bugünkü süreçte de AKP’nin niyeti gerçekten “çözüm süreci”ne yönelik komploları engellemek olsaydı, yapması gereken şey belliydi: Öcalan’ın da her fırsatta dillendirdiği ‘çözüm süreci’ne yasal bir çerçeve kazandırmak! Oysa AKP ne kadar aksini iddia etse de bugün hâlâ “istihbarat birimleri terör örgütleriyle görüşür” noktasında durmakta ve süreci PKK’ye silah bıraktırmak üzerinden tarif etmektedir. Ve bırakalım sürece yasal bir çerçeve kazandırmayı, Öcalan’ın BDP-HDP heyeti dışında avukatları, akil insanlar heyeti ya da gazetecilerle görüşme talebi gibi Adalet Bakanlığının bir yazısıyla çok kolay yapılabilecek bir adımı bile atmamakta ısrar etmektedir. Hal böyleyken AKP’nin sanki bir yıldır çözüm için harıl harıl çalışırken bazı güçlerin bu çözümü engellediği havası yaratmaya çalışmasındaki amacının Kürt halkını beklenti içinde tutmak olduğu açıktır.

Sonuç olarak bugün egemen sınıf ve güçler, Erdoğan AKP’si ve Gülen Cemaati arasında somutlanan egemenlik mücadelesini kazanmak için Kürt halkı ve demokrasi güçlerini kendi saflarına çekmeye ihtiyaç duymaktadır. Ve bu durum başlı başına Kürt hareketi ve ülkedeki emek-demokrasi güçlerinin sürece müdahale olanaklarını artırmaktadır. Bu nedenle müzakere-çözüm sürecinin ve ülkenin demokratikleştirilmesinin garantisi AKP’nin hükümet olması değil, halk güçlerin kamplaşma halindeki gerici odaklara karşı güçlü bir siyasi alternatif haline gelebilmesidir.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89