• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 13 °C

Paradoks...

Ali Bayramoğlu

Siyasi gerginlik ve kutuplaşma her olayda karşımıza çıkıyor, her olayla ivme kazanıyor. Öylesine ki, siyasi olmayan konuları, acıları, insanlık hallerini, adabı muaşeret kurallarını bile kendisine araç kılıyor.

Muhalefet, sokaktaki itiraz siyasallaşmasıyla, CHP'si ve MHP'siyle (Kürt hareketi dışında) adeta tüm enerjisini bu gerginlikten alıyor.

Kutuplaşmayı bir tür varoluş kriteri olarak benimsiyor.

Özellikle muhalif siyasi partiler açısından, bu, yeni bir durum değil.

Gerginlik, siyasi iktidara yönelik blokaj arayışlarından ibaret bir siyasi duruş Türkiye'de uzun süredir muhalefeti tarif ettiği gibi, ülkedeki muhalefetsiz siyasetin ana nedenini oluşturuyor.

Kutuplaşma ve gerginlik söz konusu olunca siyasi iktidardan söz etmemek mümkün mü?

Tercih edilen olarak sadece muhalefeti değil, açık bir şekilde siyasi iktidarı da tanımlar hale geldi.

Son dönemde AK Parti'ye yönelik en önemli eleştirilerden birisi kutuplaşma ve gerginliği politik bir tutum ve strateji olarak benimsemesi.

Ve bu, hiç de haksız bir eleştiri değil.

Bu açıdan iki farklı dönemden söz etmek doğru olur. Vesayet dönemi ve post-vesayet dönemi.

Vesayet dönemi AK Parti'nin kutuplaşma politikaları üzerinden yol almasının zorunlu olduğu ve doğal karşılandığı bir dönemdi. Askerden medyaya, sivil bürokrasiden üniversite aristokrasisine eski rejim unsurlarının ağır baskısı kaçınılmaz bir kamplaşmayı, bunun üzerinden verilen, hatta verilmesi gereken bir siyasi kavgayı gerektiriyordu. Öyle ki, liberal, demokrat sol, kimi kentli laik gruplar dahi bu kavgada ve kutuplaşmada AK Parti'nin yanında yer aldılar.

Bugün farklı bir noktadayız.

Artık ortada özellikle kurumsal açıdan eski rejimin sadece kalıntıları var.

Buna karşılık yeni ve farklı bir soyolojinin doğumuna tanıklık ediyoruz. Bu çerçevede siyasi iktidarın karşısında yeni talepler, yeni siyasallaşma biçimleri, yeni itiraz ve eleştiri tipleri bulunuyor.

Araya karışan 'eski rejim tutkunu parazitleri' ve 'istikrasızlık virüsleri'ni saymazsak bunlar siyasi normalleşmenin tabii sonuçları ve siyasetin doğal gerekleri.

Ne var ki siyasi iktidar tüm bu muhalefet ve talepleri 'mutlak bir tezgah' ya da 'komplo' mantığı içinde ele alıp, tek kutuda paketlemeye çalışıyor. Bunu yaptıkça, dilini, stratejisini bunun üzerine kurdukça 'kutuplaşma ve gerginlik politikaları'nın üzerinde sörf yapmaya başlıyor. Taleplerin karşılıksız kalması, asayiş tanımına tabi tutulması her dönem olduğu gibi bu dönemde otoriterleşme tartışmalarını öne çıkarıyor.

Velhasıl 'gerginlik' açısından tek adres muhalefet değil, aynı zamanda, siyaset tarzı ve söylemi üzerinden belki daha çok fazla siyasi iktidar.

Hele sorumluluk söz konusu olduğunda siyasi iktidar kefesinin daha ağır bastığına hiç şüphe yok. Zira politik gücü, iktidar imkanları, söylemi, tarzı ile bu ortamı dindirecek asıl panzehir AK Parti'de.

Ancak AK Parti bu panzehiri kullanmadığı gibi, bundan sonra da kullanacağına dair umut vermiyor. Başbakan Erdoğan 'gerginliği ve kutuplaşmayı isteyen biz değiliz' dese de, 'haklılık haksızlık meselesi bir yana', sadece Danıştay açılışından Soma'ya ve TOBB toplantısına uzanan sembolik tutumuyla bile duruma, yani 'arzu edilen ya da tarz olarak benimsenen bir gergin duruşa' işaret ediyor.

Sorun odur ki, aslında AK Parti açısından ortada bir 'paradoks' bulunuyor.

Kutuplaşma ve gerginlik, demokrasi ve istikrar açısından hem Türkiye hem AK Parti için son derece riskli ve tehlikeli bir durum. Yönetmeyi zorlaştıran, yönetilebilme alanını daraltan, özgürlük çıtasını aşağıya çeken, otoriterleşme baskısı yapan, bedeni açık yaralarla dolduran bir hal.

Bunun en çok farkında olması gereken aktör siyasi iktidar. Nitekim bir ölçüde farkında ki, risklerin altını en çok çizen, bundan en çok söz eden o.

Buna karşın AK Parti bugüne kadar siyasi başarıya kutuplaşma ortamında ulaşmış, lideri tarafından bu ortamı mükemmel kullanmış bir siyasi parti.

Belli ki, Ağustos ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine böyle gidilecek. Muhtemelen iş burada da kalmayacak 1 yıl sonra yapılacak başkanlık sistemi referandumuna dönme ihtimali büyük genel seçimler ve onu takip edecek gelişmeler de bu mantıkla, bu ortamda yaşanacak.

Bu, fazladır...

Türkiye'nin ve AK Parti'nin bu paradoksu ne kadar taşıyabileceği, taşıdığı oranda ne tür hasarlar alacağı önemli bir sorudur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89