• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 20 °C

Özlemini çektiğimiz YENİ’ye ulaşana dek...

Reyhan Yalçındağ

Bir yıl daha devrildi tarihin yapraklarından. 2014 senesi, Kürtlerin tüm Kürdistan’da ödediği bedeller, yaşadıkları kayıplar, çektikleri acılar, verdikleri büyük özgürlük mücadelesi ve direnişleriyle geçti. Kobanê tüm sınırları aştı, Rojava’nın olmaktan çok tüm Ortadoğu ve dünya halklarının sınırlarına ulaştı. Ezilenlerin, mazlumların sesi oldu. Kobanê sokaklarında, Şengal dağlarında tüm insanlığı savunma adına toprağa düştü gencecik bedenler. Kürdistan’ın, tüm insanlığın başına bela olan vahşi çetelerle savaşta kadınlar en ön saflarda yerlerini aldılar; almaya da devam ediyorlar. 40 yıldır verilen mücadele boyunca kör, sağır ve dilsizleri oynayan dünya güçleri bile artık bu direnişin önünde şapka çıkarmaya başladılar. 2014 yılında yüreği insanlık değerleri için atan herkes için günlerden Kobanê, aylardan Kobanê oldu. Öyle ki, yeni yılın arefesini Kürtler yine en sevdiklerini toprağa vererek geçirdiler.

Önce Roboskî dedik. Adalet arayışımız tam 4. yılına girdi. Taammüden-planlayarak-kasten işlenmiş bu katliamın planlayıcısı da belli, faili de belli. Gizleme gereği bile duyulmadı aslında. Sonuç olarak AKP-Genelkurmay eksenli bir katliam olduğunu tüm dünya biliyor. Neymiş, savaş uçaklarından, "yolu kaçağa düşmüş" çoğu çocuk 34 Can’ın üzerine bombaları yağdırma emrini son olarak Genelkurmay Başkanı, evindeki çalışma ofisinden vermiş. Ondan önceki saatlerde de dönemin başbakanına konuyla ilgili bilgilerin verildiği, karşılıklı bir koordinasyonun olduğu da çok açık. Yaptığımız suç duyurularının akabinde "kovuşturmaya yer OLMADIĞINA" dair karar verirken Savcılık, bu bilgileri geçmekten geri durmuyor. Bunun özeti şu: Evet bilerek ve isteyerek-planlayarak katlettik!

Sonuç: katır sırtında taşınan, kimisi ekmek almak için, kimisi okula gidecek yol parası ya da bir kalem için kaçağa düşmüş 34 can…hem de paramparça….

Roboskî 100 yıllık Kürt mücadele tarihinin dönüm taşlarından biridir. Bir klamdır artık Roboskî, sesinin bir yanı Urmiye’de, bir yanı Efrîn’de, bir yanı Colemêrg’de, bir yanı Ranya’da yankılanan..

İşte bu yıla da Kürtler, "Roboskî’nin hesabını sorana dek" mesajıyla girdiler.

Dedik ya, bu yıla da mezarlıklarda, morg önlerinde girdi Kürtler. Roboskî’den Cizre’ye yine annelerimizin yangın yeri yüreğinden kopan çığlıkları dağları taşları inletti. "Neymiş, provokasyonmuş"! Bir kere, faille maktulün kullandığı cümleler aynı olamaz; olmamalı. Zaten direnişin tarihi olan, Mem û Zin diyarı Cizre, her daim devletin gözüne batan, defalarca kez katliam denemelerinin yapıldığı bir yer. Cizire deyip geçmemeli. Tarih de oldukça manidar; Roboskî’nin yıldönümü. Rojava’dan gelen cenazelerin karşılanmasıyla başlayan ve adım adım örülen saldırıların gerekçesi belli; denenmiş ve artık fosil haline dönmüş devlet yöntemleri.

Kürtler bugüne kadar geri adım atmamış da bundan sonra mı atacak? 6-7 Ekim'den bu yana Hüda-Par’ın AKP eliyle planlı bir şekilde sokaklara sürülmesiyle yapılana provokasyon denmez; öyle olsaydı failler de yani Hüda-Par ve AKP de aynı şeyi söylemezdi. Bu yapılan, bizatihi Rojava devriminden bu yana iyicene örgütlü bir Kürt karşıtlığına dönüşmüş devlet aklının tanıdık ezberleridir. Bu örgütlü "elimine" etme pratiğini boşa çıkaracak olan şudur; Kürt siyasetçilerinin "mahçup" olmayan ve zaten sadece Kürt tarafının adımlarıyla bugüne gelebilen çözüm sürecine yönelik AKP eliyle tezgahlanan oyunlar olduğunun altını çizmek. Bu öyle devletin söylediği gibi, "sanki müzakere süreciyle istenilen aşamaya geçilmiş de AKP de üzerine düşeni yapmış ama AKP dışındaki güçler bundan rahatsız olmuş da süreci provoke etmek istemiş" türünden bir gelişme değildir. Bu tastamam da AKP’nin merkezinde olduğu, failin de AKP olduğu bir saldırıdır. AKP, gerçek çözüm konusunda bu dakikadan itibaren bir tutum değişikliğine girerse, bunu müzakere sürecinin yasalar ayağında göreceğiz!

Biz burada ölürüz!

Bu sözler, dün Amed D Tipi Cezaevi'nde yitirdiğimiz Barış elçisi Lütfü Taş’a ait. Onyıllarca yaşadığı kekik kokulu dağların ardından küçücük bir hücreye kapatıldıklarında, "biz dağlarda yaşamaya alışmışız; bu dört duvar içinde ölürüz" demişti. Dün sabah ölüm haberini aldığımda ilk bu sözleri düştü aklıma. Dünyanın neresinde barış elçileri zındana atılır? Tabi ki barıştan anlamayan, barışın kıymetini bilmeyen ülkelerde!

Sevgili Lütfü Taş dışında daha bu ülkenin cezaevlerinde tutulan binlercesi var… AKP çözüm sürecinde ne kadar samimi olduğunu, bir siyasi pazarlık konusu yapılamayacak derecede insani olan başta hasta olmak üzere tüm siyasi tutsakları serbest bırakarak gösterebilir…

Yoksa başkalarını da yitirmemiz bir an meselesidir.

Evet. Dilleri, kültürleri, kimlikleri için büyük ödeyen halklar, büyük de kazanacaklardır. Bizler, başlıkta da söylediğim gibi, özlemini çektiğimiz yeni yaşamı özgürce kurana dek, yürüyüşümüze devam edeceğiz.

Sersala We Pîroz Be!

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89