• BIST 94.907
  • Altın 144,684
  • Dolar 3,5579
  • Euro 3,8804
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 9 °C

Özgürlük Peygamberi ve Diktatörler (2)

Ersin Tek

Hz Muhammed’in(sav) kutlu doğumunu idrak ettiğimiz bu nisan günlerinde, Müslümanların yaşadığı her yerde çeşitli etkinliklerle İslam peygamberi hatırlanıyor.

Ülkemizde de, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı birimler başta olmak üzere, değişik İslami kesimlerce her sene kutlu doğum etkinlikleri düzenleniyor. Etkinliklere katılan insanlara Peygamberin örnek hayatı anlatılıyor. Anlatılan peygamber, anlatan kimselerin(çevrelerin) fikri, ideolojik kalıplarının ve ihtiyaçlarının çizdiği bir Peygamber tasavvurudan öteye geçemiyor. Peygamberin yemesi, içmesi, evlilikleri ve benzeri özellikleri daha çok anlatılıyor. Sonra bol duygu istismarı, bol gözyaşı, bol propaganda…

Peygamber’in bir devlet başkanı, bir yönetici olduğu, zulümle savaştığı, adaleti savunduğu, özgürlük peygamberi olduğu ise hiç anlatılmıyor. Korkuyorlar. Anlatamıyorlar. Bazı şeyler anlatılırsa, kendilerinin, taptıkları iktidarın samimiyetsizliği, çelişkileri gün yüzüne çıkacak ve cevap veremez duruma düşeceklerdir. O yüzden Peygamberi bu asli ve gerçek yönüyle kendi içlerinden kovmaları en doğrusu gibi geliyor onlara. Taif halkının, özgürlük peygamberine yaptığından farksız değildir bu tavırları.

Yıllar önce bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Kur’an’dan şu şu ayetleri çıkaralım, ondan sonra kabul edebiliriz, demişti. O Cumhurbaşkanından sonra gelenlerin de ondan farklı olduğunu zannetmeyin. Aynı sistemin yöneticisi ve vatandaşı(kulu) oldukları için, aynı ideolojinin kirli gömleğini giyiyorlar. Aynı kaynaktan besleniyorlar. Değişmeleri, Peygamberin yolundan gitmeleri mümkün değildir.

Bu zihniyete mensup kimseler, özgürlük peygamberini anlamaz ve anlatamaz. Gırtlaklarına kadar zulme, adaletsizliğe, kana boğulmuşlar…

Yaptıkları ve yapacakları tek şey, o güzel Nebiyi hatırlatırken unutturmak sadece. Durdukları konum, kurdukları düzen, yaşadıkları hayat, sürdükleri sefa, yeryüzündeki dostları, ödedikleri bedel, ucuz beklentileri, Hz. Peygamberin tebliğ ettiği din(İslam) ile örtüşmüyor. İslam’la zıt bir istikamet de ilerliyorlar. Dini arkalarına atarak yükseliyorlar. Kalkıp peygamberde bir kusur da bulamıyorlar. Tek yolları kalıyor, hatırlatarak unutturmak. Çok sinsi ve iğrenilesi bir yöntem. Bu ülkedeki cuma hutbeleri bu işlevi gördü/görüyor çoğunlukla. Hatırlatırken oyalamak ve unutturmak...

Çelişki ve gösteriş dolu inançlarına küçük bir örnek vereyim;

Bir yerin müftülüğünün hazırladığı kutlu doğum etkinliklere katılan bir dostum, şahit olduğu durumu benimle paylaştı. Bu dostum ve bir akrabası beraber kutlu doğum etkinliğinin yapılacağı kapalı spor salonuna gidiyorlar. Geciktikleri için kapıdaki görevliler tarafından içeri alınmıyorlar. Kendilerini iyice bir tanıttıktan sonra, bunları tanıyan bir görevli geliyor, ve bunlara hürmet edip, özel bir kapıdan içeri alıyor. Bunlar müftülükte görevli bir yöneticinin ailesi oldukları için kendilerine bir izzet, bir ikram... Resmi yetkililer için ayrılan bölüme alınıyorlar. Resmi yetkililer ve aileleri için ayrılan bu bölümdeki koltukların çoğunluğu bomboş duruyor. Daha aşağı bölümlerde ise onlarca yaşlı kadın ve erkeğin ayakta bırakıldığını görünce şoka uğruyor dostum. Bu nasıl bir çelişki? Bu nasıl bir peygamberi hatırlama biçimi? Bu manzara karşısında iğrendim ve gittiğime pişman oldum, diyordu…

Bu manzara yabancı değil. Buna benzer sayısızca örnek var bu ülkede. Adam kayırma, adaletsizlik, samimiyetsizlik bu ülke insanları(müslümanları)nın iliklerine nüfuz etmiş bir halde. Artık çok sıradan geliyor bu yanlışları. Bu zihniyetlerin, Peygamberin adaletinden anladığı bu kadar. Utanmadan, İslam ve peygamberini anıyorlar, anlatıyorlar, iman, takva, kardeşlik pazarlıyorlar.

İnsanlık tarihinde üzerine en çok kitap yazılan, en çok söz söylenen kimse Hz. Muhammed(sav)dir. Yine de acizdir her kitap, her söz onu anlatmaya. İslam peygamberini anlatmak için ne sayfalar yeter, ne de sözler.

Peygamberin yemesi, içmesi, yürümesi üzerine uzun uzun nutuk atacak değilim birileri gibi. Başlıktaki ‘Özgürlük Peygamberi ve Diktatörler’ hakkında birkaç söz hatırlatmak istiyorum.

Bugün İslam coğrafyasında diktatörler, totaliter rejimler, savaş, zulüm, yıkım ve ölüm boy gösteriyor. Önceliğim, bu yakıcı gerçekliğin farkında olup, Kur’an’ın bize model olarak sunduğu Hz. Peygamberi anlamak ve anlatmaktır. Hakkın tarafında olmaktır amacım.

İnsanoğlunun yeryüzündeki serüvenine göz attığımızda özgürlüğü yakaladığı dönemler, zulüm, kıyım, sömürü ve savaşlarla geçirdiği zamanların yanında bir hiç değerindedir. Fakat insanlık tarihi, bilinç ve iman karşısında zorbaların ve kölelilik zincirlerinin tuzla buz oluverişinin örnekleriyle de doludur. En güzel örneği, Hz. Muhammed(sav)in hayatıdır.

Ne kadar unutturulmaya çalışılsa da,  Hz. Muhammed’in o asil ve onurlu örnekliğine olan ihtiyacının bilincinde olan birileri(azınlık da olsa) hep olacaktır bu yeryüzünde. İslam ve peygamberi hakikattir çünkü. Hakikat de söndürülemez, susturulamaz, kaybettirilemez bir ihtiyaçtır; aydınlıktır, bağırarak gelir, bitimsizdir, yenilmezdir…

Pakistanlı âlim Muhammed İkbâl’in yıllar önce ‘Yansımalar’ kitabında Özgürlük Peygamberi ve Kralları(diktatörleri) anlattığı ‘Kutsal Yönetim Hakkı’ kısmı beni çarpmıştı. Tekrar tekrar okurdum o kısmı… Beynimin bir köşesinde İkbâl’in o sözcükleri hâlâ dönüp duruyor. Üstad İkbâl’den o sözcükleri kısaltarak ç/alıyorum. 

‘‘Kralların kutsal yönetim hakları teorisi, krallık kurumu kadar eskidir. Batı’da olduğu gibi Doğu’da da, bu prensibe göre, kralın yetkisinin doğrudan Tanrı’dan kaynaklandığı düşünülür. Bu, Doğu kökenli olup, Hristiyanlık’ın gelişiyle birlikte Batı’ya ihraç edilmiş gibi gözüküyor. Bu, mantıkî çıkarımlar şeklindeki iki önemli prensip tarafından takip edilmektedir. İlki, Tanrı’nın dünyadaki temsilcisi durumundaki kral, halkına karşı hiçbir yükümlülük taşımamaktadır. Sözleri kanundur ve hiçbir sorguya çekilmeksizin tatlı canı ne isterse yapar. ‘Kral hata yapmaz’ İngiliz sözü, kralın şahsiyetine verilen aynı kutsal dokunulmazlığın kalıntısıdır. İkincisi, krallığın kutsal olarak düşünülen aynı aile içinde intikal etmesi gerekliliğidir.

Bununla beraber üzerinde düşünülmesi gereken soru, kral yönünden böyle bir eğilimin ya da halk açısından böyle bir inancın ne kadar haklı olduğu ve böyle bir hak iddia ederken ne gibi bir belgeye dayandığıdır. Görünüşte böyle kutsal bir şey yoktur. Krallar yetkilerini sürdürmek için bilinen insanî yolları ve vasıtaları kullanmışlardır. Özgürlüğün sesini kısmak için polisleri ve hapishaneleri vardır. Dostlarını ve taraftarlarını satına alacak muazzam zenginlikleri vardır.
 

Bu ve benzer araçlar onların insanları yönetmesini sağlamıştır ve bu avantajların sağlandığı her insan aynısını yapabilir. Kutsallık bunu neresindedir? … Aslında bu, kutsal bir hak değil, takipçilerinin ona verdiği gücün hakkıdır.

Bu maddi vasıtalar dışında, krallar(diktatörler) halk arasında korkuyla karışık bir saygı yaratmak için psikolojik metodlara başvurmaktaydılar. Örneğin, naipliği iddiasında bulundukları Tanrı gibi, kendilerini imkân ölçüsünde görünmez yapmışlardır. Halkın bakışlarından saklanmayı kendilerine amaç edinmişlerdir. Moğol kralları saraylarındaki ufak bir aralıktan halka yüzlerini gösterirlerdi. Bu büyük psikolojik etkendi. Bugün dahi bazı krallar(zorbalar) serbestçe halkın arasına karışamazlar, sadece balkonda görünürler. Bu, kendilerini korkuyla desteklenen büyük bir çekinme duyusu ile karışık saygı elbisesiyle kuşandırma ve kendilerini saygı gösterilmesi gereken bir uzaklıkta tutma gibi, alışılmış psikolojik metodlardan yararlanma yönünde bir girişimdir. Kutsallık bunun neresindedir? Bu fırsat ve vasıtaları elde eden herhangi düzenbaz aynısını ve belki daha iyisini yapar. Bunlar, kutsal makama başvuruya gereksinim duymayan, herkese açık sun’î ve insanî yöntemlerdir.’’

Ya Özgürlük Peygamberi nasıldı? Bu krallardan(diktatörlerden) üstünlüğü ne idi Özgürlük Peygamberinin?

Devam edeceğiz.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89