• BIST 82.013
  • Altın 147,317
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0271
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin -7 °C

Özgürlük öncesi Öcalan’ın misafirliği

Cahit Mervan

Abdullah Öcalan yaklaşık olarak 15 yıl önce uluslar arası bir komplo sonucu kaçırıldı ve Türkiye verildi. Öcalan, ABD’nin başını çektiği NATO üyesi ülkelerin, İsrail ve hatta Rusya’nın katkısıyla gerçekleşen bir operasyonla esir alındı. İmralı adasında tek kişiye mahsus bir cezaevinde tutuldu. Göstermelik bir mahkemede yargılandı. 1925 isyanının lideri Şeyh Sait ve arkadaşlarının idam edildiği 29 Haziran günü idam cezası verildi. Kürtlerin mücadelesi sonucu önce AHİM idam için yürütmeyi durdurma kararı verdi. Daha sonra Ecevit-Yılmaz-Bahçeli hükümeti Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde idam cezasının kaldırılmasını öngörün ek protokolü imzaladılar. Öcalan’ın cezası ağırlaştırılmış ömür boyu müebbet hapse çevrildi.

ÖCALAN’A YAKLAŞIM BARIŞ VE SAVAŞ NEDENİ

Kürdistan Özgürlük Hareketi, uygar insanlık ve evrensel hukuktan yana olan herkes hiçbir zaman için Türk mahkemelerinin Öcalan’ı yargılamasını, idam, ömür boyu müebbet hapis veya başka bir cezaya çarptırılmasını ne kabul ettiler, nede meşru gördüler. PKK defalarca İmralı’da esir tutulan Öcalan’a yaklaşımın savaş ve barış nedeni olduğunu açıkladı. Sorunun çözümünün aynı zamanda Öcalan’ın özgürlüğü ile birebir ilişki içinde olduğunu ve kilidin anacak Öcalan’ın özgürlüğü ile çözüleceğini ikirciksiz bir şekilde deklere etti.

Türk devleti Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin bu tutumunu çoğu kez doğru okumadığı için zaman zaman savaşın ve çatışmanın alevlenmesine yol açtı. Hatta Öcalan’a ağır tecrit koşulları uygulayarak ateşle oynadı. Bu yolla PKK’ye ve Öcalan’a şantaj yapabileceğini düşündü. Ancak her seferinde kaybeden Türk devleti oldu. PKK ve Kürtler şantaj politikalarına karşı çok farklı ve zengin eylem çeşitlerini içeren direnişlerle karşılık verdiler.

Kürtlerin direnişi sonucu nihayetinde Türk devleti ve hükümeti Öcalan ile kalıcı barış ve Kürt sorununun demokratik çözümünü öngören görüşmelere başlamak zorunda kaldı. Bunun böyle olduğunu anlamak için sadece 2012 yılının son yarısına bakmak yeter. Gerillanın taarruzu, binlerce tutsağın zindan ve milyonlarca Kürdün sadece Kürdistan’da değil, dünyanın her yerinde ayağa kalkması İmralı’da diyalog ve görüşmelerin başlamasına neden oldu.

Elbette Türk devlet yetkilileri Öcalan ve PKK ile ilk kez görüşmüyorlardı. Öcalan İmralı adasına esir olarak getirildikten sonra, farklı dönemlerde askeri ve sivil kanattan heyetlerle görüştü. Oslo sürecinde ise bizzat görüşmelere katılmadığı halde işin hep içinde, hatta merkezinde oldu. Ancak 2012 yılının sonlarına doğru başlayan görüşmeler bir anlamda o döneme kadar yapılmış olan görüşme ve çözüm arayışlarının devamı olsa da, nitelik olarak farklıydı.

Her şeyden önce Abdullah Öcalan Kürt tarafı adına devlet heyetiyle ‘baş müzakereci’ sıfatıyla, devlet heyeti de dönemin başbakanı ve şimdiki cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına masaya oturdu. Erdoğan defalarca İmralı görüşmelerine ‘sahip çıktı’, hatta ‘heyet benim adıma görüşmeleri gerçekleştiriyor’ dedi. İmralı’da Öcalan’ın merkezinde olduğu diyalog ve görüşmeler daha öncekilerin aksine ‘gizlilik’ içinde yapılmadı. DTK eş başkanı ve Mardin milletvekili Ahmet Türk ve BDP Batman milletvekili Ayla Akat Ata'nın 3 Ocak 2013 günü İmralı’da Öcalan ile yaptığı görüşmenin açıklanması bunu gösteriyordu. Zaten bu görüşme ile birlikte Öcalan’ın esir tutulması için kurulan İmralı sistemi ölümcül bir darbe aldı. Öcalan’ın özgürlüğüne giden kapı aralanmış oldu.

Öcalan açıktan sorunun çözümünde ve kalıcı barışın sağlanmasında Kürt tarafının ‘baş müzakerecisi’ olarak yer aldı. İmralı’da devlet heyeti ile yaptığı sayısız görüşme sonrası kendisinin ‘Mutabakat Belgesi’ olarak nitelediği mektupları kaleme aldı ve 2013 yılının Newroz’unda tarihi manifestosunu açıkladı. Ateşkes sağlandı ve gerilla gruplarının bazıları iyi niyet adımı olarak sınır dışına çekildi.

SÜREÇ ÖCALAN VE PKK’Yİ GÜÇLENDİRDİ

İmralı’da Öcalan ile masaya oturan hükümetin derdi çözümden çok süreci bir tasfiye hareketine dönüştürmekti. Ancak bunun tam tersi gelişmeler yaşandı. Süreç PKK’yi ve Öcalan’ı değil, neredeyse hükümeti tasfiye edecekti. Kürt hareketi sürecin duraksamaya, hatta çökmekle karşı karşıya kalmasına rağmen son bir yılda güç kazandı.

Temmuz-Ağustos 2014 bile baz alındığında bunu net olarak görmek mümkündür.

Birincisi, Temmuz ayında Rojava Kürdistanı’nın Kobanê Kantonu’na karşı IŞİD çetelerin saldırıları sonuçsuz kaldı. Bir anlamda Türkiye IŞİD eliyle Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı kaybetti. En azından moral ve ahlakı olarak kaybetti.

İkincisi, 3 Ağustos’ta Güney Kürdistan’da Şengal, Maxmur ve bazı bölgelerinin IŞİD tarafından işgal edilmesi ve buna karşı YPG-HPG güçlerinin direnişi, çeteleri durdurmakla sınırlı kalmadı. IŞİD’in Kürdistan direniş duvarına çarparak nasıl tuzla-buz olduğunu gösterdi. Bu görkemli direniş Türk devletinin muhatabını, yani Öcalan ve PKK’yi, açıktan küresel ve bölgesel güçlerin muhatabı konumuna getirdi. Öyle ki, Almanya PKK’ye silah yardımını tartışacak konuma geldi.

Üçüncüsü ise 10 Ağustos’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP projesi önemli bir başarıya imza attı. HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş 9.8 oranında oy alarak Erdoğan ve AKP’nin arakasına gizlendikleri cuntacılarının seçim barajının yıkılabileceğini gösterdi.

HİÇ KİMSE ÖCALAN’I İMRALI’DA ESİR TUTAMAZ

Şimdi açıkça şu iki soruyu soralım:

Bir: Kim Öcalan’ı artık İmralı’da esir tutabilir ki?

İki: Öcalan’ın İmralı’da esir tutulması artık Türkiye’nin yararına mı?

Bu iki soruya verilecek akli selim yanıt açıktır. Bu saatten sonra hiç kimse Öcalan’ı İmralı’da esir tutamaz. Bunun nedenini çok geniş izah etmeye gerek yok. Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu siyasal haritasını önünüze koyun ve bakın. Milyonlarca taraftarı olan, on binlerce direnişçisi olan ve daha da önemlisi Türkiye’de k alıcı barışın sağlanması ve Kürt sorunun çözümü için belirleyici röle sahip bir lideri bir adada esir tutmak mümkün değil artık. İkincisi Öcalan’ın esir kaldığı her gün, her dakika Türkiye’nin yararına değil. Türkiye açısından büyük riskler taşımaktadır. Öcalan’ın esaretinin devam etmesi ve dolayısıyla çözüm sürecinin çökmesi Türkiye’yi hiç beklenmediği anda bir Irak veya Suriye’nin konumuna getirebilir. Bu nedenle aklı başında hiçbir Türk siyasetçi Öcalan’ın esir kalmasından yana olmaz.

ÖZGÜRLÜK ÖNCESİ MİSAFİRLİK

Zaten İmralı görüşmelerin şunda geldiği müzakere aşaması Öcalan’ın özgürlüğünü de kapsamaktadır. Normalleşme denilen aşamada Öcalan’ın özgürlüğü kaçınılmazdır. Türk hükümetinin ve devletinin medya yoluyla oluşturmak istediği algıya karşın hiç şüphesiz bu konular gündeme gelmektedir. Hükümet tarafından açıklanacağı söylenen yol haritasında eğer Öcalan’ın özgürlüğü ön görülmüyorsa başarı şansı yoktur. Hatta sıfırdır.

Bazı medya yayın organlarında İmralı görüşmelerinde gündeme gelen ve daha çokta Öcalan’ın Türk kamuoyunda bizzat devletin yarattığı ‘kötü imajını’ silmeye dönük bazı adımların atılması fikrinin deşifre edilmesi veya ‘patlatılması’ kuşkulara yol açmaktadır. Örneğin Öcalan’ın görüntülü mesajı, İmralı’da bir sekretaryanın kurulması veya görüşmeye gidip-gitmeyeceği dahi meçhul olan gazetecilerin isimlerinin sıralanması gibi.

Erdoğan ve ekibinin çözüm süreci başta olmak üzere Kürtlerle ilişkide-Roboski ve Paris katliamları başta gelmekte- zaten bir güven sorunu var. Bunu daha fazla zora sokan yaklaşımlardan uzak durmaları gerekiyor. Her zamankinden daha akıllı (!) olmak durumundalar.

Bu nedenle Erdoğan artı Davutoğlu hükümeti çözüm sürecinin baş aktörü Öcalan’ın geleceğinin ne olacağına ilişkin kem-küm etmelerin bir anlamı yok. ‘Şu olmaz, bu olmaz’, ‘hassasiyetlerimiz var’ demenin vakti zamanı geçti artık. Eğer çözüm süreci içinde bulunduğumuz bu ay yeni bir hamle yapacaksa, Öcalan İmralı’da artık esaret koşullarında tutulamaz. Bu olsa olsa özgürlük öncesi ada da misafirlik olur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89