• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 29 °C
  • Diyarbakır 40 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 31 °C
  • Berlin 24 °C

'Özgürlük ile demokrasi birbirine düşman olabilir'

Gülay Göktürk

Batı entelijansiyasının bir türlü bitiremediği "İslam'la demokrasi bağdaşır mı" şeklindeki bitmez tükenmez tartışma, anlaşılan sonunda geldi "Özgürlükle demokrasi bağdaşır mı" noktasına dayandı.

İnanması zor ama Financial Times'ın son sayısında yer alan makale bu soruya "bağdaşmaz" yanıtını veriyor. Gideon Ranchman imzasını taşıyan makalenin başlığı şöyle: "Özgürlük ile demokrasi birbirine düşman olabilir."

Peki hangi durumlarda olabilir? Ranchman'ın ifadesiyle, Türkiye ve Mısır'da olduğu gibi, "varlıklı ve eğitimli kentsel elitin ülkenin geri kalanının oy üstünlüğüne yenik düştüğü" durumlarda!
İşte böyle durumlarda elitlerin oyunun kuralını bozup, "özgürlük" adına demokrasiyi darbecilere ezdirme hakkı doğar...

"İslamcı ton"..."Otoriter hisler"

Yazı elbette teorik bir yazı değil. Liberalizmin kütüphanesini dolduran ciltler dolusu kitapta bol bol okuduğumuz, özgürlükle demokrasi arasındaki ilişkiyi, önceliği veya gerilimi inceleyen makalelerden birinden bahsetmiyoruz. Sözünü ettiğimiz makale, siyasi pozisyon olarak son derece sıkışık bir duruma düşen Batılı darbeci elitlere can simidi uzatmak üzere yazılmış...

Başvurulan yöntem ise çok tanıdık: Ranchman önce Erdoğan ve Mursi'yi son derece genel ve soyut bazı suçlamalara dayanarak otoriter ilan ediyor.

Bunu yaparken kullandığı deyimlere, dayandığı argümanlara bakın:
Mursi, basına baskı oluşturmuş. (Kaç gazete kapatmış, kaç gazeteci tutuklatmış, bilgi yok.) Kadınların ve azınlıkların haklarını koruyamamış. (Dikkat edin, ortadan kaldırmış diyemiyor ancak koruyamamış diyor.) Topluma gittikçe daha İslamcı bir ton aşılamış. (Dikkat edin; İslam'ın şu kuralını dayatmış diyemiyor, İslamcı ton aşılamış diyebiliyor.) Ve bir de, seçmenden değil, Tanrı'dan emir aldığını düşünen bir partiymiş!

İşte bütün bunlardan dolayı da, "Mısır'daki liberaller, demokratik seçimlerle başa geçen Mursi hükümetinin askerler tarafından devrilmesini, onu başlıca reformlara tehdit olarak gördükleri için desteklemişler." (Yine dikkat edin, reformları engelledi diyemiyor, reformlar için tehdit olarak görüldü diyebiliyor.)

Erdoğan'a gelince...
O da tıpkı Müslüman Kardeşler gibi, temel hakları kısıtlamış, yargıyı baltalamış, gazetecileri korkutmuş ve laik Türkler'in özgürlüklerini tehdit eden bir İslamcı politika izlemiş.

Zaten Recep Tayyip Erdoğan gibi otoriter hislere sahip (otoriter diyemiyor, otoriter hislere sahip diyebiliyor ancak) popülistler başa geçtikten sonra köylerde yaşayan 'gerçek halka' odaklanıp orta sınıfın değer verdiği özgürlükleri rahatça çiğneyebiliyormuş!

Çamur at izi kalsın

İşte bir iktidarı karalamak bu kadar ucuz...
AK Parti hangi temel hakları kısıtlamış? Yargıyı nasıl baltalamış? Laik Türkler'in özgürlüklerini hangi politikalarıyla ya da çıkardığı hangi yasalar ile tehdit etmiş? Hangi alanlarda İslamcı bir politika benimsemiş?

Bütün bunlara somut cevaplar vermenize gerek yok. Bütün mesele imajı bozmak... Darbeci Batı da onların Türkiye'deki müttefikleri de bu "imaj bozma" oyununu çok iyi bilirler. Atarsınız çamuru yapışmasa da izi kalır. Kırk kere "diktatör" derseniz, insanlar sonunda demek ki bunu söyleyenlerin bir bildiği var diye düşünmeye başlar. Sosyal medya da emrinizde nasıl olsa...

Her türlü tahrifatı, tezviratı ve manipülasyonu devreye sokarsınız, istediğiniz "diktatör" profilini yaratırsınız. Bir de on-on beş bin kişiyi sokağa döktünüz mü, tablo tamamlanır. İnsanlar sokağa döküldüğüne göre, diktatörlük var demektir! Siz onun diktatör olduğunu ispatlayamamışsınızdır ama sonunda o yaftadan kurtulmak, diktatör olmadığını ispatlamak da ona düşer.
Tabii o zamana kadar bir darbeyle alaşağı edilmemişse...

Seçim hakkı ilk değil, son

Yazarımız yazısını şu inciyle bitiriyor:
"Bu tür hareketler Batı'da özgürlüklerin seçimden geldiği varsayımını çürütüyor. Aslında Batı'nın kendi geçmişine bakacak olursak seçim hakkının ilk değil son geldiğini görürüz."

Öyle ya... Eğer "demokrasi ve özgürlüklerin beşiği" diye anılan bir coğrafyanın entelektüeli isen Mısır'da darbeci subayları desteklemeyi nasıl *justifike edebilirsin? Ancak demokrasinin karşısına ondan daha üstün bir değerle dikilerek...

Demokrasiyi "özgürlük idealine" kırdırmaya çalışan bu laf kalabalığını bir yana bırakıp duruma bakacak olursak şunu söyleyebiliriz ki, bu başlığı taşıyan böyle bir makalenin Financial Times'ta yayınlanabilmesi, liberal demokrasinin teorisini yaratan Batı'nın kendi entelektüel geçmişinin inkarıdır. Eski kıt'anın hem siyaseten hem de zihniyet dünyası olarak hızla dinozorlaştığının ilanıdır.

Bu gerçekten hüzün verici bir durum. Ama karamsar olmayalım. Malum, siyaset boşluk kaldırmaz. Bakarsınız, liberal demokrasinin ihtiyacı olan yeni soluk hiç beklenmeyen bir yerden gelir. Bakmışsınız, yeni gelişen demokrasiler kendi acılı tecrübelerinden öğrendikleriyle liberal demokrasinin bütün insanlığa örnek olacak yeni örneklerini süzmüşler.

Bu konudaki en kuvvetli adayın Türkiye olduğuna kuşku yok. AK Parti'nin sırtında o kadar büyük, o kadar hayati, o kadar tarihi bir görev var ki...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89