• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 1 °C

Özerklik Şartı: Çekinceleri kaldırmanın tam zamanı...

Alper Görmüş

9 ve 11 Ocak tarihlerinde bu köşede yayımlanan “AK Parti’nin yeni ittifak arayışları ve Kürt siyaseti” başlıklı yazılarda, iktidar bloğundaki parçalanmanın AK Parti ile Kürt siyaseti (PKK-BDP) arasında güçlü bir ittifaka yol açabileceğini savunmuştum.

Ben o yazıları kaleme aldığımda henüz ne Öcalan “darbenin karşısındayız” demişti, ne Selahattin Demirtaş “ateşe benzinle gitmeyeceğiz...” Ne de KCK Eşbaşkanı Bese Hozat, Cemaat karşıtı açıklamalarını yapmıştı...

O nedenle bazı okurlar yazılarımı “o kadar da değil” makamından eleştirdiler...

Türkiye, hızlandırılmış bir tarih yaşıyor; doğrusu ben de işlerin bu kadar süratle gelişebileceğini düşünmemiştim.

Kürt siyasetinin temsilcilerinden gelen ve son tahlilde “siyaset”ten yana tavır alınacağına dair bütün o açıklamaların hemen ardından internete düşen bir ses kaydı ise -içeriği doğru olsa da olmasa da- AK Parti ile Kürt siyaseti arasındaki yakınlaşmanın bazı kesimlerde nasıl bir telaşa yol açtığını gösterdi. (Ses kaydını yayına sokanların iddiasına göre, geçtiğimiz yıl gerçekleşen ve üç PKK’lı kadının ölümüyle sonuçlanan cinayet bir MİT prodüksiyonuydu).

Kaseti elinde bulunduran kişi, Paris’teki cinayetlerin katil sanığı Ömer Güney’in bir yakını... Güney’in, “başıma bir şey gelirse bu kaseti yayına sokarsın” dediğini söylüyor. Yani kaset bir yıldır elde ve bugün yayımlanıyor. Bu arada Ömer Güney’in “başına” gelen ilave bir şey de yok. Bu defa “zamanlama” gerçekten de “manidar” görünüyor!

En sivri oklar çözüm sürecine...

Yalnız başına bu dahi ortaya koydu ki, hükümete karşı başlatılan huruç harekâtının aktörleri, oklarının en sivrilerinden birkaçını çözüm sürecine karşı hazırlamışlardır. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın konuya dair açıklamaları, yolsuzluk iddialarında alınan pozisyonu andırıyor, yani insana şöyle dedirtiyor: “Operasyonun ardındaki amaçla ilgili olarak söylenenler doğru, fakat iddialarla ilgili doyurucu bir izah yapılamazsa, hasar kaçınılmaz olur.”

Adı Ömer Güney’in cinayet listesinde geçen Remzi Kartal’ın Ezgi Başaran’a söylediği şu sözler de bunu gösteriyor: “Ses kaydını dinledim. Ömer Güney talimatı MİT’in verdiğini söylüyor. Ya bu doğrudur ya da MİT, Ömer Güney ve Paris cinayetiyle ilgili tüm bilgileri kamuoyuna sunmalıdır.”

Şurası açık: Muhtemelen küresel bağlantıları da olan bazı güçler AK Parti ile Kürt siyaseti arasında bir ittifakın oluşmaması için ellerinden geleni yapıyorlar ve yapacaklar... Bu stratejinin mefhum-u muhalifinin vereceği sonuç ise şudur: Bu iki siyasi güç Türkiye’nin geleceğinde rol oynamak istiyorlarsa, bunu ancak birlikte başarabileceklerini kabul etmelidirler ve provokasyonlara aldırmadan gereğini yerine getirmelidirler.

Konuya dair önceki yazılarımda ima ettiğim gibi, bu süreçte AK Parti’nin cesarete, Kürt siyasetinin de olgunluğa ihtiyacı var.

AK Parti, sözünü ettiğim ittifakın toplumsal-kültürel temellerinin hazır ve sağlam olduğunu hesaba katarsa, ihtiyaç duyduğu cesarete ulaşmakta zorlanmayacaktır.

İslamiyetle irtibatı hayli zayıf bir örgütün lideri olmasına rağmen, Abdullah Öcalan’a geçtiğimiz yılın Nevruz’unda “Türklerle Kürtlerin 1000 yıllık İslam kardeşliği” vurgulu o ünlü konuşmayı yapma cesareti veren şey de zaten bu temelden başka bir şey değildi.

Ardından, Kürt siyasetinin çeşitli düzeylerdeki temsilcileri de bu kardeşliği vurgulayan değerlendirmeler yapmışlardı. Onların en dikkate değerlerinden biri de Selahattin Demirtaş’tan gelmişti:

“Şimdi 1000 yıl önce o topraklarda Kürtler ve Türkler karşılaştıklarında, o toprakları birlikte yurt edindiklerinde, o halkları bir arada tutan şey İslamiyet’ti. Buna atıfta bulunmak niye rahatsız ediyor bazılarını? (...) Şimdi bazı çevreler, bu gerçeği ilk kez duymuş gibi feveran ediyor. Soruyorum, bunlar Türklerle Kürtlerin ilk kez Cihangir’de mi karşılaştığını düşünüyorlar?”

Öcalan, hiç kuşkusuz o tarihî çıkışının, “İslamiyet” sözcüğünü duyduklarında akıllarına “gericilik”ten başka bir şey gelmeyen PKK militanlarının canını sıkacağını düşünmüştü... Fakat PKK’yı destekleyen sıradan Kürtlerin duygusunun böyle olmadığını biliyordu ve ona o çıkışı yapma cesareti veren şey de işte bu “İslam kardeşliği” algısıydı.

Kürt siyaseti ve olgunluk...

Gülay Göktürk, PKK-BDP’nin yerel seçimleri “özerklik” için bir “çıpa” gibi kullanacağı yönünde bazı bilgilerin bulunduğunu hatırlattı iki gün önce (Bugün, 14 Ocak). Oradaki bilgiler doğruysa, Kürt siyaseti önümüzdeki aylar içinde bir de olgunluk sınavından geçecek demektir.

Hatırlayalım Göktürk’ün yazdıklarını:

“Bugün gazetelerde yer alan haberlerden birinde hem BDP'nin hem de Hüda-Par'ın yerel seçim propagandalarını ‘Türk partilerine oy yok’ sloganı etrafında yürütmeye niyetli oldukları yazılıyordu.

“Eğer bu haber doğruysa, siyaset kulislerinde çoktandır dolaşan bir endişenin de doğrulanmış olduğunu söyleyebiliriz.

“Neydi bu endişe?

“Kürt siyasetinin bu yerel seçimleri özerklik için bir referanduma dönüştüreceği, eğer umduğu oy patlamasını gerçekleştirirse de özerk bölgeyi fiilen hayata geçireceği iddiası...

“Ve tabii, bu siyasete paralel bir şekilde, seçim çalışmaları boyunca ‘Güneydoğu'nun tek egemeni’ imajını güçlendirmek üzere bölgede gövde gösterileri yapması, kendinden olmayan kesimlere baskı yapması; demokratik seçim atmosferini ortadan kaldırması...

“(...)

“Geniş milliyetçi-muhafazakâr tabana dayanan AK Parti'nin bu tabloyu göğüslemesi kolay olmaz. Buna bir de ‘bölgenin tek hakimi’ görüntüsünün eklendiğini düşünürseniz, bu durum seçim döneminde bölgede rekabet eden bu iki güç arasında ciddi çatışmalara yol açabileceği gibi, seçim sonrası dönemde AK Parti'nin açılımı ilerletmesini ve Kürt siyasi hareketiyle yapıcı ilişkiler sürdürmesini son derece güç hale getirir.”

Umarım böyle olmaz... Fakat Kürt siyasetinden böyle bir şeyi yapmamasını istemek, Kürtlerin ortak bir devlet altında kendi kendilerini yönetme arayışlarını meşru görmemek anlamına gelmez.

Tam tersine, bu, Kürtlerin içlerine sinecek ve dolayısıyla kalıcı olabilecek bir “barış”ın üç temel koşulundan biridir (öbürleri, vatandaşlığın “Türklük” üzerinden tarif edilmemesi ve anadilin önündeki bütün engellerin kaldırılması.)

Ayrıca unutmayalım, bugüne kadar tarif edildiği kadarıyla “özerklik” bir “ayrılık” projesi değil, bir, bir arada yaşama formülü olarak öne sürüldü.

Elbette Kürt siyasetinin dar zamanlara sıkıştırılmış “kopartıcı” taktiklerden uzak durması karşılığında, hükümet de oyalayıcı tavırlardan vazgeçmelidir.

Mesela hükümet, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konan şerhlerin kaldırılmasının şu koşullarda oluşturacağı olumlu hava üzerinde hiç düşündü mü acaba?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89