• BIST 107.661
  • Altın 151,653
  • Dolar 3,6970
  • Euro 4,3417
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 10 °C

Oyun kurucu olarak kalmak

Serpil Çevikcan

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, siyasi yaşamında karşı karşıya kaldığı en büyük sorunun bertaraf edilmesi için milat olarak lanse ettiği 30 Mart yerel seçimlerinden sonra masasındaki en önemli mesele çözüm sürecinin kaderi olacaktır.

Siyasi dizayn planlaması, öncelikli gündem maddeleri mecburen değişen, odaklandığı noktalarda dikkati dağılan, belirleyen olmaktan çok kendini koruma refleksiyle hareket etmek zorunda kalan hükümet, yerel seçim sonrasında barış sürecinde manevra alanını ne ölçüde kullanabilecektir?

Bu soruya yanıt ararken, hükümet ve güvenlik bürokrasisinin çözüm süreci ve aktörleri konusunda yansıttıkları son manzarayı özetlemek gerekiyor. Yapılan değerlendirmeler genel hatlarıyla şöyle:

“Tıpkı BDP yönetiminin en yetkili ağızlarından çıktığı gibi süreçte durum ‘kritik’. Ateşi sürekli kontrol edilmek ve düşürülmek zorunda olan kronik bir hasta gibi ilgiye muhtaç. Provokasyon ve kaza oranı çok yüksek.

Hükümetin önündeki en büyük problem sorunun çözümüyle ilgili demokratik zihniyet. Örgütün içinde problem çok fazla. Dağda olanların meşru siyaseti kabullenmesinde hala büyük direnç var. Türkiye’de siyasi zihniyet evrim geçirirken örgüt kendini geliştiremedi. 1984’ten beri yönetici kadro aynı. Kandil’de ciddi bir iktidar mücadelesi yürüyor.

Bu işi kotaracak biri varsa o da Abdullah Öcalan. Ancak Öcalan’ın üzerinde ciddi komplolar kuruluyor. Şu anda birtakım çevreler Öcalan’ı oyunun dışına çıkarmaya çalışıyor.

Paris cinayetleri, İmralı ile büyük ölçüde mesafe alındığı, yol haritasında anlaşmanın sağlandığı günlerde gerçekleşti. Cinayetlerin ardından Öcalan bir süre devletle görüşmek istemedi. Bu travma atlatıldı. Öcalan ve BDP’li vekiller, ‘darbenin bir parçası olmayacağız’ dedikten sonra belgeler yayınlandı. Son olarak sorgu videoları ortaya döküldü. Bunlar Öcalan üzerinde baskı kurmaya dönük girişimler ve etkileri büyük oldu.”

Ankara’dan tariflenen tablo bu.

Bu tablo içinde BDP-HDP kanadı, demokratik özerklik, öz yönetim talebini beyinlere daha çok kazıyor.

MİT yasa teklifine yerleştirilen, “milli güvenlik ve ülke menfaati için her türlü örgüt ve kişiyle doğrudan ilişki kurabilme” düzenlemesinin, müzakerelerin yasal altyapıya kavuşturulması talebini karşılamadığını duyuruyor.

Bu yolla inisiyatif alanını genişletmeye, masada olan taleplerinin meşruiyetini pekiştirmeye çalışıyor.

Türkiye, 30 Mart seçimlerine devlet içinde devlet bunalımında ilerlerken, Ankara, süreci yeni kayıplar ve aşınmalar olmadan yürütmeye, kamuoyu nabzını aleyhe çevirmemeye gayret ediyor.

Bütün mesele, 30 Mart’tan sonra ısınacak talepler karşısında atabileceği adımlar.

Örneğin, öz yönetim meselesi.

Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan seçim beyannamesinde yer alan, “yerel yönetimlerin güçlendirileceği, yatay ve esnek örgütlenme ile adem-i merkeziyetçilikle uyumlu bir modele dönüleceği, merkezi ve yerel yönetim arasındaki yetki ve kaynak dağılımının geleneksel yapısının değiştirileceği, merkezi hükümetin makro düzeyde denetleyici olacağı, merkezi kurumların ruhsat vermesi istisnai bir uygulama haline geleceği” gibi planlamalar, bu talebi ne kadar karşılayacak?

Örneğin Türkiye’nin çekince koyduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndan çekincelerin kaldırılması talebi masadaysa karar ne olacak?

8 Mart’ta İmralı’da heyet görüşmesi var. Ankara-Kandil-Erbil hattında sıkı bir trafik yürüyor.

30 Mart’ın sonuçları ve sonrasındaki gelişmeler, hükümetin çözüm sürecinde, “oyun kurucu” vasfını ne kadar tahkim edebileceğini gösterecek.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89