• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara -8 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin 2 °C

Oslo sürecini kimler kesti?

Muzaffer Ayata

CHP’li Haluk Koç bu hafta farklı bir anlayış ve beklentiyle daha önce basına sızdırılan Oslo görüşmelerinin protokollerini basına verdi. Bu protokollerde açıkça görüldüğü gibi sorunun barışçıl ve siyasi yöntemlerle çözülmesi hedeflenmiş. Kürt tarafı bu konuda gayet net. Bu protokolleri hazırlayan ve sunan da esas olarak PKK Lideri Sayın Öcalan. Protokoller kendi hareketi tarafından da kabul edilmiş.

Haziran seçimlerinden sonra tarafların bir araya gelmesi ve pratik bazı adımların atılması için anlaşılmış. Ancak seçimlerden sonra her şey askıya alınıyor. Bunu askıya alan da hükümetin kendisi. Belgeleri takip edersek durum bu kadar net.

Ancak AKP ve yandaşları özellikle Fethullahçı basın PKK’nin barış masasını devirdiği ve süreci sabote ettiği yönünde sistematik bir karşı propaganda yürüttü. Bu kampanyanın amacı da giderek tırmanan şiddet ve savaş ortamına kamuoyunu hazırlamak ve bundan PKK’yi sorumlu tutmaktı. Kendi sorumluluklarını gizleme ve ölümlerden, olası tepkilerden kendilerini sıyırarak PKK’yi hedef göstermeyi bilinçli tercih ettiler.

Basında ve demokratik çevrelerden bazı kesimler de Silvan olayından yola çıkarak sürecin kesintiye uğramasından PKK’yi sorumlu tuttu. Bu duruma göre hükümet çözüm için çalışıyordu ama PKK Silvan saldırısı ile hükümeti zorladı ve onlar da askeri çözüme geri döndüler.

Eğer sorun sadece bir Silvan olayi ise bunu kontrole almak çok zor değildi. Dünyanın her yerinde ateşkeslerde kesintiler ve ihlaller olur. Bir süre sonra tekrar görüşmelere devam edilir ve ateşkesin daha etkili denetimi için etkin yollar aranır. Ancak Türkiye’de olanlar böyle değil. Temel sorun Türk hükümetleri, AKP de dahil, Kürt tarafını hala bir irade olarak kabul etmeye hazır değil. Savaş ve siyasi hilelerle sorundan kurtulmaya çalışma baskın durumda.

Bugün hükümetin açıklamalarına bakalım; Kürtler adına hiçbir siyasi oluşumu muhatap kabul etmeyecekleri ısrarla belirtiliyor. Mevcut siyasi oluşumların Kürtleri temsil etmediğini tekrarlayıp duruyorlar. Kürtleri Türk siyasi sisteminin bir parçası olarak görüyorlar. Bu Kürtleri bir halk olarak kabul etmemekten, onların kendi adına örgütlenemeyeceklerine olan bakıştan kaynaklanıyor. Ortada hala güçlü ırkçı ve tekçi bir zihniyet ve bunun politikaya yansımaları var. Bunlar görülmeden ve sorgulanmadan sağlıklı bir değerlendirme ve çözüm de olmaz.

Silvan’dan, yani “savaşın gerekçesi” olarak gösterilen olaydan bu yana yüzlerce insan daha öldü. Barışçıl ve siyasi yöntemlerle çözümden yana olan bir hükümet bu savaşı daha tırmandırır mı? Yeni bir ateşkes ve yumuşatma arayışına girmez mi? Ancak AKP ve Erdoğan PKK’yi tasfiye etmekten ve ezmekten baska bir açıklama yapmıyorlar. Kürtlerin anadilleriyle eğitim hakkı için bile “yok öyle şey” diye rest çekmektedirler. Kürt halkını tanıyan ve barışı savunan bir hükümet anadille eğitim gibi doğal bir hakka böyle yaklaşır mı?

Diğer bir konu psikolojik savaşın parçası olarak bazı kesimler PKK, Öcalan’ı İmralı’ya gömdü propagandasıdır. Güya PKK, Öcalan’ı dinlememiş, çatışmaları başlatmış ve devredışı bırakmıştır. Bu kadar hayasız ve yüzsüz bir alay olur mu? Kürt halkının aklıyla alay etmek ancak bu kadar olur. Eğer PKK Öcalan’ı devre dışı bırakmak istiyorsa siz de İmralı’yı basına ve kamuoyuna açarsınız. Kendi yasalarınızı bile çiğneyerek, direkt Erdoğan’nın talimatıyla İmralı’yı niye dünyaya kapatıyorsunuz? İmralı’nın denetim ve kontrolü PKK’de değil ki. Hem yasaları çiğneyip İmralı’yı tecrit edeceksin hem de PKK Öcalan’ı İmralı’ya gömdü propagandası yapacaksın!

Barış masasını PKK devirdi diyelerin artık kendilerine sorması gerekmiyor mu? PKK yetkilileri Oslo sürecine bağlı olduklarını açıkladılar. Hükümet de Oslo sürecine bağlı olduğunu söylüyor mu? H. Koç’un protokolleri basına vermesinden sonra hükümet yetkilileri bunları hiçbir biçimde imzalamadıklarını ve kabul etmediklerini açıkladılar. Görüşmeler uzun zaman sürüyor. Her şey konuşulup tartışılıyor. Bu tartışmalardan sonra karşılıklı neler yapılması konusunda mutabakat sağlanıyor. Ancak Erdoğan bunu onaylamıyor ve süreci sonlandırıyor. Eğer sonlandıran Erdoğan değilse, çıksın Oslo süreci beni bağlar desin. Demiyor, tam tersini söylüyor. Kabul etmedim ve etmem diyor. PKK yetkilileri ise biz Oslo sürecine bağlıyız, diyor. Bu durumda barış masasını kim terk etmiş veya devirmiş oluyor.

Erdoğan geldiği noktada artık niyetini saklama gereğini duymuyor. açıktan açığa artık Kürt sorunu diye bir sorun kalmadı, diyor. Yandaş ve Fethullahçı basın PKK’yi karalama ve kötülemeye devam etsin. Erdoğan’a niye Kürt sorunu yok diyorsun diye bir eleştiri yönelteceklerini zaten beklemiyoruz. Yeni Sultanlarını bulmuşlar. O ne eylerse güzel eyler. Devlet ve iktidarla buluşup kucaklaştılar. Devletli oldular. Devletin tüm hastalıklarını, yalan, dolan ve şiddet dilini, aygıtlarını olduğu gibi devraldılar.

Kendilerine sığınacak, sığıntı Kürt bulmakta da zorluk çekmezler. Böyleleri hep vardı. Bundan sonra öyle kolay olmayacak bu işler ama yine de bulacaklar. Ancak bu kara propagandaları yutmayacak uyanmış ve politize olmuş bir Kürt halkı karşılarında var. Artık bu olguyu kabul etmeleri herkesin hayrına olacak. Bu ülkede daha fazla şiddet ve kan istenmiyorsa, yalan dolandan vazgeçip, Kürt halkının varlığı ve hakları kabul edilmelidir.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89