• BIST 106.872
  • Altın 151,903
  • Dolar 3,6611
  • Euro 4,3075
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 13 °C

Oryantalist İslamcılık! - 2

Yavuz Delal

Oryantalist karakter derken temel kastım, Oryantalizmin 18. asırda başlayan Batı’nın sömürge politikasına, bu amacı kast etsin veya etmesin, hizmet etmiş olmasıdır. Burada Oryantalizmi, sömürü politikalarında, sömürülen toplumlarda karşılık bulduğu imgesi üzerinden ele almakta ve bir ilim ve yaklaşım olarak meseleyi konunun uzmanlarına  havale etmekteyim. 

Önceki yazıda, genel hatlarıyla tarihi bir süreçten bahsetmiş olsam da, burada amacım Oryantalist İslamcılık tartışmasını bir akım olarak İslamcılık tarihiyle yapmak değildir. Tartışmayı, İslamcılık’ın “Kürt sorunu”yla ilişkisi üzerine kurmakta ve buraya sınırlayarak İslamcılık’ın oryantalist karakterini betimlemekteyim. 

“Kürt sorunu”yla ilişkisini İslamî çerçeve ile ifade eden bir İslamcı olduğumdan; 1990’dan buyana fiili olarak, 2005’ten buyana da görünür bir biçimde “Kürt sorunu”nu anlamaya, algılamaya, tanımlamaya ve açıklamaya dair İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an vahyinden esinlenen  bir süreç içerisinde oldum. 

Benim için oryantalist karakterli İslamcılık’ın uzun süre tartışmasını yapmak, aynı zamanda “Kürt sorunu”nda eski (ideolojik) İslamcı paradigma eleştirisi üzerinden yeni bir İslamcı yaklaşım kurma çabasıydı. Ve bu tartışma bunun için zorunluydu. Yoksa yalnızca İslamcılık değil, Türkiye’de kendini adamdan sayan sosyal-siyasal akımların/yaklaşımların hemen hemen tümü “Kürt sorunu”nda oryantalist karakterli olmuş-olabilmiştir.

Kürdistan’da bu akımların oryantalist karakterini ve açık-gizli izlerini görmek isterseniz eğer, Kürt hareketini biçimlendirmeye kalkışan irili ufaklı seküler ve dini örgütlere ve onların düşüncelerine bakmanız yeterlidir. Hatta, en baba milliyetçi Kürtlerin veya en baba İslamcı Kürtlerin milliyetçilik veya İslamcılık adına düşmana sığındığını görmek şaşırtıcı olmayacaktır. 

Fakat bu sığınma başlangıçta ne bir ihanet ne de bir işbirliği ilişkisinden kaynaklanmaktadır; bu sığınma düşmanın bu akımlar yoluyla elverişli kıldığı Kürt prototipidir yalnızca. Ve bu sığınma, hem milliyetçi Kürtler de ve hem de İslamcı Kürtler de AKP hükümetiyle birlikte tavan yapmıştır. 

Çünkü, 28 Şubat direncini kıran AKP hükümeti, artık Türkiye’nin yenilenmesi için gerekli bir atraksiyon oldu ve Türkiye’nin yenilenmesi, milliyetçi veya İslamcı Kürtler’de “yeni Türkiye” sanrısına yol açtı. Fakat Türkiye’nin tarihsel rejiminin değişme istidlali göstermesinin, aynı zamanda tarihsel kurucu refleksinin değişmesi anlamına gelmediğini KCK operasyonları, Hizbullah tahliyeleri sonrası başlayan sorgulama süreci, Roboski katliamı ve Taksim-Hocalı mitingi gibi açık başat örnekler gösterdi. 

PKK dahil seküler Kürtler ile Hizbullah dahil dindar Kürtler, Türkiye’nin demokratikleşme çabası ve bu çabaya katkı ile “Kürt sorunu”nu çözme çabası ve bu çabaya katkıyı tam bir örtüşme içerisinde değerlendirdiler. Halbuki Türkiye’nin demokratikleşmesinin aynı zamanda “Kürt sorunu”nu çözme anlamına gelmediği ve demokratikleşme çabasının en iyimser bakışla “Kürt sorunu”nu çözmeye elverişli ortam oluşturacağı, belki zorunlu maddi şartlar ve belki entelektüel yetersizlikler sebebiyle göz ardı edildi. 

Bu ikisi, yani Türkiye’nin demokratikleşmesiyle “Kürt sorunu”nun çözümünün elverişli hale gelmesi taraflar açısından farkı kategorilerdir. “Açılım” denen şey, işte bu farkın doğal işleyişi yüzünden herhangi bir sonucu elverişli kılmadı. Çünkü, “Kürt sorunu”nu, eğer düşüncede Ahmedi Hani’den, eylemde Şeyh Said’ten bu yana Kürt hareketinin temel tarihsel istemiyle formüle edeceksek, bu istemin Türkiye’nin demokratikleşmesinin konusu olmadığını da kabul etmemiz gerekecektir. Tarihsel ve aktüel açıdan formüle edilen cari istemin, Türkiye’nin demokratikleşmesinin değil, “kendi kaderini tayin hakkı” ilkesinin konusu olduğunu, Kürtler, ya kabul edecek ve buna göre bir çizgi takip edecektir ya da bu çıkmaz sokakta yaşamaya devam edecektir. 

Kısaca Türkiye’nin demokratikleşme çabası, temel iki toplumdan Türkler için mevcut üniter ulus-devlet modeli içerisinde  siyasal sistemde, rejimde ve kültürel kodlamada bir yenilenme ve yeniden tanımlanma değişikliğiyken; Kürtler için ise, demokratikleşmeyle elverişli kılınmak istenen, irade ettikleri şeydir; yani bağımlı ve inkâr edilen bir çeşit sömürge konumundan kurtulup, kendi kültürel kodlarıyla onları hükümran bir konuma getirecek bir değişikliğin yaratılmasıdır.

“Açılım” denen şeyin sonuçsuz kalması, tarafların bu farkın bilincine varmasıyla mümkün olmadı. Bahsettiğimiz farkın içerdiği doğal yetenek, bu yeteneği içermeyen bir “açılım”ı doğal olarak sonuçsuz bıraktı. Ama örgütlü seküler veya dindar Kürtler, bu farkın ayırımına vardıklarından değil, fakat “açılım”ın doğal yetenekler üzerinden sonuçsuz kalmasıyla, demokratikleşmenin içerisine sokacağı kendi sekter örgüt-cemaat yapılarının kırılması kaygısından da kurtulmuş oldu.

İşte “Kürt sorunu”nda temel iki toplumun; yani Türklerin Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve Kürtlerin “kendi kaderini tayin hakkı” ilkesinin teşkil ettiği temel istemlerinin arasındaki farkın ayrımına varamamak, Türkiye’deki ideolojik akımların; İslamcılık’ın veya Solculuk’un oryantalist karakterle Kürtler üzerinde kullanılmış olmasıyla mümkün olmuştur. Yani bu temel istemler arasındaki ayırımı yapamamak, Türk ırkçılığının veya Kemalist rejimin Atatürkçülük ilkesinin Kürtler üzerindeki başarısı değildir; daha çok Islamcılık’ın ve kısmen de Solculuk’un başarısıdır! 

Oryantalist karakteriyle İslamcılık’ı T.C’nin “Kürt sorunu”nda joker imkânı ve Türk ıtlak olunan İslamcılık olarak tanımlayabilirsek eğer, bir kısım bireysel Kürdün ve kimi grup/cemaat Kürtlerin, içerisinde düşün ve davranış geliştirdiği İslamcılık’ın da, Oksidentalist karakterli bir İslamcılık biçim ve içerikte olduğunu ve henüz genel olarak Oksidental seviyeyi aşamadığını söylemek mümkündür. 

Başarabilir miyim bilmiyorum, ama Oryantalist İslamcılık tartışmasını bir sonraki yazıda tekrar ele almak ve mümkün olursa diğer bir yazıyla da Kürtlerde gözüken Oksidentalist İslamcılık ile devam etmek istiyorum.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89