• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 2 °C

Ortaklık ve uzlaşma gereksinimi

Doğu Ergil

İç politikamızla yakın alan dış politikamız arasında bir yakınlaşma gözleniyor. Bu durum, dış politikanın tek taraflı ve ben merkezli yürütülemeyecek kadar karmaşık ve pek çok irili ufaklı oyuncunun varlığını hesaba katmak zorunluluğundan kaynaklanıyor.

Gelişmelere iç politika perspektifinden bakınca, on yıllarca Kürt olan her şey yasaklandığı ve baskılandığı için barışçı ve demokratik Kürt siyasal örgütleri sahne alamadı. Boşluğu en büyük özveriyi (ölmeyi, hapsi, işkenceyi) göze alan ve bunun karşılığında da düzene isyan eden Kürtler adına şiddet kullanma tekelini kazanan PKK doldurdu. Resmi politikanın kendisine açtığı bu alanda o da başka Kürt oluşumlarına alan açmadı.

Sistemin Kürtler'den sorun yaratan niteliği sorgulanmadan, Kürt başkaldırısı salt terörizm olarak nitelendirildiği için terörle mücadele mantığı ciddi kayıplara yol açtı. İnsan, zaman, güven ve maddi kayıplar, kalıplarını kırmak isteyen Türkiye'ye dar geldiği için, çözüm yönteminin değiştirilmesine karar verildi.

Artık sorunlu ile değil, sorunla ilgilenecekti. Bu amaçla demokratikleşme hamleleri yapıldı, kültürel haklar genişletildi. Ama bu süreç sonuna kadar götürülmedi. AB türü bir demokrasi Türkiye için hâlâ sakıncalı görülüyor. "Kürt sorunu"na da farklı bir tanım getirilmedi.

Konu şiddete son vermek olarak ele alındığından PKK kaçınılmaz olarak barış görüşmelerinin tarafı oldu. Örgüt, süreci açık, eşit ve yasal zeminden yoksun gördüğü için sorunlunun temsilcisi olarak silahı elden bırakmadı. Bu sayede taraf olma niteliğini sürdüreceğine inanıyor.

Hükümet, örgütün bu talebini bir taviz olarak gördüğü için siyaseten sakıncalı buluyor. İlan edilmiş olan çatışmasızlık durumunu bir kazanç olarak görüyor ve bundan sonra "vereceklerinin" miktar ve zamanını kendisi belirlemek istiyor. Karşı taraf bunu bir lütuf ve asimetrik güç gösterisi olarak görüyor, zaman zaman çatışmasızlığa son verebileceğini ilan ediyor.

Ancak her iki taraf da 8 aylık bir sükûnet ve çatışmasızlık sonrasında hayatın ne kadar kıymetli olduğunu, olağan yaşamın ne kadar özlendiğini gördü. Bu noktadan geri dönüş yok. O nedenle iki taraf da birbirine doğru benzer hamleler yapıyor.

Hükümet, Kürtler'le bir sorunu olmadığını ispat için özyönetim hakkı kazanmış bir başka Kürt topluluğunun liderini (M. Barzani) sınır ötesinden getirip, kendi Kürtler'e dostluğun ve barışın erdemini temsilen takdim ediyor. PKK da yasal siyasal organı BDP üzerinden HDP (Halkların Demokrasi Partisi) ile Türkler'e yöneliyor. Artık hiçbir parti, nerede kuvvetli olursa olsun tek başına Türkiye'nin tümünü yönetemeyeceğini idrak ediyor. Bu konuda CHP'de de bir hareketlenme var. Geleneksel duruşu dışında ittifaklara hazır olduğu mesajları veriyor. Bu hamlelerin her biri "Türkiyelileşme" ve siyasi (idari değil) koalisyonlar döneminin başladığına işaret ediyor.

Bu durumun yansımasını sınır ötesinde de görüyoruz. Suriye'nin Kürt illerinde etkinliğini artıran PYD tek başına hareket etmekten vazgeçiyor ve Erbil'e giderek KDP ve diğer Suriyeli Kürt partilerle ortak hareket etme eğilimi gösteriyor. Bu başarılırsa Cenevre'ye birlikte gidecekler ve Şam yönetimiyle Suriye'nin geleceğini pazarlık edecekler. Söz konusu durum Türkiye ile ilişkileri de yumuşatacak.

Evet hem ülkemizde hem bölgemizde siyasi koalisyonlar ve ortak programlar çağı başlıyor. Çünkü başka türlüsü gerilim, savaş ve yıkım demek.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89