• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 14 °C

Ortak açıklama ne anlama geliyor?

Yusuf Karataş

Dolmabahçe’deki Başbakanlık binasında HDP İmralı Heyeti ile hükümet yetkilileri arasında yapılan ortak açıklama çeşitli yönleriyle tartışılıyor. Kürt sorununun çözümü konusunda bahar havası estiren de var, sürece dair kaygılarını dile getiren de…

Herkesin aklındaki soru; bu açıklama ne anlama geliyor?

Aslında bu açıklamanın ne anlama geldiğini tartışabilmek için önce hangi koşullarda yapıldığına bakmak gerekiyor.

Bu konuda söylenebilecek ilk şey, hükümetin de, PKK’nin de mevcut çatışmasızlık durumunun devamını istediği; daha doğrusu her iki tarafın gerek Bölgesel ve gerekse ülke içindeki gelişmeler nedeniyle kendilerini süreci sürdürmeye zorunlu hissettikleridir. AKP’nin Bölge’de (Ortadoğu’da) böylesine yalnızlaştığı koşullarda PKK ile çatışmayı göze alamayacağı açıktır. Çünkü böylesi bir süreçte çatışmayı göze almak sadece Bölge’de pozisyonunu daha zora sokması anlamına gelmeyecek, aynı zamanda ülke içinde de yaratacağı gerilim ve çatışma nedeniyle mevcut kamplaşmayı derinleştirerek ciddi bir yönetememe krizine yol açacaktır. Kürt hareketi için bu durumun devamını gerektiren birkaç neden sayılabilir. Birinci olarak, bu durum bütün güç ve dikkatini ülkedeki çözüm süreci için de oldukça önemli olan Rojava’ya yoğunlaştırmasına ve dolayısıyla Bölgesel bir aktör olarak önemini arttırmasına hizmet etmektedir. İkincisi, Rojava’da kazanılan pozisyon ve IŞİD’e karşı yürütülen mücadele ile de bağlantılı olarak, ABD ve Batılı emperyalistlerin PKK’yi terör örgütleri listesinde gösteren politikalarının sorgulanmasının önünü açmaktadır. Son olarak, çatışmasızlık durumu hem Öcalan’ın ülkedeki en önemli siyasi aktörlerden biri haline gelmesini, hem de ülkenin batısında Kürtlerin taleplerini sahiplenen ve Kürt hareketiyle ortak mücadeleye yönelen güçlerin artmasını sağlamaktadır.

Öyleyse bu açıklamanın her iki taraf için süreci sürdürme zorunluluğunun dayattığı bir açıklama olduğu söylenebilir. AKP Hükümeti, Öcalan’ın PKK’ye silah bırakma kararı için olağanüstü kongre toplama çağrısı üzerinden siyasi bir zafer kazandığı havası yaratmak istiyor. Ancak bu açıklama ile asıl kazananın Kürt hareketi olduğu açıktır. Uzun bir süreden beri MİT üzerinden ve gizli kapılar ardından görüşmeleri sürdüren hükümet, ülke ve dünya kamuoyuna Öcalan ve Kürt hareketini siyasi muhatap olarak kabul ettiğini göstermek zorunda kalmıştır. Zaten ortak açıklama yapılacağı duyurulmadan önce KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Bülent Arınç’ın “ortak açıklama olmayacak” sözleri ile HDP ve Kürt hareketini tek taraflı taahhüt altına sokmaya çalıştığını hatırlatarak HDP’ye dayatılan tek taraflı açıklamanın kabul edilemez olduğunu vurgulamıştı. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamadan sonra HDP ve KCK’ye karşı saldırgan bir dil kullanmaya devam etmesi, aslında ortak açıklamayı zorunda kaldıkları için yaptıkları gerçeğinin üstünü örtmeye yöneliktir. Ayrıca açıklamaya biraz daha yakından bakıldığında silah bırakma çağrısının devletin çözüm için gerekli adımları atması koşuluna bağlandığı görülecektir.

Açıklamanın ayrıntılarına gelince…

Öncelikle Öcalan’ın barış ve demokratik çözümün koşulu olarak sıraladığı maddelere bakıldığında bunların önemli bir kısmının anayasa değişikliği isteyen, dolayısıyla seçimlerden sonra müzakere edilebilecek talepler olduğu açık. Bu durumun kimi ulusalcı sol-şoven güçler tarafından AKP-PKK işbirliği gibi lanse edileceğini tahmin etmek zor değil. Ama aksine bu durum HDP’nin seçimlerde barajı aşmasını ve Kürt hareketinin bütün emek-demokrasi güçleriyle ortak mücadelesini çok daha önemli kılıyor. Çünkü belirsizliklerin de devam ettiği koşullarda her iki taraf için zaman kazanmaya yönelik bir boyutu da bulunan bu açıklamadan sonra “nasıl bir çözüm” sorusunun cevabını, Kürt hareketi ve ülkedeki emek ve demokrasi güçlerinin mücadelesinin biçim ve düzeyi belirleyecektir.

Burada Öcalan’ın “demokratik cumhuriyet, özgür yurttaşlık ve ortak vatan” biçiminde özetlenebilecek çözüm çerçevesinin önemine de dikkat çekiyor. Bu çerçeve ‘bölücülük’ histerisi üzerinden siyaset yapanlara da, görüşmeler üzerinden “Batıya diktatörlük, Kürtlere özgürlük” pazarlığı yapıldığını söyleyenlere de bir cevap niteliğindedir.

PKK’nin silah bırakması mevzusuna gelince, aslında Öcalan 2013 Newroz’unda da “silahlı mücadele döneminin sona erdiği” ve “demokratik siyaset döneminin başladığı”nı söylemişti. PKK’nin Türkiye’ye yönelik silahlı mücadele dönemini bitirmesi yönünde karar almak üzere kongre toplaması çağrısına, biraz da fotoğrafın tamamını görmeye çalışarak bakmak gerekiyor. Bu durum, “terör örgütleri listesi”ne alanlar dahil, kimsenin PKK’ye terör örgütü diyemeyeceği ve PKK’nin bütün Bölge’de kendini siyasi bir aktör olarak kabul ettireceği bir sürecin önünü açacaktır. Zaten yukarıda da belirtmiştik, ha deyince silah bırakma gibi bir durum yoktur. Devletin çözüm yönünde adım attığı, koşulları yerine getirdiği durumda silahların bırakılmasının karar altına alması, her şeyden ve herkesten önce AKP Hükümeti’ni baskılayacak bir karar olacaktır. Yani bu kararla PKK, “ben silah bırakmaya hazırım, şimdi sıra hükümetin çözüm için gerekli adımları atmasında” demiş olacaktır.

Sonuç olarak elbette bu açıklamadan her siyasi çevre kendi durduğu yere göre sonuçlar çıkaracaktır. “Zafer” diyen de olacaktır, “ihanet” diyen de… Kürt hareketini işbirlikçilikle suçlayan da… Ancak kesin olan, bu açıklama ile çatışmasızlığın artık vazgeçilemez, geri dönülemez bir noktaya geldiğinin ilan edilmesidir. Öte yandan çatışmasızlığın çözüm olmadığı da açıktır. Dolayısıyla çözümün çerçevesini bugün AKP iktidarında ifadesini bulan egemenler ile Kürt hareketi ve ülkedeki bütün emek-demokrasi güçleri arasındaki mücadele belirleyecektir. Bu bakımdan emek ve demokrasi güçlerinin bu açıklamadan çıkarması gereken sonuç, ülkenin seçim sürecine de girmiş olduğu böylesi koşullarda ortak bir mücadele cephesinde birleşme konusunda hiçbir gerekçenin ardına saklanmadan ve hiç zaman kaybetmeden gerekli adımları atmak olmalıdır.

***

Not: Halklarımızın çağdaş Homeros’u; zulüm ve sömürüye karşı isyanının, barış ve kardeşliğe özleminin o büyük anlatıcısı Yaşar Kemal’i kaybettik. Ailesinin, tüm sevenlerinin ve halklarımızın başı sağ olsun. O güzel atlara binip giden bütün iyi insanlarımız gibi o da mücadelemizde hep yanı başımızda olacak….

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89