• BIST 84.208
  • Altın 147,160
  • Dolar 3,7746
  • Euro 4,0581
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -1 °C

Ortadoğu’da tarihi kim yazacak?

Ersin Tek

‘‘Ortadoğu eşsiz jeopolitik konumu, zengin yer altı kaynakları dini ve kültürel dokusuyla hemen her devirde gündemin ön sıralardaki yerini korumayı başarır. Tarih sahnesindeki yeri diğer hiçbir bölgeyle kıyaslanamayacak kadar önemlidir. Zira yerkürenin bu gizemli bölgesinde hâkimiyet kuramayan hiçbir güç dünya siyasetine yön verme noktasında iddia sahibi olamaz.’’ (Ömer Turan / Medeniyetlerin Çatıştığı Nokta Ortadoğu)

Ortadoğu yeni bir yol ayrımının eşiğinde. Ancak olup biteni kavramakta zorlanıyoruz.

Yaşananları ve gelecekte yaşanması muhtemel gelişmeleri kavrayabilmemizi zorlaştıran şeyler var; batılı devletlerin kendi menfaatleri doğrultusunda karmaşık stratejiler izlemesi, yoğun kirli bir propaganda ve kuşatmaya maruz kalmamız, kendi içimizdeki ucuz ideolojik/inançsal ihtilaflar, alan hâkimiyeti mücadeleleri, vs...

Apaçık olan gerçek, Ortadoğu’da şu an çok büyük bir çatışmanın mevcut olduğudur. Bu çatışmanın perde önündeki aktörleri ile perde arkasındaki aktörleri de bir değil ve bütün bu aktörler karmaşık bir çıkar ilişkisi ekseninde hareket etmektedir. Bölgedeki çatışmaların ve karmaşık ilişkilerinin yürümesi ise gizli servislerin etkin bir çalışması sonucu mümkün olmaktadır. Gizli servisler ve düşünce kuruluşları(tink tank) tarafından hazırlanan raporlar/planlar bu işin omurgasını oluşturmaktadır. Bölgeye yönelik uzun vadeli stratejiler var ve bunlar dünden kalma. Bugün yaşanılan çoğu şey, 2004-2005 yıllarında yazılmış istihbarat raporlarında saklı. Bölgedeki siyasi ve askeri çatışmaların nihai sonucu sürekli olarak bu raporların öngördüğü gelişmeler kapsamında seyretmektedir.

Suriye’de iki yıldan fazladır süren çatışmalar var. Esad ve muhalifleri arasında süren bu çatışmalarda yüz binlerce insan öldü, sayısızca şehir yerle bir oldu, ama hiçbir büyük güç bu çatışmalara açıktan müdahale etmedi. Kendi stratejileri ve çıkarları böyle bir müdahale yapmalarına engeldir. Batılı büyük güçlerin Ortadoğu’da öncelikle amaçladıkları şey algı yönetimidir, yani kitleleri yönlendirmek. İnsanların algılarını kontrol etme savaşı her zaman için, askeri müdahalelerin bir adım öncesindedir. Stratejik hedeflere ve enerji kaynaklarına sahip olmak orada salt asker bulundurmak değildir. Piyasanın algılarına(ihtiyaçlarına) hükmettiğiniz zaman, o alanı kontrol ediyorsunuzdur zaten. Arap baharı denilen olguyu bu yönden kuşkuyla karşılayanlar var. Haklı olabilirler. Fakat bu işgalci durum, bölge devletlerinin(yönetimlerinin, sınırlarının, vs.) meşru ve masum olduğunu kanıtlamaya yetmez. Bizzat bölge devletlerinin(hükümetlerinin, halklarının) günahı yüzündendir bunca işgal, zulüm ve kan…

Suriye resminde ilginç bir ayrıntı var; Suriye’de çatışmaları uzatmalara götüren asıl güç İran’dır. Hedefteki asıl ülke İran’dır çünkü. İran bunun farkında. Bu nedenle, savaşı uzatmak ve ABD’yi daha çok bataklığın içine çekmek derdinde idi. Bunun için her yolu denedi ve de deniyor. İran’ın bu konuda elindeki en güçlü enstrüman din(mezhep). Bölgede ABD emperyalizmine karşı koymak için en etkili araç dindir. Buradan hareketle Mısır’daki kanlı darbenin arkasında İsrail’i aramak yerine, İran’ı aramak daha doğru bir yaklaşımdır. Çünkü, İran, bölgede yaygın bir islamcılık(antiemperyalist) gücü/etkisi bulunan İhvan Hareketi üzerinden kendisi için bir çıkış noktası yaratmak peşindedir. Bölgede böylesi bir antiemperyalist dalga yaratıldığı takdirde, kendi üzerindeki yoğun baskıdan kurtulmuş olacaktır.

ABD ise, Irak ve Afganistan’da düştüğü hataya Suriye’de düşmeyeceğinin altını çizdi. ABD özellikle Irak’ta sayısızca hata/günah işledi ve karmaşadan doğan yönetim boşluğunu İran’a kaptırdı. ABD buna engel olamadı. İran Irak’ta kazandığı avantajı aynısını Suriye’de de kazanmak istiyor. Fakat, işin içinde bu defa dengeleri güçlü bir biçimde sarsan ve ince hesapaları bozan Kürdler var. Yalnızca Rojava’daki Kürdler değil, Başur ve Bakur’daki Kürdler de duruma bilfiil müdahildir, kendi gelecekleri tayin etme açısından güçlü bir taraftır. ABD bu gerçekliğin bilincinde olduğu için, stratejileri bu gerçeğe göre şekilleniyor ya da bu gerçekle çatışmamak için elinden gelen azami gayreti sarf ediyor; Rojava’da PYD(PKK) ve El Nusra arasındaki çatışmanın gizli finansörü ve tetikleyicisi ABD idi. ABD’nin amaçladığı şey, bu çatışmalar üzerinden PYD(PKK) hareketinde ulusal bir hassasiyet oluşturmaktı. Böylece PKK sınıfal bir kimlikten etnik bir kimliğe çekilecektir. Bu başarıldığı takdirde ise, PKK’nin Güneydeki Kürdlerle birleşmesi sağlanacak ve ABD karşıtı cepheye girmesi engellenecektir. Bu nedenle PKK içindeki siyasi ve ideolojik kimliğin etnik kimliğe evrilmelisi ABD’nin gelecekteki planları için hayati bir önem taşımaktadır.

ABD, Rusya ve İran arasında kimyasal silahlar üzerinden yürütülen pazarlıklar kimseyi yanıltmasın. Ortadoğu’ya dönük stratejiler çok uzun vadeli ve geniş kapsamlıdır. Böyle olması ABD için kaçınılmazdır, bir varoluş meselesidir. Bu gidişat, Suriye meselesiyle bir biçimde ilgili olan Türkiye’yi de bölgedeki savaş denkleminin içine çekecektir. ABD, Suriye meselesinde Türkiye’yi rencide edecek bir uygulama içine girmekten kaçınacak ve Kürdler için Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamayacaktır. Türkiye’siz operasyonlar yapamayacağını bildiği için, böyle yapmak zorundadır. Hedefteki İran’a karşı Türkiye değeri paha biçilmez bir müttefiktir.

Ortadoğu pazarında etkili olmak isteyen yalnızca İran ve ABD değildir. Aynı şekilde Rusya ve Avrupa da bu pazarda etkili olmanın peşindedir. İngiltere, ABD’nin hakimiyet mücadelesini yalnız başına yürütemeyeceğini düşündüğü için, Avrupa ile bütünleştirmek için bir denge politikası gütmektedir. İngiliz Parlementosundaki Suriye oylaması bu duruma işaret ediyor.

Bütün bu karmaşa içerisinde görünen; Bölge bitmez tükenmez bir uluslar arası iştah çemberiyle kuşatılmıştır. Ortadoğu’da etkili olan güç, kaçınılmaz olarak dünyada da en etkili güç haline gelecektir. Bugün, bu anlamda en avantajlı durumda olan güç ABD’dir. ABD, bu avantajını sürdürmek için Ortadoğu’daki hassas noktalardaki kontrolünü genişletmeye/sağlamlaştırmaya devam edecektir. Eğer kontrol edemezse küçülecek ve dünya üzerindeki etkinliği azalacaktır. Askeri ve siyasi etkinliğinin azalmasıyla kalmayacak, ekonomik bir gerileme içerisine de girecektir. Bu da kendisi için, büyük felaketin başlangıcıdır.

Tarih, Ortadoğu’da kendisini yazacak olan derin düşünüşün/kırılmanın sonucu beklemektedir..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89