• BIST 108.153
  • Altın 153,903
  • Dolar 3,8325
  • Euro 4,5073
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 1 °C

Orhan Doğan'ın boğazına sarılan rejim

Oral Çalışlar

1994'te yapılan da bugün yapılmaya çalışılan da 'siyasetin önünün kesilmeye çalışılması

1994.. Martın ilk günleri.. Şırnak Milletvekili Avukat Orhan Doğan, Meclis’in kapısında boğazı sıkılarak ve kafasına bastırılarak polis arabasına konuldu, gözaltına alındı. Dokunulmazlığı olan bir milletvekili içeri atılmış, yasalar çiğnenmiş, dokunulmazlık kurumu yara almıştı. 

Siyasi tarihimizin yüz karası gelişmeleri TBMM’de izlemek üzere Ankara’ya gittiğimde, okul arkadaşım İçel Milletvekili İstemihan Talay’la karşılaştım. Orhan Doğan’ın dokunulmazlığının kaldırılması yönünde oy kullandığını söylediğinde, yaptığının doğru olmadığını belirttim. “Üzgün olduğu” cevabını verdi.

Haklarında ‘dokunulmazlık kaldırma dosyası’ bulunan Ahmet Türk ve arkadaşları, Orhan Doğan’ın akıbetine uğramamak için geceyi Meclis’te geçirmişlerdi. İstemihan, “Ben ne yapabilirim” diye sorunca, Meclis kulisinde bekleyen Ahmet Türk’e sordum. O da “Meclis Başkanı talimat versin, Meclis polisinin eşliğinde evimize gidebilelim. Yolda gözaltına alınmamıza engel olunsun” dedi.

Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk ABD’deydi. Ahmet Türk ve İstemihan Talay’la birlikte Meclis İdare Amiri Yücel Seçkiner’e gittik. O telefonla Hüsamettin Cindoruk’a ulaştı. (Cindoruk, bu olaydan birkaç ay önce yaptığım söyleşide “Benim başkanlığım döneminde dokunulmazlıkların kaldırılmasına izin vermem” demişti.) Meclis Emniyet Amiri’ni arayan Cindoruk, Ahmet Türk ve arkadaşlarının evlerine gidebilmeleri için gereken önlemin alınması talimatını verdi.

Kürsü dokunulmazlığı

Sonra onların da dokunulmazlıkları kaldırıldı. Tutuklandılar.

O günlerin Meclis tutanaklarını inceler, gazetelerini gözden geçirirseniz, gerekçelerin, ‘tıkanma’nın ve ‘milliyetçi dil’in bugünküyle aynı olduğunu hemen fark edebilirsiniz.

AK Parti’nin gündeme soktuğu ‘dokunulmazlık’ krizine ana muhalefet partisi de bir yönüyle destek veriyor. “Haydi gelin kürsü dokunulmazlığı dışında hepsini kaldıralım” diyor CHP.

Kürsü dokunulmazlığı; milletvekilinin siyasi kimliği doğrultusunda yaptıklarının, milletvekilliği dönemi boyunca yargılanma konusu yapılmaması, yani milletvekilinin siyasi tercih ve görüşleri bağlamında özgürlüğünün sağlanması demektir. ‘Şiddeti açıktan savunmak’, bu noktada, ‘siyasi özgürlüğün’ sınırıdır.

BDP’liler, PKK’nın silahları bırakıp dağdan inmesini ve siyaset yapmasını istediklerini açıkça ifade ediyorlar. 2.5 milyon civarındaki bir seçmen kitlesi de onların tercihlerinin, davranışlarının destekçisi.

PKK’lılarla karşılaşıp kucaklaşmalarına gelince.. Bu, bir hata olarak analiz edilebilir. Tabii, bu davranışları da siyasi kimliklerinin parçası. Bizi (hukuki ve siyasi olarak) şu ilgilendirmeli: Açıktan şiddeti savunan bir sözleri oldu mu? Benim izlenim ve değerlendirmem, bunun tam tersinin ağır bastığı yönünde. Tabii toplumun değişik kesimlerinin bu konulardaki tepkileri çeşitli yönlerden incelenebilir.

Şunu da hatırlatalım: ‘Siyaseten yanlış olan eylem’le ‘milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasını gerektiren eylem’ eşanlamlı kavramlar değil.

Siyasi dokunulmazlık, çoğu ülkede, demokrasinin doğal şartlarındandır. Bir milletvekilinin, özellikle de siyasi kimliği nedeniyle suçlandığında korunması, demokrasinin ‘normal oyun kuralları’na dahildir.

1994’te yapılan da bugün yapılmaya çalışılan da ‘siyasetin önünün kesilmeye çalışılması.’

Orhan Doğan’ın ite kaka götürüldüğü fotoğraf bir ayıbın tarihe kazınmış halidir.

Yeni bir fotoğrafın faydasının olacağını düşünenleri anlamak kolay değil.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89