• BIST 89.573
  • Altın 146,325
  • Dolar 3,6382
  • Euro 3,9067
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 12 °C

Orada herkes ılımlı, herkes sertlik yanlısı

Kadri Gürsel

PKK’nın Dağlıca saldırısından sonra, “Hangi PKK, hangi Karayılan?” sorularını sormanın anlamı yok.

Murat Karayılan Kandil’de Avni Özgürel’e güya mülayim mesajlar verdiği sırada PKK’nın bu son Dağlıca saldırısının nihai hazırlıkları yapılıyordu büyük ihtimalle...

Ve eşyanın tabiatı gereği Karayılan’ın bu hazırlıklardan haberi vardı. Doğruysa, saldırıyı düzenleyen grubun en az 300 kişi olduğu söyleniyor. Bir o kadarının da lojistikte kullanılmış olabileceğini hesaba katarsanız, saldırıdan haftalar önce başlaması gereken bu denli büyük bir hareketlenmenin Karayılan’dan habersiz gelişmesi mümkün değil.

Bunun şaşılacak bir tarafı yok.

Bu kadar büyük bir PKK mobilizasyonunun Türk güvenlik ve istihbarat teşkilatları tarafından elektronik dinleme ve havadan keşif imkânlarıyla istihbar edilemediğini varsayınca şaşırmak ve irkilmek gerekiyor asıl.

Devam edelim; aşağıdaki alıntı, “Hangi PKK?” diye meraklananlar için...

Avni Özgürel’in sorusu:

“Türkiye’deki pek çok yorumcuya göre siz örgüt içerisinde ılımlı kanadın liderliğinin yapıyorsunuz... Cemil Bayık için şahin deniyor.”

Karayılan’ın cevabı: “Yok yok öyle bir şey... Bunlar psikolojik savaşın yansıması... Ama buna inanıldığını da biliyorum... Burada herkes ılımlı, herkes sertlik yanlısı...”

Şimdi anladınız mı?

“Ilımlı Karayılan” ile Dağlıca saldırısını azmettiren “şahin Karayılan” aynı kişi.

Kürt hareketinin silahlı kanadı açısından şiddetin uzun zaman önce arızi bir politik müzakere aracına dönüşmüş olduğu analizini yapanlar için, Dağlıca saldırısı ile örgütün “siyasi/barışçı çözüm”e meyyal söylemleri arasında konunun esası itibarı ile bir çelişki yok.

Bu örgüt, şiddetin Türkiye Cumhuriyeti hükümetini siyasi çözüme zorlamak için işlevsel bir araç olduğunu varsayıyor ve bu bakış açısıyla şiddete münasip gördüğü anda başvuruyor.

Diğer taraftan, AKP iktidarının resmi ve gayri resmi sözcülerinin söylemleri de aslında hükümetin “siyasi çözüm” fikrine kendisini uzun zamandır alıştırmış olduğunun karinesidir. Bunlar siyasi çözüme razılar ama istiyorlar ki Kürt hareketi de ana dilde eğitim ısrarından falan vazgeçip “Kürtçe dilinin okullarda öğretilmesi”yle yetinsin ve af karşılığında silah bıraksın...

AKP iktidarının 12 Haziran 2011 seçimlerinden bu yana sürdürdüğü baskıcı ve güvenlikçi politika, Kürt hareketini bir siyasi çözümde en azla yetinmeye zorlamakta kullandığı bir müzakere aracıdır aslında.

Bu elbette ki geçerli bir politika değil; eksiktir, kifayetsizdir. AKP iktidarının tasavvurundaki “siyasi çözüm”ün gerçekleşebilirliği yok. Şu son bir yılda sabitlerle değişkenlerin mukayesesi yapıldığında, Kürt hareketini minimum faydayla bir siyasi çözüme razı edebilmek için bugün uygulanandan daha fazla baskı ve askeri metoda başvurmak gereği ortaya çıkar. Bu tercih, feci sonuçlar doğurabilir.

Sabit” olanlara bakalım... Bunlar yukarıda değindiğim, Kürt hareketini en azını elde ederek siyasi çözüme razı etmek için istikrarla uygulana gelen baskı tedbirleri ve güvenlikçi yaklaşımlardır.

Bir: Seçilmişleri de kapsayan KCK tutuklamaları. En az 6 ila 7 bin Kürt aktivist hapiste. İki: Öcalan’a tecrit... Üç: Hayli etkili olduğu anlaşılan askeri operasyonlar.

Bunlara mukabil iki değişken var.

Birincisi, siyasi yapıyı tam egemenliğine alan “tek adam”ın karşı konulmaz gücüyle abanarak Kürt sorunuyla ilgili tasarrufları da şahsi siyasi ikbal hesaplarına endekslemesi, bunları araçsallaştırması... Sorunlu eğilim, iktidar yapısı ve toplumsal ittifaklarının menfaatlerini de tali plana iterek, bunları fazlasıyla zorlar ve barış umutlarına zarar verir hale gelmiştir.

İkincisi, sorunlu dış politikasının Türkiye’yi şu son bir yılda Tahran-Bağdat-Şam ekseniyle cephesel bir sürtüşmenin içine itmiş olmasıdır. Bu sürtüşme, PKK’ya “eski dostlar”ından yeni destekler bulmak için uygun zeminler sunmuştur. PKK’nın askeri baskı karşısında direncini ve beka kabiliyetini de haliyle artırabilecek bir durumdur bu. Yani Türkiye’nin baskıcı ve güvenlikçi politikalarından beklenen sonucun maliyeti artmakta, yeni ve büyük külfetler ortaya çıkmaktadır.

Ve durum ayrıca PKK’dan Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasında bir araç olarak istifade edilmesi imkânını da Türkiye’yi doğusu ve güneyinden çevreleyen bu eksene sunmaktadır.

Dağlıca saldırısına bütün bu faktörler göz önüne alınarak bakılmalıdır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89