• BIST 90.182
  • Altın 147,082
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 16 °C

Öngören cumhuriyet

Yıldıray Oğur

“Trakya’nın başlıca ihraç mallarından olan peynircilik de, beş on seneden beri gayri Türk unsurlar elinde kalmış ve bunlar, hasis emellerle sütlerin yarı yağını aldıktan sonra peynir yaptıklarından, Edirne peyniri namıyla dış pazarlarda mühim mevki işgal eden peynirlerimiz, son senelerde mevkiini kaybedip, dış pazarlara gönderilemez olmuştu.”

Bu satırların yazarının bir peynir gurmesi olmadığını anlamak zor değil.

Trablusgarp cephesinde Mustafa Kemal ile tanışan Tıbbiye mezunu bir asker olan Dr. İbrahim Tali, 19 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’yla Atatürk’le birlikte Samsun’a çıkan 18 subaydan biriydi.

Babası Basra Valiliği’nde çalışmış, Galatasaray Lisesi, Tıbbiye’yi bitirip tabip olarak girdiği orduda Balkanlar'dan Tablusgarp’a, Yemen’e, Bingazi’ye kadar her yerde devlete hizmet etmiş, 1915’deki ‘başarıları’ndan dolayı rütbe almıştı.

IX. Ordu Müfettişliği Sıhhiye Reisi bir albay olarak Mustafa Kemal ile Samsun’a çıktıktan sonra Millî Mücadele’nin öncü kadrosu içinde yer aldı.

Meclis’i temsilen 1920’de Bakü’de toplanan Birinci Doğu Halkları Kongresi’ne gönderildi.

Oradan geçtiği raporlarda şöyle diyordu: “Ermeni ve Gürcistan’da komünist idare tesisine teşebbüs edecekleri ve artık ondan sonra Türkiye ile ciddi meşgul olacakları fikir ve kanaati vardır. Yani ellerinden gelirse kendileri memlekete girip, komünist idareyi tesis hırsındadırlar. Bu hususta pek de iştahlılar vardır.”

Bu gizli raporlar yeni cumhuriyetin komünizm tehlikesi reflekslerinin temelini oluşturacaktı.

İbrahim Tali, Batum Konsolosluğu, Varşova Büyükelçiliği’nden sonra Diyarbakır milletvekili olarak Meclis’e girdi.

Ama onu daha mühim bir görev bekliyordu. 1925’de Şeyh Said İsyanı sonrası Kürt meselesinin bir hal ve çaresine bakmak için 1927’de Umumi Müfettişlikler kurulmuştu. Tali, vekillikten istifa edip Birinci Umumi Müfettişi olarak atandı. Görev alanı Kürt illeriydi.

1928’de Dersim bölgesini gezip bir rapor yazdı. Raporda şunları öneriyordu:

“Bütün Dersim'in dışarı ile ilişkisi kesilerek bu yüzden saldırılarına ve ticaretlerine engel olmak, aç kalacak halkı zamanla kendisini sığınmaya mecbur etmek, bu suretle Dersim'i fenalardan tahliye. Her tarafı esaslı suretle kapatıldıktan sonra kuşatma çemberini yavaş yavaş daraltmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersim'den çıkararak Batıya atmak ve serpiştirmek. Elazığ'da bir bomba uçak filosu bulundurarak önemli suç işleyen veya hükümetin tebligatına muhalefet eden aşiret köylerini bombalamak, ziraat ve hayvanlarını imha etmek ve rahatça ikametlerine mani olmak…”

1931’de yazıp hükümete ve Genelkurmay’a sunduğu başka bir raporda ise daha açık sözlüydü:

“Dersim’e girildiğinde, öncekilerden farklı olarak her şeyi bitirip öyle çıkmalıdır.”

Hükümet rapordaki tavsiyeleri 7 yıl sonra hayata geçirdi.

Tali, 1932’de tekrar İstanbul’dan vekil seçilip Meclis’e girdi. Ama iki yıl sonra rejim ona yeniden ihtiyaç duymuştu.

1934’ün başlarında İtalya’da Mussolini iktidarı Ege’deki adaları silahlandırmaya başlamıştı ve gözünü Boğazlara diktiği konuşulmaktaydı. Gözü hep Boğazlarda olan Moskova’dan ise komünizm cereyanları esmekteydi. Türkiye, Boğazların silahsızlandırılmasını öngören Lozan hükümlerini zorlamaya çalışıyordu. Tedbir için 1934’de çıkarılan 2510 Sayılı İskân Kanunu Dahiliye Vekaleti’ne “casuslukları sezilenlerin sınır boylarından uzaklaştırma” yetkisi veriyordu.

Aynı sırada Trakya bölgesinden sorumlu İkinci Umum Müfettişliği kuruldu.

Güvenilir ve tecrübeli bir isim aranıyordu. Yeniden Dr. İbrahim Tali bulundu. İkinci kez vekillikten istifa edip, 18 Mart 1934 tarihinde İkinci Umumî Müfettişliğe atandı. Bu kez görev alanı Trakya bölgesiydi. Bulgaristan ve Romanya’dan Trakya’ya 20 bini aşkın göçmen gelmişti. Ciddi iskan sorunları bulunmakta, acil önlemler alınmalıydı.

33 gün boyunca Trakya bölgesini gezdi ve raporunu yazdı.

Raporunda sözü dolaştırıp Bizans’tan beri Trakya bölgesinde yaşayan Yahudilere getirmişti. Ve onları sadece peynirleri bozmakla suçlamıyordu:

“Yahudiler Trakya’yı Filistin’e eş yapma davasındadır. Trakya’nın bütün iktisadi kaynaklarına elini uzatmış olan bu unsurun Trakya Türkü’nün kanını daha fazla emmesine müsaade etmemek Trakya’nın inkişafı için en büyük ihtiyaçtır.”

“Trakya’da Türk hayatı, Türk iktisadiyatı, Türk emniyeti, Türk rejim ve inkilabı için muhakkak gizli bir tehlike halinde yaşayan ve bir ihtimal olarak da işçi kulüpleriyle memlekette komünizmin çekirdeğini kurmak isteyen (Yahudi) meselesini artık en köklü bir surette halletmek Türk Trakya’ya nefes vermek için kati bir zarurettir.”

İbrahim Tali, 6 Mayıs 1934’de başlayan ve 33 gün süren gezisini tamamlayıp raporunu CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e sundu.

Ne büyük bir tesadüf ki iki hafta sonra 21 Haziran 1934’te ilk olaylar Çanakkale ve Gelibolu’da başladı.

Yahudi esnaflara yönelik taciz, boykot, mal satmamakla başlayan vahim hadiseler bir linçe dönüştü ve şehirdeki 1500 Yahudi İstanbul’a göçe zorlandı. Sonra olaylar Edirne, Babaeski, Lüleburgaz, Kırklareli’ye sıçradı. 2 Temmuzda Edirne’de, 3 Temmuzda Kırklareli, 4 Temmuzda Tekirdağ ile Çorlu ve Lüleburgaz’da tedhiş eylemleri başladı.

1933’de Edirne’de öğretmenlik yapan, Trakya’ya bir hayran kitlesi olan Nihal Atsız’ın çıkardığı Orhun dergisinin tahrikleri fitili ateşlemişti.

Edirne’de Yahudilere şehri terk etmeleri için 24 saat süre verildi. Kırklareli’de olaylarda Yahudilerin oturduğu evler taşlandı, yağmalandı, hahamların zorla sakalları kesildi. Yahudiler trenlere atlayıp İstanbul’a kaçmaya başladılar.

Olaylar günlerce basında hiç yer almadı. 25 Haziran 1934 günü Cumhuriyet’te Abidin Daver’n "Hem Nalına Hem Mıhına" köşesinde Trakya’nın kritik önemi anlatıldıktan sonra Umumi Müfettişlik kurulması övülüp şöyle deniyordu: “Türklük Trakya’ya bütün kuvvetiyle ve sımsıkı basmağa mecburdur.”

Bir süre sonra Ankara olaylara el koydu, İsmet Paşa suçluların cezalandırılacağını söyledi, soruşturma başlatıldı, aralarında devlet görevlilerinin de olduğu bazı isimler tutuklandı.

25 Haziran’da olaylar sürerken Türkiye’yi ziyaret etmekte olan İran Şahıyla birlikte Çanakkale’ye gelen Atatürk’ün önüne atlayan Çanakkale’nin Yahudi eşrafından Avram Palto’yla arasında geçtiği söylenen diyalog meşhurdur:

– Paşam, bizi kovuyorlar. Biz ne yapacağız? dedi.

– Ben Paşam, Çanakkale Musevilerinden Avram Palto.

– Sizi kim kovuyor? Hükümet mi? Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle dedi.

Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:

– Hayır paşam halk kovuyor.

Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi:

– Halk isterse beni de kovar dedi ve yürüdü.”

Olanlar olmuştu. Trakya’nın yüzlerce yıldır yerlisi olan 20 bin Yahudi önce İstanbul’a sonra da İsrail’e doğru göç etti. Bizans’tan itibaren Avrupa’nın her yerinden zulümlerden kaçan Yahudilerin sığındığı, Tevrat eğitimi verilen okullarıyla Yahudilerin Kudüs ve İstanbul’la birlikte en önemli şehirlerinden biri olmuş, Sabetay Sevi’nin yaşadığı, Ellias Cannetti’nin atalarının göçtüğü Edirne’de bugün bir tek Yahudi yaşıyor.

Aynı yıl soyadı kanunuyla Dr. İbrahim Tali’ye Atatürk tarafından bir soyadı verildi.

Önceden raporlarında her şeyi görüp tespit etmesinden hareketle: Öngören…

.....

1934 Trakya Olayları üzerine bu yazıda da yararlanılan iyi bir kaynak için bknz: Rıfat N. Bali, 1934 Trakya Olayları, Kitabevi, 2008.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89