• BIST 83.161
  • Altın 147,145
  • Dolar 3,7693
  • Euro 4,0453
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin -3 °C

Olup bitenler hakkında üç teori

Şahin Alpay

Geçen yaz patlak veren Gezi Parkı gösterilerinden, esas olarak da Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının kamuoyuna intikalinden bu yana Türkiye’de olup bitenleri açıklamak için başvurulan çeşitli teoriler var. Bunların en dikkate değer olanlarını üçe indirmek mümkün.

Birinci teori: Lehinde birleşen ittifaka göre Tayyip Erdoğan, askeri hukuken değilse de fiilen siyaset dışına itmeyi başarıp, 2011’de halkın yarısının desteğini arkasına aldıktan sonra, 2023’te Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapma, Büyük Türkiye’yi kurma projesine odaklandı. Ülkeyi zenginleştirmeye devam edecek, bu arada Kürt sorununu da çözecekti. Ne var ki, başta ABD ve İsrail olmak üzere Türkiye’nin daha da güçlenip, dünya politikasında söz sahibi olmasından kaygılanan dış güçler, önce Gezi Parkı gösterilerini kışkırttılar, sonra da yargı ve emniyette yuvalanan “Fethullahçı çete”nin uydurduğu yolsuzluk soruşturmasıyla, Erdoğan hükümetine karşı bir darbe tezgahladılar. Bu görüşte birleşenlerin bir kısmı, “sadece darbe girişimi var, yolsuzluk yok” diyor. Başka bir kısmı ise, “birazcık” da yolsuzluk olduğunu kabul ediyor, ama esas olarak darbe girişimi var diyor. İkincilerin en açık sözlüsü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç. Ama hepsi şuna inanıyor: Büyük usta Erdoğan bu darbe girişimini de savuşturacak, “cemaat”e ağır bedel ödetip engelsiz kalacak ve yoluna devam edecek. 

İkinci teori: Hem AKP’ye, hem de “cemaat”e karşı birleşenlere göre, “iki İslamcı kesim” ittifak halinde Türkiye’yi İslamlaştırma ve otoriter bir rejim altına sokma yolunda el ele yürüyorlardı. Derken aralarında “iktidar kavgası” çıktı. Bu kavga, otoriter İslamlaşma tehlikesini önleyebilir. Üstelik, kimilerine göre dinin toplumsal hayattan dışlanmasını, kimilerine göre de askerî vesayetçilerin yeniden inisiyatifi ele geçirmelerini sağlayabilir. Aralarında AKP’nin mi, yoksa “Fethullahçılar”ın mı daha tehlikeli olduğu konusunda görüş ayrılığı olsa da, bu kampta yer alanlar her şeyden önce “iktidar kavgası”nın olabildiğince teşvik ve tahrik edilmesi gereğinde hemfikirler. 

Üçüncü teori: Karşısında yer alanlara göre Erdoğan ve kliği, keyfî ve otoriter bir tek-adam yönetimini yerleştirerek, yolsuzluğu görülmemiş boyutlara taşıyarak, hukuk devletini yıkarak, toplumu kutuplaştırarak ülkeyi kaosa sürüklüyor. Bugün Türkiye’nin bir numaralı sorunu, Erdoğan. Bu kamptakiler arasında çok farklı yaklaşımlar mevcut. Biraz basitleştirme pahasına denebilir ki, bir kısmına göre AKP iktidara gelmesinden bu yana laikliği tahrip etti, ülkeyi bölünmeye doğru götürdü, sonunda da yolsuzluğa boğuldu. Başka bir kısmına göre ise, AKP ilk iki iktidar döneminde, bazı yanlışlar yaptı, ama esas olarak ülkeye daha çok refah, özgürlük getirdi, itibar kazandırdı. Genel notu, “Yetmez ama evet” idi. 

Ne var ki, üçüncü döneminde Erdoğan ve kliği giderek keyfîleşti ve otoriterleşti. Mutlak iktidar sonunda mutlak yozlaşmayı getirdi. Peki, bu niye böyle oldu? Orada da farklı görüşler var. Kimine göre, Erdoğan askeri kışlasına sokup, halkın yarısını da arkasına alınca, rafta bekleyen tek-adam yönetimi projesini, her yol mubah diyerek uygulamaya koydu. Kimine göre ise iktidar sarhoşluğuyla başı döndü. Anti-Erdoğan cephenin hemfikir olduğu nokta ise, Erdoğan ve kliğinin demokratik yoldan iktidardan uzaklaştırılması gereği. 

Okurlarım, benim bu teorilerden üçüncüsünün ikinci versiyonuna yakın olduğumu biliyorlar. Ama gelecek yazıda kişisel, bireysel konumumu ayrıntılı olarak açıklayacağım.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89