• BIST 81.618
  • Altın 145,694
  • Dolar 3,7670
  • Euro 3,9908
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -4 °C

Olumlu yarış

Ahmet Altan

Dünyanın her yanında siyasetçiler sıradan insanlara kıyasla daha “kıvraktırlar”, genellikle değişen durumlara göre pozisyon değiştirirler.

Bizdeki siyasilerin pozisyon değiştirme hızı, dünyadaki meslektaşlarından biraz daha fazladır.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun hızı ise artık herkesçe malum, diğer meslektaşlarından daha süratli davranabiliyor, dediklerinden geri dönebiliyor, bunu da daha önce pek rastlanmayan bir sıklıkta yapıyor.

Bütün bunlar biliniyor.

Ama gene de Kılıçdaroğlu’nun, yarın vazgeçecek olsa bile, bugün söyledikleri çok olumlu.

“Barış için her bedeli öderim” diyor...

KCK operasyonlarını eleştiriyor...

Avrupa standartlarında “yerel yönetim özerkliği” için söz veriyor.

Kılıçdaroğlu belki Batı’daki kentlerde yapacağı mitinglerde bu söylediklerinden vazgeçecek ama bu sözler söylenmiş olacak.

“Bu sözlerin söylenmesinin gerektiği” bizzat Kılıçdaroğlu tarafından kabul edilmiş olacak.

Ama bütün bunlardan daha önemlisi, Kılıçdaroğlu bu sözleriyle politikada “olumlu bir yarışın” yapılması için yolu açmış olacak.

Türkiye’de siyasi yarış genellikle “savaş” üzerinden yapıldı, iki tarafın da politikacıları “daha savaşçı” gözükerek seçmenlerinden oy istedi.

Bunu ilk kıran, “Kürt açılımını” gündeme getiren Başbakan Erdoğan oldu.

Daha sonra ya korktuğundan ya da “politik hesaplarına” şimdilik uymadığından geri çekildi.

Bugünlerde biraz daha “ayrıntılı” anlatmaya başladığı “yeni anayasa” hazırlıklarından söz ederek yeniden barışçı bir siyasete dönüyor.

Kılıçdaroğlu’nun son vaatleri de seçimler iyice yaklaşmışken bir “barış yarışı” başlatabilir.

Siyaset “savaş” üzerinden değil “barış” üzerinden yürür, siyasetçiler “kim daha barışçı” diye yarışabilir.

Doğrusu ya ben her davranışta, her sözde barışa yönelik olumlu bir işaret görmeye yatkınım.

Bir an önce barışa ulaşamamamız halinde işlerin iyice çığırından çıkmasından korkuyorum.

Gerek Türk politikacılarının gerekse Kürt politikacılarının Kürt sorunu konusundaki muğlâk duruşlarının, karşılıklı taleplerin hep biraz “belirsiz” kalmasının kitleleri öfkelendirdiğini görmemek mümkün değil.

Biliyorum bana katılacak çok fazla insan yoktur ama ben, içi epeyce boş bu belirsizliğin içinin kitlelerin nerede, ne zaman patlayacağı bilinmeyen öfkesiyle dolmasındansa, “ayrılmak” da dâhil her konunun kesin bir tonda konuşulmasının daha faydalı olduğuna inanıyorum.

Bizde “ayrılıkçı parti” kurmak yasak olduğundan hiçbir politikacı bunu dile getiremiyor.

Siyasetin bir ucu hep açık kalıyor, bir türlü netleşmiyor.

Bir yandan Kürt politikacıların her talebinin milliyetçi Türkler tarafından “sen ayrılmak istiyorsun” diye karşılanmasına neden oluyor, bir yandan da “ayrılmak” isteyen varsa, onun bu isteğini hep başka isteklerle kamufle etmesine yol açıyor.

Bu suçlamaların ve saklamaların ortasında nasıl açıkça konuşulabilecek?

Erdoğan’ın “yeni anayasa” sözüne, Kılıçdaroğlu’nun “Avrupa standartlarında özerklik” vaadine karşılık Kürt politikacılar da “statü” talebini dile getiriyorlar.

Henüz Erdoğan’ın aklındaki anayasanın bütün detaylarını, Kılıçdaroğlu’nun “Avrupa standardındaki özerkliğinin” ne zaman ve nasıl yürürlüğe konulacağını, Kürt politikacılarının “statü” derken neyi kastettiğini tam bilmiyoruz.

Başbakan “yeni anayasanın” Kürtlere neler getireceğini, Kürtlerin yeni Türkiye’de hangi şartlarda yaşayacağını anlatsa, Kılıçdaroğlu kafasındaki “özerkliğin” uygulanma biçimini, bu “özerkliğin” anadilde eğitim konusunu, çift dilliliği kapsayıp kapsamadığını daha kesin olarak ortaya koysa, Kürt politikacılar da “demokratik özerkliği” ve “statü” talebini bunların ne olduğunu daha açık olarak tarif ederek dile getirse, herhalde tartışmalar ve “pazarlıklar” da daha net bir biçimde sürecek.

Ama ben gene de adım adım bir netliğe doğru ilerlediğimizi, bir barış yarışının başlayabileceğini umuyorum.

İyimserim, iyimser olmak da istiyorum.

Çünkü bugünkü şartlarda “kötümser” senaryolara doğru yol alırsak, zaten lafa artık gerek kalmayacak, ondan sonra sadece silah konuşacak.

O zaman da bu ülke hiç görmediği türden bir kan banyosundan geçecek diye içim titriyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89