• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 18 °C

Ölümleri daha fazla direniş ve destek önler

Muzaffer Ayata

Türkiye’de süren açlık grevleri artık ölüm sınırına dayandı. Her an kötü haberler gelme sınırındayız. Süreç ölüme evrilirken bu işi durduracak ve çözüm yolu arayacak sorumlu makamlar ateşe benzin dökmekle meşguller. Özellikle Başbakan Erdoğan oldukça hoyrat, tahrik edici ve aşağılayıcı bir dil kullanmayı seçti. Mevcut durumda onu durduracak ve aşacak bir kurum ve çevre de görülmemektedir.

Soruna çözüm getirebilecek gücü elinde tutan Başbakan bu tutum sahibi iken ne yapmak gerekir? Bu soru en çok eylemcileri ve onları destekleyen çevreleri ilgilendiriyor. Kısacası başta Kürt halkı ve demokratik çevreler ne yapmalıdır sorusu önem kazanyor. Bu konuda neler söylenebilirden önce Erdoğan neden süreci bu kadar geriyor, neden bu kadar katı duruyor konusuna biraz değinmek gerekiyor.

Türkiye’de özellikle Fethullahçı ve yandaş medya inanılmaz bir kara propaganda yürütüyorlar. Bu propagandalara bakılırsa Kürt sorunu çözülmes, kalan ufak tefek düzenlemeleri de zaten hükümet yapacak. Bu açıdan Kürtlerin hak aramalarına, direnmelerine gerek yok. İşi yokuşa süren Kürtler. Bu açıdan hükümetin onları ezmesi, tutuklaması ve operasyonlar gereklidir. Kürtler de çok oluyorlar. Hizaya gelmelidirler. Biraz canlar yanacak ama devlet dediğin ne için var? Devlet egemenliğini ve hükmünü icra etmelidir.

Bazı liberal ve Ankara’ya fazla kulak kabartan basın çevreleri de sanki barış masasına hükümet ciddi bir çözüm projesiyle oturmuş da Kürt tarafı masayı devirmiş gibi süreci okumaya çalıştı. Halbuki ateşkesi yapan ve tüm çözüm projelerini sunan Sayın Öcalan’ın kendisiydi. Hükümet ağırlıklı olarak seçimleri atlatmayı ve konumunu güçlendirmeyi esas aldı. Nitekim seçimlerden sonra tüm diyalog kapılarını kapattı. Tutuklamalar hız kazandı. Sayın Öcalan’ı açıktan hedef aldılar. Tüm avukatlarını içeri tıktılar. Ve günümüze kadar avukatlarını bir daha görüştürmediler.

Bugün avukatların Sayın Öcalan’la görüşmesi önünde hiçbir yasal engel yok. Bunun eylemde pazarlık konusu olmasına gerek yok. Hükümet taviz verdi gibi algılanacak bir yanı da yok. O zaman Erdoğan neden İmralı tecridini bu kadar ısrarlı sürdürüyor, diye sormak gerekir. Ayrıca bu kadar insanın başlattığı açlık grevi ölüm sınırında. Birçok çevre insani ve demokratik kaygılarla Erdoğan’a çağrılar yapıyor. Erdoğan herkese kulaklarını tıkamış. Katı bir tutum ve saldırgan bir dilin sahibi. Normalde ağır bir sorumluluk altında olan bir başbakanın böyle davranmaması gerekir.

Tüm gelişmeler ve İmralı tecridinin altında yatan hükümetin kapsamlı güvenlik stratejisiyle ilgilidir. Erdoğan ikna edildi ki, topyekün bir saldırı ile Kürt hareketi ezilebilir veya zayıflatılabilir. Legalden tüm alanlara kadar herkes hedeflendi. Polis, istihbarat ve ordu harekete geçirildi. Çok özel ve olağanüstü partizan bir mahkeme sistemi devreye sokuldu. Basın öncü bir güç olarak harekete geçirildi. İşte bu topyekün savaş ve saldırı konsepti gevşemesin, herhangi bir gedik açılmasın diye Erdoğan bugün bu kadar katı bir tutuma sahip. Ona göre İmralı tecridi kalkar, açlık grevindekilerin talepleri bir biçimde kabul edilirse, bu savaş konsepti su alacak. Hiçbir esneme ve gevşeme olmamalıdır. Kürt hareketini ezme işini olumsuz etkileyecek eylemlere ve seslere kulaklar tıkatılmalıdır. Erdoğan’ın anlaşılmaz gibi görünen kabalıklarının altında yatan işte bu savaş stratejisidir.

Hükümetin bu savaş konsepti dikkate alınarak Türkiye’deki Kürtler ve demokrasi güçleri tutumlarını belirlemelidir. Hükümetten insani ve demokratik bir tutum beklemek yanılgılara yol açar. Kaldı ki, İmralı’nın tecrit edilmesi zaten mevcut yasalara da aykırı. Hükümetin bilinçli bir tercihi olduğu açık. Yasalarını ihlal eden, tüm uyarı ve tepkilere rağmen tutumunu değiştirmeyen bir hükümetin amacını doğru kavramak çok önemlidr.

Açlık grevleri, miting, yürüyüş ve sivil itiatsizlikler yasal ve demokratik haklar kapsamındadır. Ancak Fethullahçı ve yandaş basın açlık grevlerini hükümete bir tehdit ve şantaj olarak lanse etmekte ve sistematik bir biçimde karalayarak kitle desteğini kırmaya çalışmaktadır. Bu çevrelerin çözüme bir katkı sunacaklarını beklemek yanıltıcı olacaktır. Bu çevreler de savaş stratejisine göre konumlanmış durumdalar.

Şimdiye kadar değişik açlık grevleri ve ölüm oruçları yapıldı. Ancak hiçbirisinde günümüzdeki açlık grevinde olduğu gibi bir kitlesel sahiplenme olmadı. Bunu daha da ileri götürmek mümkündür. Eğer dışarısı kendisini bir süre önce hazırlayıp harekete geçseydi sonuçlar bugünkinden daha etkili olacaktı.

Artık yitirilecek zaman kalmadı. Bundan sonra her saat ve gün büyük bir önem kazanmaktadır. Şimdiye kadar yapılanlar ve kazanılan deneyimlerle herkesin daha örgütlü harekete geçmesi gerekir. Ankara’nin oyunları ve yalanlarıyla kaybedilecek zaman yok. Halk kitleleri siyaset sahnesine ağırlığını koymalıdır. Halk ayağa kalkmadıkça ciddi bir gelişme beklemek doğru olmaz. Sözkonusu olan insanların ölüm kalım sorunlarıdır. Duyarlılık ve hareketlilik seferberlik düzeyinde olmalıdır. Barışın ve çözümün yolu halkın ayağa kalkmasından geçiyor. Nitekim Ortadoğu’daki değişimler de halk kitlelerinin ayağa kalkmasıyla mümkün olabildi. Bu konuda Kürt halkı daha deneyimli ve daha örgütlü bir halktır. Zulmü ve aşağılamayı ancak direniş iradesiyle durdurabilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89