• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 25 °C

Ölüme tapanlar

Demiray Oral

Önce ölümün zaferini kutlayanları okudum sosyal denen medyada.

Savaşın zehirlediği zihinlerden kin, nefret, intikam naraları fışkırıyordu.

Evladını kaybeden bir babaya “darısı senin başına”, “belki şimdi binlerce şehit babasının acısını anlarsın” diyebilen bir kötülük.

O baba BDP’li olduğu, Kürt olduğu için sadece.

Savaş çürütüyor bu memleketi.

Şehit edebiyatı çürütüyor.

Uğruna ölünen davalar çürütüyor.

Çünkü hepsi ölümden güç alıp, ölümle doğuyor ve yine ölümle nihayete eriyor.

Onlar ölüme tapanlar...

Bir gün bir Kürt vekilin oğlunun intiharıyla “nefret” çığlıkları atarak kutluyorlar ölümün zaferini, ertesi gün sekiz şehit haberinin gelmesiyle “intikam” çığlıkları atarak.

Sonra dışarı attım kendimi.

Bir taksiye bindim.

Yirmili yaşlarının başındaki taksici arabasına bindiğimde telefonda Kürtçe bir şeyler konuşuyordu.

Hiçbir şey anlamıyordum söylediklerinden.

Neyse ki o benim dilimi biliyordu.

Telefonu kapatıp derin bir of çekmesinden sonra nereye gideceğimi söyledim.

Birden, “Bak şimdi acayip moralim bozuldu abi” dedi.

Hafta sonu trafiğinde gitmek istediğim yer nedeniyle böyle söylediğini sandım önce.

Ama onun o esnada tek derdi, az önce aldığı telefondu.

Ve o telefonun yarattığı basit ama mühim bir günlük yaşam problemi.

Ertesi gün izin günüydü ve taksiye amcasının çıkması gerekiyordu.

Fakat amca ben arabaya bindiğim sırada telefon edip “ancak öğlene kadar çalışırım” deyip kestirip atmıştı.

Yani izin günü öğleden sonra mesaisi yine genç taksiciye kilitlenmişti.

Bu durumda taaa karşıda oturan sözlüsünü nasıl görecekti?

Berbat trafikte yerimizde sayarken, kendisini kurtaracak şoförü bulmak için sülalesinin bütün erkeklerini tek tek arayıp, Türkçe- Kürtçe ortaya karışık cümleler kuruyordu.

“Silav
(selam) Amcaoğlu... Yarın işin var mı?.. Taksiye çıkar mısın be?”

Sonra yeni bir arama yapmadan önce bana kendinden söz ediyordu.

“Muşluyuz abi biz, ben küçükken İstanbul’a kaçmış bizimkiler...”

Abisi, amcaoğlu, öbür amcaoğlu, dayısı filan derken neticede yerine direksiyon sallayacak birini buldu.

Bozulmuş morali hızla düzeldi.

“Benim kalbim çok temiz be abi...”
kıvamına gelip, bir şeyi çok isteyince nasıl olduğunu anlatmaya başladı.

Yüz metreyi on beş dakikada filan ancak almıştık ama o anda yeryüzündeki hiçbir şey onun moralini bozacak gibi değildi.

Kısa bir müddet sonra telefonu çaldı.

Kendimi özel yetkili mahkeme misali hissediyordum çünkü yine benim için “bilinmeyen bir dilde” konuşuyordu.

Kapatınca, “Abi sen Kürtçe bilmiyorsun, ne konuştuğumu hiç anlamıyorsun di mi” dedi.

Başımla onayladım.

“Hâlbuki şimdi ben telefonda İngilizce konuşsam dediklerimi anlayacaktın ama kendi ülkende konuşulan dili bilmiyorsun”
deyip güldü.

“Hiç böyle düşünmemiştim valla”
dedim.

“Ben sana tercüme edeyim abi konuştuklarımı da vakit geçsin. Bizim memleketli Sakıkların oğlu kendini intihar etmiş, akrabalar toplanıp taziyeye gidecekmiş hep de, bana da gelir misin diyorlar”
dedi.

Sonra olayın nasıl olduğu üzerine duyduklarını anlattı.

“Peki, gidecek misin taziyeye”
diye sordum.

Şöyle hafiften yüzünü buruşturdu ve “Gitmem abi, gidemem... Başları sağ olsun ama benim ölümle işim olmaz. Ana- babamız bizi ölümden kaçırmak için buralara getirmiş. Ölüm haberi duydum mu kaçarım ben. Televizyonu, radyoyu kapatırım hemen. Bazen kahvede mecburen haberleri dinliyorum, gençler ölüyor. Bu ülkenin çocukları. Ne için? Ne için abi? İnsan yaşamak için var diyorum ben. Uğruna ölünecek hiçbir şey yok. Var mı sence abi, var mı?”

Ve son sahne.

Yol bitti. Taksiden indim.

Ben pek başıma gelenleri kalbimin temizlik derecesiyle filan açıklamam ama istediğim şey olmuş, aradığım cümleyi bulmuştum.

Ölümün zaferini kutlayanlara karşı söylenecek cümleyi...

Nefret ve intikam denen zehrin panzehiri olan cümleyi...

Ölüme tapanlara, savaşın çürüttüğü zihinlere inadına söylenecek cümleyi...

Muşlu bir genç taksici vermişti o cümleyi bana...

Hemen bir yere oturup yazmaya başladım: Uğruna ölünecek hiçbir şey yok...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89