• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 30 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 33 °C
  • Berlin 19 °C

Ölüm ve Kız

Kurtuluş Tayiz

Aklıma ünlü Ölüm ve Kız oyunu geliyor son günlerde. Arjantinli Ariel Dorfman’ın oyunu askerî yönetimi geride bırakan Şili’de seçilmiş hükümetin geçmişle yüzleşmede yaşadığı sıkıntıları anlatıyor. Gizli polise işkence seanslarında danışmanlık yapan kibar bir doktor, kurbanlarına tecavüz edip işkence yaparken Schubert’in eseri Ölüm ve Kız ’ı dinletir. İşkencecimiz gayet eğitimli ve kibardır. Çok yumuşaktır; kadınların ırzına geçerken Schubert’i çalar. Tuhaf bir merakı vardır; verdiği elektrik akımına kadınların ne kadar dayanabileceğini test eder...

Ariel Dorfman, oyunun açılışında şu sözlere yer verir: “Vakit, şimdi; yer büyük olasılıkla Şili, ama uzun bir diktatörlük döneminden sonra demokratik bir hükümete kavuşan herhangi bir ülke de olabilir.”

Sanırım okuyan herkes neden bahsettiğimi anlamıştır. Taraf günlerdir İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı’na atanan kibar polis şefi Sedat Selim Ay’ın marifetlerini yayımlıyor. Suçlamalar ciddi; işkence, cinsel taciz-tecavüz, gözaltında kayıp ve ölüm...

Sorguya alındıklarında kurbanlara bu “kibar” polis şefi eşlik ediyor. Kurbanların bazıları daha gözaltına alınırken bu nazik beyefendinin yüzünü görme şansı buluyor, bazıları ise onu sadece sesinden tanıyor. Ortak izlenimleri çok eğitimli ve kibar biri olduğu yönünde. Ekibiyle birlikte gözaltına aldıkları kadınların bazıları taciz ediliyor, bazıları (Asiye Zeybek örneğinde olduğu gibi) tecavüze uğruyor; sendikacı Süleyman Yeter ve Hasan Ocak gibi kaç ismin ise alındıkları sorgudan cenazeleri çıkıyor.

Onlarca şikâyetçi, onlarca dava, hapis cezası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkûmiyet engellemiyor, bizim kibar polis şefinin yükselişini. Bir zamanlar basit bir memuru olduğu kurumun başına, en tepesine atanarak ödüllendiriliyor.

Taraf ’ın ısrarlı yayınlarına hükümet kulak kapatırken, buna hâlâ mesafeli duran ve kuşkuyla yaklaşan çevreler de var. Aslında çok karışık bir durum değil, aksine basit. Bir defa kamunun güvenliğinden sorumlu teşkilatın başına insanlık suçu işlemiş, hakkında yargı kararı bulunan, ülkemizi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkûm ettirmiş herhangi bir ismin getirilmesi büyük bir ahlaksızlıktır, adaletsizliktir, vicdansızlıktır. İkincisi ve bence daha önemlisi bu atama siyasi olarak sorunludur. Askerî vesayetin aşıldığı, demokratik bir dönüşümün yaşandığı Türkiye’de seçilmiş hükümet, eski sistemin kadrolarına yer açarak, maalesef geri adım atmıştır.

Dorfman’ın anlattığı hikâye aslında bugün Türkiye’de yaşanıyor. Siyasal iktidar, gözaltında kayıp, ölüm, taciz ve tecavüz dolu geçmişiyle devletin güvenlik kurumlarını hiç sorgulamadan bugüne taşıyor.

İktidarın geçmişte büyük insanlık suçu işlemiş güvenlik personelini koruması, dahası onu ödüllendirmesi, demokratikleşme iddiasındaki Türkiye’ye büyük zarar veriyor. Yakın geçmişte bu ülkenin vatandaşlarına korkunç eziyetler etmiş memurlara terfi imkânı sağlamak, onları tekrar göreve çağırmak, yine eski günlere dönüş anlamına geliyor.

İşkence, tecavüz, gözaltında ölüm, hükümet için hiç mi ciddiye alınacak kabahatler arasına girmiyor?

Siyasal iktidarın Sedat Selim Ay’ın terfisiyle ilgili yeterince bilgi sahibi olmaması imkân dâhilinde olabilir. Bürokrasi, bu kişilerin önünü açabilir, devlet mekanizması işkencecilerin terfisine herhangi bir sınırlama getirmiyor da olabilir. Ancak bu durum ortaya çıktığında Başbakan da dâhil diğer hükümet üyeleri nasıl olur da bu terfiye sıcak bakabiliyor?

Eğer tecavüze uğrayan o kadınlardan biri bile yandaşı olsaydı, hükümet yine de bugün takındığı bu kayıtsız tavırda mı olacaktı, merak ediyorum. Bence başta medya olmak üzere dindar sivil toplum kuruluşları, kamuoyu sesini yükseltecek, kabineden pek çok bakan ya da milletvekili gazetelere ve televizyonlara isyan eden açıklamalarda bulunacak; bizzat Başbakan bile o polis memurunu bir daha o teşkilatta bile barındırmamak için harekete geçecekti.

Peki, bugün neden böyle bir tavır geliştirilmiyor? Onlar “solcu” diye mi? Yoksa bu duyarsızlık işkence ve tecavüz mağdurları “sizler”den olmadığı için mi? AKP hükümeti başkalarının acısını nasıl olur bu kadar görmezden, duymazdan gelebilir? Bizim anlamadığımız şey galiba AKP’nin yaşadığı siyasal daralma. Anlaşılan AKP de eski devletin içinde eridi ve siyasal engellerini aşmak için eski kadrolara sığınıyor. Galiba bu sessizlik, AKP’nin eski AKP olmaktan çıkmış olmasıyla ilgili.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89