• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 13 °C

Olmaz böyle şey!

Nuray Mert

Önce, her yüksek sayıda şehit haberinden sonra, televizyonlarda boy gösterip, “terörle mücadele” adına analiz diye hep aynı şeyleri söyleyen, söyledikleri çatışma ortamını daha da körükleyen “uzmanlar”, bir noktada utanıp, hiç olmazsa sussalar diyorum. Kürt meselesi, “terörle mücadele siyaseti ve yöntemleri ile çözülmez, derinleşir, kör düğüme dönüşür, bu anlayış değişmeli, mutlaka barışçı, müzakereci siyasetlere dönüş gerekir” diyoruz, “teröre destek” dahil bin bir iftira ile linç ediliyoruz. Nasılsa, ateşe körükle gidenlerin çocukları ölmüyor veya “şehitlikle şereflenmiyor”. İçte ve dışta savaş siyasetlerinin en önde koşanları arasında, çocuğunu özellikle sakınan ve hatta kendi bedelli askerlik yapmış olanlar var. Vicdanları sızlamak bir yana, savaş çığırkanlığının perdesini yükseltip duruyorlar. Onlar makbul vatandaş, barış isteyenler “hain” öyle mi? Olmaz böyle şey! 

Savaş, askeri tedbirler, siyasetin bittiği yerde başlar, siyasetsizlikten beslenir. İktidar olarak siyaseti tanımlayanların birinci sorumluluğu, “terörü lanetleyip”, işin içinden sıyrılmak değil, vatandaşın canını, malını korumak, bunun için de, en başta barışı temin etmektir. Her egemen devlet elbette varlığını hedef alan saldırılara karşı tedbir almak durumundadır, ama Kürt meselesini bu paranteze sokmak mümkün değil. Bunu anlamak için daha neyin olması, kaç insanın canını yitirmesi gerekiyor? Ve de barış isteyen, mevcut siyasi anlayışı sorgulayan kaç kişinin daha hapsi boylaması veya hain ilan edilmesi gerekiyor? Derde deva mı? Değil! 

İşin bir de Kürtler adına hareket eden veya bu iddiada bulunan Kürt siyasi hareketi boyutu var tabii. Barış ve müzakerelere dönüş çabasında olanlar, bir yandan devletin baskısı, diğer yandan onların emrivaki siyasetlerinin kıskacı arasında kalıyor. Bu hareket, 7 Haziran seçimleri ardından çatışmacı siyasete savrularak, “demokratik yöntemler ile demokratik çözüm” isteyenlerin elini feci biçimde zayıflatmakta mahzur görmedi. Dahası, hak ve özgürlükler mücadelesinden değil ama öldürücü çatışmalardan bezmiş Kürtleri göz ardı etmenin sonuçlarını hâlâ ciddiye almamakta ısrarcı. Tam da bu nedenle, bunca zaman bin bir zorluğa göğüs germiş Kürt nüfusu bile, belediyelerine kayyım atandığı halde sokağa çıkmaktan imtina ediyor. Oysa, 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye büyük destek, sıklıkla iddia edildiği gibi Beyaz Türkler, solcu, liberal Türklerden değil, bu kesimden gelmişti. Kürt siyaseti işin bu tarafını, devlet/ iktidar ise Kürtlerin hak ve özgürlük mücadelerinin “terör” parantezine hapsedilemeyeceğini anlamış değil. 

Bu darboğazdan çıkışın yolu, demokratik-barışçı çözüm, bedeli ne olursa olsun, bu sesin yükselmesi, milliyetçi- güvenlikçi dalganın sürüklediği felaketin önüne geçmesi. “Lazım ama, bu da Kürt siyasi hareketinin peşine takılmakla olmaz” dedik, bu sefer diğer taraftan işitmediğimiz hakaret kalmadı, eş dost selamı sabahı kesti. Şahsi açıdan hiç mühim değil, ama “demokratik çözüm ve barışcı müzakere” siyasetini savunmaktan geri durmamak, ısrarcı olmak açısından mühim. Barışı savunduğumuz için iktidarın gazabına uğramaktan korkup sindiğimiz sürece olanların, ölenlerin sorumluğuna ortak olacağız. Diğer taraftan, bazı Kürt dostlarımızı, Kürt siyasetine koşulsuz gönül vermiş Kürtlerin tepkisinden, sempatisini kaybetmekten korkarsak, barış çağrılarımız havada kalıyor, daha da kalacak. “Steril bir tarafsızlık ve eşit mesafe”den söz etmiyorum, tercihini “mağdur”, “madun”dan yana yapanlar tüm taraflara eşit mesafede olamazlar, olmamalılar; ama bu hiçbir şekilde koşulsuz destek, peşine takılmak olmamalı. 

Neden mi iktidara söylediklerimden daha fazlasını “barış”tan, yana olanlara söylüyorum? Çünkü, asıl mesele iktidar siyasetine “itirazın tekrarlanması”ndan ziyade, “itirazın güçlenmesi”, bu da ancak hakkaniyet temelli meşruiyet zemininde olabilir, ancak o zaman daha fazla insanı barış siyasetine katabiliriz. Ana muhalefet partisi CHP’den beklentimizi de, bu çerçevede belirlemekte, çıtayı yükseltip “barış siyaseti” zemini ve ittifak imkânlarını zora sokmamakta fayda var. En azından ben böyle düşünüyorum, sizinle paylaşmak istedim.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89