• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 20 °C

Olması Gereken Şeyin Doğal Direnci

Yavuz Delal

Olması istenilen şeyi arzu etmekle, olması gereken şeyi arzu etmek arasında, aslında ince değil kalın bir çizgi vardır. Eğer olması istenilen arzu, olması gereken arzudan başka bir şey ise, çatışma kaçınılmaz olacaktır. Çünkü olması gereken arzunun tabiatı zorunlu olarak, yani doğal olarak olması istenilen arzuyu yadsıyacaktır. 

Olması istenilen şeyin arzu edilmesi, olması gereken şeyin tabiatı gereği zincirleme olan şu üç aşamayı Türkiye Cumhuriyetinin Kürtlere ilişkin politikası haline getirdi. 

Birinci aşama: 

Osmanlı sonrası inşa edilen Cumhuriyetin olmasını istediği şey, egemenliğini elinde tuttuğu coğrafyanın siyasal ve ulusal sınırlarının Türk sayılması arzusuydu. Bu yüzden Cumhuriyet, coğrafyanın siyasal sınırlarını Türkiye ve ulusunu oluşturan toplumları da Türk olarak tesmiye etti. Hâlbuki bu olması gerekenle uyuşmayan bir arzuydu! 

İkinci aşama: 

Olması gerekenle uyuşmayan bu arzu, bu kez, arzunun yanlışlığı dolayısıyla başka yanlışlıkları kaçınılmaz kıldı. Kürdistan coğrafyasına da Türkiye demek ve Kürt toplumunu da Türk saymak yanlış arzunun zorunlu sonucu olarak Kürdistan’ı ve Kürtleri, olmasını istediği egemenliği adına İran, Irak ve Suriye’nin politikasından farklı olarak inkâr etmek durumunda kaldı. 

Üçüncü aşama: 

Türkiye ve Türk olmasını istediği egemenlik arzusu adına Cumhuriyetin kaçınılmaz olarak inkâr ettiği hem coğrafyanın hem de bu coğrafyaya adını veren kadim halkın milli kimliği ise, işin tabiatı gereği olması gereken şeyi arzu etti. Kürtlerin olması gereken şeyi arzu etmeleri, Cumhuriyetin olmasını istediği arzuyu tehdit ettiğinden, inkâr zorunlu olarak zor, baskı ve zulümle sürdürüldü. 

Bu üç aşamanın en önemlisi birinci aşmadır. Çünkü ikinci ve üçüncü aşamalar birinci aşamanın zorunlu tutsaklarıdır. 

Cumhuriyetin Kürdistan’ı Türkiye ve Kürleri Türk sayması ilkesi değişmedikçe olması gereken şey, olması istenen şeye direnç gösterecek ve inkâr ve zulüm ilkel, modern veya post-modern biçimlerde sürecektir. 

Türkiye Cumhuriyetinin ilkeselleştirdiği ve bir asra yakın sürdürdüğü arzusu Kürdistan’a Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’su, Kürtlere de Türk demesinin rağmına, Kürtler, bu hegemonik arzuyu içselleştirmediler ve olması gerekenin olması için savaşmaktan vazgeçmediler. 

Eşyanın tabiatı, olması gerekendir! 

“Olması istenilen şeyi arzu etmekle, olması gereken şeyi arzu etmek arasında, aslında ince değil kalın bir çizgi vardır.” demiştik! İşte bu çizgiyi eşyanın tabiatı belirler! 

Daha anne karnında cinsiyeti hakkında bilgi sahibi olunan ceninin kız olmasını istemek, eğer o erkek ise, erkek doğması gereğini engelleyemez. Fakat erkek doğsa da, olması istenilen arzuya uygun davranıldığı vakit, bu uygulama hem erkeğin tabiatına, hem de yanlış arzu sahibine zarar verecektir. Ve eninde sonunda kız kabul edilen erkek, erkek olmasının gereğini yerine getirecektir. 

Kürt olmaya ilişkin olması gereken şey Kürtlerin hükmü altındadır. Kürtlerin hükmü altında olması gereken şeye Cumhuriyetin Türklük adına hükmetmeyi arzulaması Kürtlük tabiatına aykırıdır. Eşyanın tabiatı gereği Kürtler, olması gerekeni belirgin kılacaktır-kılmaktadır. Ve Kürtlerin tabiatına hükmetmeyi arzulayan Cumhuriyet, böylece kendi sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik düzenine de zarar vermiş olacaktır-olmaktadır. 

Ontolojik yaratılış gibi sosyolojik yaratılış da Allah’ın yaratmasıdır: 

Kur’an vahyi, kâinatı ve içindekileri Allah’ın bir yaratması olarak anlatır. Bu anlatıyı “haleka; yoktan var etmek” fiiliyle ifade eder.  Ontolojik ve sosyolojik düzeni sağlayan yaratılışı ise, “ceale; varlıktan kılmak, varlıktan var etmek” fiiliyle ifade eder. Böylece ontolojik ve sosyolojik varlığın değişmez ve ahlakî tabiatını ortaya koyar. Öyleyse yaratmanın faili olan Allah’a iman eden Müslüman, gerek ontolojik ve gerekse de sosyolojik varlığın tabiatıyla çelişen bir arzuyu edinmeyeceği gibi, böyle bir arzuyu hastalıklı da bulmalıdır-bulur. 

Müslümanlık, özgün kaynaklarının elverişli kıldığı ilkeleriyle hadiseye bakabilmek için;  “Kürt sorunu” denilen olgunun tabiatında bulunan şey nedir? sorusundan yola çıkmalıdır. Böylece ona ilişkin ilkesinin ne olduğu hakkında bilgi ve bilgisinde karar sahibi olsun! 

“Kürt sorunu”nun tabiatında olan şey, Kürtlerin Kürdistan’da egemenlik hakkını irade etmeleri ve buna mukabil Kürtlerin egemenliğe ilişkin irade beyanını gerekli kılan haksız gücün ise, bu haksızlığa devam etmesidir. “Kürt sorunu” denilen olgunun tarihsel ve güncel varlığı bu irade dolayısıyla söz konusu olmaktadır. 

Kürtlerin bir millet olarak tabiatlarında bulunan egemenlik hakkını irade etmeleri kaçınılmazdır. Çünkü olması gereken Kürtlerin irade ettiği şeydir. Olmaması gereken ise, Türkiye Cumhuriyetinin Kürtlere ilişkin arzusunun uygulamaya sokulmasıdır. 

Türkiye’de Müslümanlık, eşyanın tabiatıyla uyuşmayan Cumhuriyet arzusunun etkisi altında “Kürt sorunu”nu ele almaktadır. Hâlbuki “Kürt sorunu”nun tabiatı üzerinden meseleyi ele almaları gerekirdi. Ama henüz, daha “Kürt sorununun tabiatı” diye bir ifadeye dahi sahip değiller. Yani olması gerekenin dışından ve olması istenilenin içinden meseleye bakmakta ve doğal olarak “Müslüman’ca” yanlışlıklar sürüp gitmektedir. 

Bu yüzden Türkiye’de yeşil sarıklı ulu hocaların ve yeşil sarıklı ulu aydınların ve yeşil sarıklı ulu cemaatlerin hiçbiri Müslüman’ca doğrulara sahip olmadılar-olamadılar. Kürtlere ilişkin olarak Müslümanların da Cumhuriyete paralel düşen, olmasını istedikleri arzuları vardı; bu “Müslüman’ca” yanlış arzular da Cumhuriyete paralel olarak olması gereken eşyanın tabiatıyla uyuşmayınca çatışma gerçekleşti. Ve bu yüzden maalesef Türkiye’de Kürtlere ilişkin olarak Müslümanlarla Kemalist Cumhuriyet, arzularında ortak bir paydaya sahip oldu. 

Ama varlığını Allah’ın yaratması ve kılmasına borçlu olan eşyanın tabiatı, onlar ister “Müslüman’ca” ister bilmem nece dile getirilsin kendisiyle uyuşmayan tüm arzulara direnç göstermeye meyilli olacaktır. Çünkü Yaratıcı olan Yüce Allah, ontolojik varlığa olduğu gibi, sosyolojik varlığa da, tabiatına uygun davranmayı emretmiştir. 

Sözün özü belki şu olmalıdır: Başkasının iradesi hüküm altına alınamaz; bu hem haramdır hem de eşyanın tabiatına aykırıdır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89