• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 8 °C

Okuma Meselesi

Ersin Tek

Hayat hiç de kolay değildir; cildi güneşten koruyan kremler gibi, ruhu ve zihni yaşamın(varoluşun) yakıcı gerçekliğinden koruyan(fıtratının yoluna sevkeden) bir şeyler olmak zorundadır. Aksi takdirde, hayat çekilmez.

Bu şey, yalnızca okumak olabilir; yaşamın karardığı, savaşların, ölümlerin, yıkımların, umutsuzluğun yarattığı gerilimlerin çoğaldığı anlarda insanlığı düştüğü karanlıkta çekip aydınlığa taşıyan, umut kırıntılarını yeniden kanatlandıran okuma(kitap)…

Okumak bir iş midir?

Victor Hugo’ya göre okumak, ‘‘Okumak gıdadır. Okuyan insanlık, bilen insanlıktır.’’ Namık Kemal’e göre, ‘‘Okumayı öğrenmek, en güç san’attır. Âdemin hayvâniyeti yemekle, insaniyeti okumakla kaimdir.’’ Valêry Larbud’a göre okumak, ‘‘Cezalandırılmayan kötü huy’’dur. Descartes’e göre ise, ‘‘Geçmiş yüzyılların en namuslu kişileriyle yapılan bir konuşmadır.’’

Hepsinin de haklı yönleri var. Bütün bu yaklaşımlar karşısında ister istemez üç ayrı okuma biçimi geliyor insanın aklına;

Kendinden kaçmak için okuma!

Çok kitap okuyan kimselerin çoğunun, buna karşın bu etkinliğin merak öğesinden yoksun olduğunu söylersek onlara haksızlık etmiş olmayız. Onları kitap okumaya iten neden, bilmediği şeyleri keşfetmek falan değil, aksine bilmediği şeylerin içine düşmeyi engelleyebilmektir. Peşinde oldukları şey tutarlılık da değil, eğer bir şeyden korkuyorlarsa okumak istemeyecekleri son şey, korkularını dile getiren bir kitap olur. Daha yakındaki ve eşit karmaşıklıktaki çelişkileri çözmek için hiçbir heyecan duymazlar. Kitapları bir çeşit afyon olarak kullanırlar ve gerçek dünyadan ayrılarak hayalî bir âleme dalarlar. Bu kimselerin çoğu okumadan bir dakika bile geçiremezler; her şeyi okurlar. Ellerine geçen her şeyi aynı hırsla okuyup tüketirler. Bir odada yalnız kaldıkları zaman kendi düşünceleriyle bir dakika olsun ilgilenmezler, o an buldukları şeyin herhangi bir yerinden okumaya başlarlar. Bunlar okumakta ne fikir, ne de gerçek ararlar; okudukları şeylerden öze dair aldıkları çok azdır. Dünyayı ve kendi ruhlarını kendilerine kapatan bir dizi kelimenin geçit töreni yapmasını beklerler. Böylece içe bakışın ezası ve cefasından kurtarırlar kendilerini…

Kendini bulmak için okuma!

Bazı insanlar, kitap okumak için günün ya da haftanın yalnızca belirli saatlerini ayırırlar. Bu yüzden yalnızca kendi meseleleriyle ilgili kitaplara yönelirler, kitaplardaki durumları ve tasvirleri çok fazla çaba harcamadan kendi maddi ve sosyal koşullarıyla ilişkilendirebilmek isterler. Aradıkları şey, o güne kadar hissettikleri ama ifade edemedikleri duygularının kaynağına temas eden ve kendi deneyimlerinin bir başkasının yazdıklarında daha usta bir dille ifade edilmesidir. Onlar için bir kitabın okunmaya değer olabilmesi için okudukları yazarla fiziksel değil, yalnızca psikolojik bir benzerliğin olması yeterli ve yaşamlarına bir yön vermesi gerekiyor. Kendi deneyimlerine ışık tutabilecek karakterlerle dolu öykülerin peşindedirler. ‘Kendilerini bulmak’ istiyorlar. Küçük gördükleri kitapların seline kapılmaktan(kendilerini daha çok kaybetmekten) korktukları için, küçük(gereksiz) gördükleri kitaplardan kaçarlar; bir an için bile olsa kendi varoluşsal yalnızlıklarına dokunan, yalnız olmadıklarını, bir bedende, bütün insanlıkla/doğayla bağlantılı olduklarını fark ettiren; bir an için bile olsa kendisiyle yaratıcı güç arasında farklılıktan çok benzerlik bulunduğu hissine kapılarak onları mutlu ve huzurlu eden kitaplara dört elle sarılırlar…

Çalışma için yapılan okuma!

Bir de özünde çalışma olan okuma vardır, insanın işidir. Çoğu kimse kendisine destek olmak için ihtiyaç duyduğu belirli ve maddi bilgileri bulmak için okur. Çalışma için yapılan okuma da, diğer bütün çalışmalar gibi kendine özgü bir disiplin ve kurallar içerisinde yapılmalıdır. Aksi takdirde, çalışma için yapılan okumalar bir fayda vermeyecek, her seferinde başa dönmeye, istenilen hedefe ulaşma durumunun gecikmesine ve bir dizi yeni başarısızlığın(hayal kırıklığının) doğmasına sebep olacaktır…

Ve Andre Maurois’in hatırlattığı önemli bir şey vardı;

‘‘Ruhun gıdasını iyi seçmek gereklidir. Her ruhun kendine göre ayrı bir gıdası vardır. Bizim ruhumuza uygun yazarları tanımaya çalışalım. Bunlar dostlarımızınkilerden çok farklı olacaktır. Edebiyatta da aşkta olduğu gibi başkalarının seçtiği konular insan heyecan verir. Kendi seçtiklerimize sadık kalalım. Bu konuda en iyi hüküm verecek olanın yine kendimiz olduğunu unutmayalım.’’

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89