• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır -4 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin 1 °C

Ohal-herhal, şehit-şahit

Yıldırım Türker

Dönemin küçük kabuslarından Egemen Bey buyurmuş: “Artık ok yaydan çıktı. Barış, kardeşlik bu ülkede egemen olacak. Gördük ki, OHAL dönemi bitmiş, ‘Herhal’ dönemi başlamış. Bu ülkenin vatandaşları birlikte ‘Herhal’ olmaya başladı.”

Zamanın ruh gibi müzakerecisi Bağış’ın mizah duygusu da Türkçe hakimiyeti de on yıllarca süren savaşın sonuçlarındandır.

Çünkü beyefendinin kendisi, savaş üretimi insan kumaşından dokunmuştur. Toplama kamplarındaki ‘kapo’lar gibi. Gönüllü korucular benzeri.

Giorgio Agamben, “Auschwitz’den Artakalanlar” adlı kitabında Yunanca’da şahit ile şehit sözcüklerinin aynı kökten türetildiğini yazıyor: “İlk kilise babaları, zulmedilen Hıristiyanların ölümünü ifade etmek için martis (şahit) sözcüğünden martirium sözcüğünü türetmiş, böylece onların inançlarına şahitlik (tanıklık) etmişlerdir.”

Aynı şey Arapça kökenli şahadet sözcüğü için de geçerlidir. Şahadet de şehit olma ve tanıklık anlamlarını birlikte yüklenmiştir. Bilimin ve siyasetin buz gibi bir soğukkanlılıkla ‘olağanüstü durum’, ‘uç durum’ olarak adlandırdığı koşullarda, tanık olabilmenin mümkün olup olmadığı üstüne düşünürken Agamben elimden tutuyor.

Bu coğrafyanın insanları, onlarca yıldır inkarla, yalanla, zulümle derilerini havlayan, ruhlarını dağlayan bir dönemden nasıl çıkıp nasıl bir dünyanın kapısını çalacaklar?

Çünkü içinden uzun uzun geçtiğimiz kara zamanlarda insanın ömrünün kalanına katık edebileceği bir lokma onura sahip çıkabilmesi çok zordur.

Toplama kampları üstüne Eli Wiesel; “Bunu bizzat yaşamamış olanlar asla anlamayacak; yaşayanlar ise asla anlatmayacak; ne doğruyu ne de tamamını... Geçmiş ölülerindir” sözleriyle kara ruhlu bir bakış atıyordu geleceğe.

O kamplarda, Primo Levi’nin “Sessizlik içinde yürüyen ve çalışan, içlerindeki Tanrısal kıvılcım ölmüş olan insan-olmayanlar” diye tarif ettiği, “Yüzü olmayan bir insanlar yığını olarak belleğime üşüşüyorlar. Çağımızın bütün kötülüklerini tek bir imgede toplayacak olsam, çok iyi bildiğim o imgeyi seçerdim: başı eğik, omuzları çökük, yüzünde ve gözlerinde düşüncenin izine rastlanmayan bir deri bir kemik bir insan” diye hatırladığı insanlar vardı. Yani ‘Muselmann’lar. Onlara neden Müslüman dendiği üstüne rivayet muhtelif. Ama ‘ölümlerine ölüm bile denemez’ bu dibe vurmuşların ‘kaderci’, ‘teslim olmuş’ hallerinden yola çıkarak onlara bir ötekilik, bir ‘doğulu’luk yakıştırıldığı sanılıyor.

Kimsenin acımadığı, yakınlık duymadığı, mahkûmların tahammül edemediği, SS’lerin ise işe yaramaz birer pislik olarak gördüğü bu ayaklarını sürüyerek gezen, hayata tutunmayı becerememiş insan yığını, bu ‘kabuk adam-kadınlar’ yaşananların tam tanığı olarak tanıklık etmesi mümkün olmayanlardı aynı zamanda.

Kampın ‘özü’, işte o kimsenin görmek istemediği şeydi. İnsan aklının sınırlarını aşan örgütlü zulüm altında hayatta kalabilmek elbette ‘kirlenmeden’ onurlu bir varoluşa izin vermez. Ölüm korkusuna, aşağılanmaya, işkencenin dile getirilemeyecek zenginlikte sunulanına maruz kalıp insanlık etiğinden ödün vermeden tanık olarak sağ kalmak hiç de kolay değildir.

Tam da bu noktada şehitlik vaadi devreye giriyor işte. Fırsat henüz elindeyken kendi ölümünü kendin seçebil diye. Sende şahitlik dili bırakmamak için, ruhunu, bedenini, aklını, dilini elinden almaya çalışanlara karşı sofu bir inançla hayatını fırlatıp atmak.

Muselmann, tam da arada kalanın adı. Kısa ömürlü olup ölüp gitmesine rağmen çoktan dibe vurmuş olduğu için şehit olamayan, yaşananların gerçek şahidi olmasına rağmen konuşamayan, o.

Olağanüstü hal koşullarında en çok rastlanan kurban. İsimsiz, suretsiz, dili çoktan lâl olmuş olan. Ölümü ölüme benzemeyen.

Şehitliği yüceltenler, şahitliğin ışığına düşmandır.

Onlar ‘Muselmann’lar ve yardakçı mutantlarla dolu bir dünya yaratmanın peşindeler.

Epeyi de yol aldılar hani.

Uzun savaşın ardından bir arada ayakta kalabilmenin, birbirimizin yüzüne bakabilmenin yegane yolu şahit olmayı sürdürebilmektir.

Şehit olmayı bilenler şahit olmayı da öğrenmek zorunda.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89