• BIST 107.152
  • Altın 143,431
  • Dolar 3,5606
  • Euro 4,1613
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 38 °C
  • Ankara 32 °C
  • İzmir 39 °C
  • Berlin 17 °C

Öfkeyle başetmek

Ali Bayramoğlu

Yaşanan bunca değişim, alınan bunca yol ana dokuyu doğal olarak ortadan kaldırmıyor.

Bu açıdan bakıldığında görülür ki, cemaatimsi toplum dokusu Türkiye'nin en önemli sosyolojik verisi ve en önemli siyasal sorunudur.

Bizde toplum iç içe girmiş, bütünlenmiş bir yapıdan çok yan yana duran bir topluluklar serisi olarak karşımızdadır.

Dindarlar, laik-seküler kesim, Kürtler, Aleviler, sol, milliyetçi gruplar, azınlıklar zımni bir milletler düzeni içinde yaşarcasına her biri içine kapalı değer sistemleri içinde varlıklarını sürdürürler. Güven, siyaset, değer açısından ortak sahalar genellikle geride durur.

Böyle bir dokunun temel meselesi doğal olarak bu gruplar arasındaki ilişkiler üzerine oturur.

Demokratik dalga, reform, ekonomik ve siyasi istikrar dönemlerinde gruplar arası temaslar artar.

2002-2007 hatta, 2010 Türkiye'yi böyle düşünmek mümkündür. Özgürlük talebi, çıtası, hamleleri farklı kesimleri kuşattıkça etkileşim kapıları açılır, ortak tanım arayışları artar.

Buna karşılık iniş dönemlerinde ya da topluluklar arasındaki güç, temsil ve görünürlülük dengesinin, hiyerarşisinin bozulduğu ilişkiler kopar ve karşımıza kutuplaşmalar çıkar. Birbirini duymayan, anlamayan, hatta farketmeyen bloklar oluşur.

Son bir kaç yılın Türkiye'si de buna örnektir.

Bu tür kutuplaşma ve kopuş dönemlerinin önemli bir özelliği vardır. Toplumun siyasete esir olması siyasetin içinde hapsolmasıdır. Siyasetin toplum, toplumsal ve topluluklar üzerindeki tahakkümü kutuplaşmayla doğar ve ne yazık ki fasit bir daire oluşturarak kutuplaşmayı besler.

Velhasıl kuvvetli bir 'ötekileşme' ve 'ötekileştirme', yeniden cemaatleşme süreci olarak kutuplaşma kolay ürer, zor gider...

Bugün sorunumuz temel olarak budur.

Yolsuzluk, yozlaşma, tarz-ı siyaset, cemaat meselesi, otoriterleşme, kimlik siyaseti, itiraz siyasallaşması; bunların hemen hepsi en azından iç içe giren birbirini üreten bir bütün olarak, birer besleyici ve birer sonuç olarak bu şemsiyenin altında yer alıyorlar.

Elbet son 10 yıl, özellikle sosyolojik alanda pek çok dönüşüme tanık oldu. Kimlikler kendi içinde yeniden yapılandı, daha özgürlükçü bir istikamet tutturdu. Ancak görüyoruz ki ana doku, sert zihniyet çekirdeği çok dirençli ve alınacak daha pek çok yol var.

Şöyle bir bakın:

Bugün Türkiye, tüm aktörleriyle, siyasetçisi ve aktivistiyle, gazetecisiyle, dindarıyla, genciyle, diğer toplumsal unsurlarıyla boğucu bir siyasete, siyasi kutuplaşmaya esir düşmüş halde. Hiçbir oyuncu bu ortamdan çıkış arayan, zorlayan ipucu vermiyor, umut ışığı sunmuyor.

Çıkışı, rakibin mağlubiyeti, ezilmesi, geriye itilmesi olarak sanma dalgası, daha doğrusu körlüğü her yere hakim.

Basın malum, yazarlar keskin, gençler öfkeli...

Öfke ve kutuplaşma aç bir kurt gibi önüne çıkan her şeyi silip sürüpüyor, yiyip bitiriyor.

Türkiye'nin siyasi sorunları, anayasa meselesi, ekonomi, dış politika, İŞID yanında önemli meselelerden birisi budur.

Öfkeyi dindirmek, kutuplaşmayı azaltmak, uçağın burnunu tekrar yukarı çevirmek, başta hükümet tüm aktörlerin ilk hedeflerinden birisi olmalıdır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89