• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 14 °C

Öcalan’dan “Seni kullanıyorlar” sözüne yanıt: “Ben de onları kullanıyoru

Hasan Cemal

Apo’yu kullanıyorlar mı? Hesap PKK’yı bölmek mi? Saflarda gedik mi açmak? Kandil’de de, BDP’de de bu soru işaretlerinin çengeli zihinlerden hiç eksik olmadı. Ama Ankara da, ne Öcalan’a, ne Kandil’e, ne de BDP’ye güvendi. Onların ‘son oyun’ olarak Türkiye’yi bölmek istediklerine dair inanç devlette hep ağır bastı. 

Yıl 1982, Şam. Taner Akçam bir sohbet sırasında Öcalan’a şöyle der:

“Hafız Esat rejimi seni Türkiye’ye karşı kullanıyor.”

Öcalan yanıtlar:

“Ama ben de onu kullanıp güçleniyorum.”

Taner Akçam, bu sohbeti 2010 yılı Temmuz ayında bana gönderdiği bir elektronik postada şöyle anlatmıştı:

“1982 yılıydı. Şam’da Apo’yla karşılıklı oturmuş, Suriye devletinin bizden istediği şartları konuşuyorduk. Ben, bir devletin kontrolüne girmenin tehlikelerini, bizi istedikleri gibi kullanıp sonra limon gibi sıkacaklarını Apo’ya söylüyordum.

Apo aksi kanaatte idi.

‘Bana zaman lazım’ diyordu, ‘Kullansınlar mesele değil. Beni limon gibi sıkmak istedikleri vakit onlar için çok geç olacak.’

Apo Suriye’de kaldı.

Aradan yıllar geçti, Suriye Apo’yu kovdu. Geriye bakalım, kim kârlı çıktı bu işten:

Apo ve PKK...

Apo kendisini kullandırdı ama o bu, Kürt hareketini Suriye’nin oyuncağı olmayacağı bir yere taşıdı.

Şimdi Ankara’ya bakalım.

Türkiye’nin terör örgütü ilan ettiği bir örgütün lideri, her hafta hapishaneden örgütü yöneten bildiri ve tebliğler sunuyor.

Niye?

Çünkü Ankara’da birileri, Apo’yu istedikleri gibi kullandığını sanıyor ve Apo’yu kullanarak PKK’yi kontrol edeceğini, böylece Kürt meselesini de denetleyebileceğini sanıyor.

Tıpkı Suriye’dekiler gibi...

Ankara’dakiler de bilmiyor ki, bu oyunu Apo onlarla severek oynuyor.” (*)

Taner Akçam, bu e-maili bana 2010’un Temmuz ayında göndermişti.

Sır değil.

Ankara, 1999’da başlayan İmralı yıllarında her zaman Öcalan’ı kullanarak PKK’yı bölmenin, PKK saflarında gedik açmanın hesapları içinde oldu.

Özellikle, sanıyorum, 2005 ve 2006 yıllarına kadar bu böyleydi. O dönem sadece ‘askerin tekeli’nde olan İmralı’ya ‘sivil otorite’nin girmesine ve Öcalan’la görüşmesine yeşil ışık yanmıyordu.

Sonra bu değişti.

Askeri otorite sivil otorite karşısında geriledi ve Erdoğan hükümeti MİT kanalıyla Öcalan’la görüşmeye başladı. Ama bu dönemde de malum sorular varlığını sürdürdü:

Apo’yu kullanıyorlar mı?
Hesap PKK’yı bölmek mi?
Apo eliyle tasfiye mi?
Saflarda gedik açmak mı?

Kandil’de de, BDP’de de bu soru işaretlerinin çengeli zihinlerden hiç eksik olmadı.

Bugün de farklı olduğunu sanmıyorum.

Ama madalyonun bir de öbür yüzü var (**). Devlet de, ne Öcalan’a, ne Kandil’e, ne de BDP’ye güvendi. Onların son oyun olarak Türkiye’yi bölmek istediklerine dair inanç Ankara’da hep ağır bastı.

Bu karşılıklı güvensizlik ya da güven sorunu demokratik açılım, Habur ve Oslo süreçlerinde de devam etti.

Peki, bugün durum nedir?

‘Güvensizlik duvarı’nda gedikler açılmaya başladı mı?

Bilemiyorum.

Keşke birbirini karşılıklı olarak kullanmaya dönük ‘eski oyun’ sona ermiş olsa...

Çünkü başka türlü barış yolu açılamaz.

————
* Hasan Cemal; Barışa Emanet Olun, Kürt Sorununa Yeni Bakış; Everest Yayınları, Ekim 2011, sayfa 149.

** Rahmetli Metin Toker’i, değerli bir meslek büyüğümü hatırladım. Ne zaman ‘madalyonun öbür yüzü’ diye yazsam, sabah vakti telefon gelirdi, “Oğlum, madalyonun iki değil bir yüzü vardır, şunu bir öğrensen!” diye...

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89