• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 16 °C

Öcalan’a ev hapsi

Orhan Miroğlu

PKK’nin silahlı güçlerini Kuzey Irak topraklarına geri çekme karşılığında, Öcalan’a ev hapsi önerisi tartışması sürüyor.

Kamuoyunu teklifin ciddiyetine ve Kürt tarafının yeni bir taktiği olmadığına inandırmak görevi de, öncelikli olarak, BDP ve DTK’nındır.

DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk’un Radikal gazetesine bu konuda yazdığı yazı, BDP ve DTK suskun kaldığı için, şiddetin gölgesinde yapılmış, bireysel bir öneri gibi kaldı.

DTK ve BDP, şimdiye kadar, farklı ülke deneyimlerinden tutun da Küba’daki sağlık sistemine kadar, çok sayıda konferans, sempozyum ve kongre çalışmaları yaptı.

Ama hem BDP hem DTK, bugüne kadar, Kürt hareketinde şiddet konulu herhangi bir çalışmaya imza atmış değil.

Silahlı mücadele konusunda söylenmesi gereken her ne varsa, elinde silahı olanlar söyler ve bu gelenek böylece devam eder durur.

Ne var ki, Kürt toplumu bu gelenekten ve anlayıştan giderek uzaklaşıyor.

Savaş yıllarını, savaş stratejilerini sorgulamaya meyilli bir sivil toplum gelişiyor.

Silahlı eylemler, toplumun şiddet dışı çözümler üzerine asgari bir mutabakat sağlamasını engelliyor.

Kürt sivil siyaseti ve silahlı güçler arasındaki paradoks, öyle bir hale geldi ki, PKK’nin silahlı mücadeleyle sonuç alabileceğine inanması, sivil aktörlerden gelen teklif ve önerileri önemsiz hale getiriyor.

Demokratik özerklik ilan ediliyor, ama aynı gün, 13 asker öldürülüyor.

Öcalan’a ev hapsi isteniyor, ama şiddet can almaya devam ediyor.

Savaşa ayrılan yoğun ‘mesai’, sivil siyaseti kuşatıyor, elini kolunu bağlıyor.

Kürt siyaseti bu konuda kendi içinde bir mutabakat sağlamadan, yeni bir müzakere sürecinin başlaması zor görünüyor..

Ve bu koşullarda, silahlı mücadele giderek ‘ulusal bir sorun’, ‘aile içi bir sorun’ haline geliyor.

Geçenlerde Diyarbakır’da toplanan Kürdistan Konferansı’ndan sonra, Erbil’de de bir konferans yapılacak ve Kürt siyasi partileri, bu konuyu masaya yatıracaklardı.

Açıkçası Kürtler’in barış istediğini bütün dünyaya ilan edeceklerdi.

Ama Türkiye’de PKK’nin başlattığı şiddet Mesut Barzani’ye yeni bir karar aldırdı ve Erbil’deki konferans belirsiz bir tarihe kadar ertelendi.

Gazeteci, Arif Zêrevan’ın, “Kürdistani bir konferansın Hewler’de yapılması söz konusuydu. Acaba böyle bir konferansla Kürtlerin PKK’yi, savaş siyasetini terk etmeye ikna etmeleri mümkün müydü” sorusuna Mesut Barzani’nin verdiği cevap, son derece önem taşıyordu:

“Konferans, Kürt milletinin barış sözleşmesini, Türkiye’ye, İran, Irak’a, Avrupa’ya, Amerika’ya bütün dünyaya duyurmak içindi. Meydana gelen bu yeni şartlarda, konferansın hiçbir faydası yok. Biz, savaşı mı destekliyoruz, yoksa savaşa karşı mıyız konulu bir konferans yapmıyoruz. ...Şimdi koşullar savaş koşulları, savaş için konferans yapmayız..”
(Nefel, Arif Zêrevan)

Mesut Barzani aynı söyleşide, PKK’nin kendi köylerine gerilla birliklerini yerleştirdiğini, kardeş katline yol açmamak için, bu gruplara karşı zor kullanmaktan kaçındıklarını söylüyor.

Bu söyleşide öne çıkan iki husus var:

PKK’nin silahlı mücadelede ısrar etmesi, artık Kürtlerarası ‘ulusal bir sorun’ niteliğini taşıyor..

Bu bağlamda, Barzani’ye göre, Kürtlerarası bir konferans, savaşa veya barışa karar vermek amacıyla değil, ancak barış için ve barışa karar vermek için toplanabilir.

Mesut Barzani, ayrıca, Kürt köylerindeki gerilla birliklerine dikkat çekiyor ki, bu durum, bir kara harekâtı olması halinde, Türk ordusunun, sınırın öte yakasında Güney Kürdistan köylüsü kılığında PKK gerillalarıyla karşı karşıya kalacağını açıkça gösteriyor.

Geri çekilme karşılığında Öcalan’a ev hapsi konusu, Güney Kürdistan yönetimini yakından ilgilendiriyor.

Orada, PKK’ den ayrılan üç bin civarında eski gerilla var. Ciddi bir siyasi faaliyetin içinde değiller ve bir gün ülkelerine geri dönmeyi umut ediyorlar.

Ama dört-beş bin kişilik silahlı bir gerilla grubunun Kuzey Irak’a geri dönmesi teknik bir sorun değil, siyasi bir sorundur ve Güney Kürdistan’ın ve Irak hükümetinin rızası alınmadan gerçekleşme şansı yoktur.

Netice olarak nereden bakarsanız bakın, Öcalan’a ev hepsi ve geri çekilme karşılıklı güven sorunu olduğu kadar, uluslararası bir sorundur da.

Ama konunun Erbil dâhil, uluslararası platformlarda müzakere edilebilmesi için, silahların susması gerekiyor.

Tony Blair
’in Hürriyet gazetesinden Cansu Çamlıbel’e ifade ettiği şu sözleri, hem BDP-PKK’nin hem hükümetin, önemle dikkate alması gerekir:

“Biz müzakereye başlamak için IRA’ya ‘Teslim olun’ demedik. Hatta silah bırakmalarını dahi söylemedik. Ama şunu net olarak söyledik: ‘Görüşmeler devam ederken arka planda tehdidin devam etmeyeceği konusunda çok açık olmalısınız. Eğer söylediklerinizi kabul etmezsek ya da yapmazsak gidip insanları öldürmeye başlamayacağınızdan emin olmamız lazım. Şu andan itibaren barışçıl yöntemler konusunda ortak kabul olmalı. Aslında yaptığımız karşı tarafın barış sürecine tam angaje olabilmesi için müzakerelere bir dizi kriter getirmekti. Bu kriterlerin en önemlisi de elbette şiddete son vermeleriydi.”

Müzakere ve ev hapsi için, PKK şiddete son verdiğini ve geri çekilmeyi kabul ettiğini açıkladığı andan itibaren, her şey değişir.

Karşılıklı güven için, Öcalan’a Osmanlı döneminde, yenilgiye uğramış bir isyan lideri muamelesi yapılmamalıdır.

Bu isyan ‘muadillerinden’ çok farklı, kimse yenilmiş değil.

İsyanın merkezi dağlar da değil artık, büyük şehirler, halkın bizzat kendisi.

Bu yüzden, ev hapsine her iki taraf da ‘taktiksel bir sorun’ olarak bakmamalı.

Öcalan’a ev hapsi ve silahlı güçlerin geri çekilmesi, normalleşme için ilk aşama, ama ya sonrası?

Sonrası kuşkusuz Öcalan’a, Marmaris’te domates yetiştireceği 20 dönümlük çiftlik evi tahsis etmek değildir.

İşin sonrasına hem PKK’nin hem Türkiye’nin hazır olması gerekir.

Kürt hareketinin şiddetle bütün bağlarının koptuğu bir aşama söz konusu olacaktır.

Bu aşamada, isyan liderinin özlemi, ona inananların arzusu, herhalde Öcalan’ın, Marmaris’te 20 dönümlük bir çiftlikte domates, maydanoz yetiştirmesi olmaz.

Türkiye ve PKK demokratik süreci zorlamadan, travmaları tetiklemeden Öcalan’ın ‘isyan kitlesiyle’ buluşacağı ve siyaset yapacağı bir aşamaya hazırlıklı olmalıdır.

Yoksa bu girişim daha işin başında, daha beter ikinci bir Habur vakası olarak kalmaya mahkûm olur.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89