• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 0 °C

Öcalan çözümün neresinde

Abdülkadir Selvi

Her kriz aynı zamanda fırsatları da içinde taşıyor. Açlık grevlerinde olduğu gibi. Açlık grevi her iki kesimi de üzmeden bitti.

Ne korktuğumuz gibi tabutlar çıktı ne de, 'Hayata Dönüş' operasyonuna benzer vahşetler yaşandı.

Türkiye bu olayda farklı bir diyalog şekli geliştirmeyi başardı.

Bu gelişme sadece açlık grevlerinin bitmesini sağlamadı, aynı zamanda yeni bir sürecin de kapısını araladı.

Bu noktaya kolay ulaşılmadı.

Tekerine çomak sokan devlet başkanlarını, generalleri, gazetecileri dahi gözünü kırpmadan tasfiye etmeyi başaran, 'siyam ikizleri' olan, Türk ve Kürt derin devletinin bu sonuçtan memnun olduğunu söylemek mümkün değil…

Mehmet Öcalan'ın İmralı'ya gönderilmesi süreci ne kadar sancılı olduysa, Öcalan'ın İmralı'dan eli boş dönme tehlikesi de yaşanmadı değil.

Peki düğümü nasıl çözdü?

Ne taviz, ne pazarlık…

Samimiyet ve kararlılık…

Zaten, barışın temel kriteri de samimiyet değil midir?

Önce geriye dönüp, İmralı'nın sürece katkısını sorgulamak istiyorum.

Mehmet Öcalan adadan eli boş dönse, Abdullah Öcalan, açlık grevlerini sona erdiren sürece katkı yapmasa ne olurdu?

Bugün açlık grevlerinin ötesindeki sorunlarla boğuşacağımız kuşkusuz.

Ama bu tek yanlı değil.

Diğer bir ifade ile iki tarafı keskin bıçak…

Eğer Öcalan o misyonu yerine getirmese, yeni bir sürecin başlamasının da önünü tıkayan kişi olacaktı.

Belki Öcalansız süreçlerin kapısı aralanacaktı…

Tekrar başa döndüğümüzde ise Öcalan, 'Açlık grevlerini tereddütsüz bırakacaklar' demek suretiyle aynı zamanda, kendisini tekrar, 'Çözüm denklemine' dahil etti. Adreslerden biri hatta en önemlisi haline getirdi.

Ortadoğu'nun kaygan coğrafyasında 30 yıldır böyle ayakta kalınıyor demek ki…

Öcalan'ı hafife alanların bundan sonra daha dikkatli bir şekilde değerlendirmelerinde yarar var.

Terörist başı ya da bebek katili demekle yüreğimizi soğutabiliriz. Ayrıca bunlar yanlış tarifler değil. Ama ondan öte bu adamın bir liderlik yeteneği ve kitlelerdeki karşılığını görmeliyiz.

Diyarbakır meydanından Kamışlı sokaklarına kadar, kitlelerdeki karşılığını doğru okumamız gerekiyor.

Bunu yapmalıyız ki, onun üzerine inşa edilecek olan süreçleri sağlıklı kuralım.

Açlık grevlerinin sona erdirilmesindeki rolü; Öcalan'ı tekrar çözümün merkezine yerleştirdi.

Suriye sürecinin sağladığı uluslararası konjonktürün çözüm sürecinin önünde yeni ama en önemli engellerden biri olduğunun farkındayım.

Ama bu işi çözecek iki kişi var. Biri tartışmasız Başbakan Erdoğan.

Çözüm için en güçlü iradeyi temsil ediyor. Kandil'den BDP'ye, İmralı'dan, çözüm isteyen geniş kitlelere kadar uzanan bu sorunun tüm bileşenlerinde, güven duyulan isim o.

Silvan saldırısından sonra, 'devlet kararı' ile tecrit edilen Öcalansız geçen 1.5 yıllık süreçteki terör olaylarındaki tırmanış ve açlık görevlerinin sona erdirilmesindeki güçlü irade de gösterdi ki, Öcalan'ın içinde yer almadığı bir çözüm mümkün değil.

PKK'da iki güç odağı var. Biri silahlı gücü elinde bulunduran Kandil, diğeri kitlelerde karşılığı olan Öcalan.

Kandil'le görüşemeyeceğimize göre, elimizde mahkum olan Öcalan faktörü ön plana çıkıyor.

Diğer iki seçenek ise Barzani ve aracı ülke…

Burada en risksiz olanı BDP, ama Kandil'le İmralı arasına sıkıştığı için rasyonel değil.

Oslo süreci yaşandı ve iki taraf birbirini tanıdı. Şimdi bu deneyimler ışığında, belki aynı anda birkaç süreci birden yürütmemiz gerekecek.

İki tarafın derin yapıları boş durmayacak elbette ki.

Öcalan'ın, 'Barışın şartlarını yazıyorum' dediği bir sırada gerçekleşmişti Silvan saldırısı. Onu Oslo depremi takip etti.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, 'Uludere ve Oslo, Türk devlet tarihinin en ağır travmasıydı' demişti.

Silvan ve Oslo sızıntısı Kürt derin devletinin Öcalan'ı tasfiye girişimiydi. Oslo ve Uludere'nin hedefi tartışmasız şekilde Recep Tayyip Erdoğan'dı.

Öcalan bunu, 'Kürt derin devleti ile Türk derin devleti'nin işbirliği olarak nitelendiriyor.

Bu listeyi, Özal'ın öldürülmesinden, Bingöl'deki 33 er olayına, Eşref Bitlis suikastinden, Bahtiyar Aydın ve Kazım Çillioğlu infazlarına kadar genişletmek mümkün.

Bir süredir idamları, BDP'lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını savunan Ankara'da, iklim değişti.

Son MGK'da Öcalan'ın tecrit edildiği 1.5 yıldaki terör olayları ile Öcalan'la diyaloğun olduğu sürecin masaya yatırılması da boşuna değil.

Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89