• BIST 89.878
  • Altın 145,744
  • Dolar 3,6012
  • Euro 3,9233
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 15 °C

Nurdan bir üniversite

Mücahit Bilici

Bütün bir gelenek sarsılırken, Said Nursi önce sorunun parçaların tamiriyle hallolabileceğini düşündü. Kürdistan’a özgü olduğunu düşündüğü sorunların daha büyüğünün İstanbul merkezli olduğunu görünce, Müslüman Osmanlı toplumunun onur ve kurumlarını ayakta tutmak için çalıştı. Bir siyasetçi olarak değil, özgürlük ve adalet için çalışan bir aktivist olarak siyasi hayatın içindeydi. Said Nursi’nin ilk dönemi bu açıdan modern bakışın görebileceği kadrajda ve hazmedebileceği şeffaflıktadır. 

Eski Said’in tam olarak örtüşmese de İslamcılıkla bazı benzerlikleri vardır. Said Nursi Müslümanların muhatap olduğu sorunun mahiyetini farkettikçe siyaset ve aktivizmden vazgeçti. Müslümanların sorunlarından insanın sorunlarına indi. Kimliklerini (akademik olanı dâhil sosyal ve siyasal tüm kimliklerini bir kenara bıraktı) ve modern aklın ihtiyaç duyduğunu düşündüğü imana dair hakikat şiirini yazdı.

Bu bir tür yerin altına çekilmeydi. Ama aslında ciltten, kimliklerden, siyasetten ve ben-sen farkından çıkıp kalbe ve vicdana inmekti bu. Asıl savaşın kalplerde ve vicdanlarda verildiğini ve savaşın her insan için her insanın içinde verildiğini gördü. Ağacın dallarını yeşil tutmanın yolunun yerin üstünde yaprak tamirinde değil köklere inmekte olduğunu biliyordu. Böylece Kemalizm kaba kuvvetle yerin üstünde (mesela bedenlerin üstünde: şapka, kıyafet, harf, ulus-devlet kurumları ile) yüzeysel bir devrim yaparken, Said Nursi sürgünde, hapiste, tek başına tutulduğu hücrelerde, özgürken çıktığı kırda yahut Cam Dağı’nda, özetle insanla, fıtratla ve vicdanla başbaşa kaldığı yerlerde kendi sessiz ve derin devrimini yaptı: Risale-i Nur’u telif etti

Bu kitaplar, Bediüzzaman’ın hakkaniyet ve ihlasını sürgün talimatlarına, hapishane duvarlarına, ceberut devlet baba tehditlerine rağmen kalpleriyle gören ve ona sahip çıkan çoğu köylü insanlarca elle çoğaltıldı. Bir devrim yaşanıyordu ama onu tutuklayacak bir kelepçe yoktu. Hapishane hapsedemeyeceği şeyi tutamadığı için hapishane olmaktan çıkıyor Yusufiye bir medreseye dönüşüyordu. Ürün, hardware’i önemsiz kılan bir insan yazılımıydı. Nur’la tarifi hak olan bu sözler bütün engel ve engellemeleri geçerek, kalplerde ve zihinlerde bir imparatorluk kurdu. Tamamen hakikatin gücüne yaslanan bir imparatorluk. Çünkü dâhil olan herkesin bedel ödediği ve karşılığında dünyevi olarak hiçbir şey kazanmadığı bir ortaklık vardı bu manevi şirkette. 

Misyon, insanların kendilerini dönüştürmesiydi: imanbiliminde doktor olmak, kendini tedavi edecek içtihatları yapacak bir hayatı kazanmak (tahkiki iman). Böylece tamamen sivil âlemde insandan insana yayılan iktidara, siyasete, çıkar çatışması radarlarına yakalanmayan nurdan bir üniversite doğdu. Onda isteyen talebe oldu. Ve devrimlerini içlerinde yaşadılar. Zira bu üniversitenin derecesi yok, kariyeri yoktu. Bazen kitapları toplatılıyor, öğrencileri hapse atılıyordu. Yine de öğrenciler derslere devam ediyor, okul hiç bitmiyordu 

Said Nursi’nin Türkiye’de yaptığı devrimi Nurculukla sınırlı görmek büyük bir eksiklik olur. Çünkü Nurculuk dışındaki neredeyse tüm dindarlık formları, Nurculuktaki cesaret ve özgüveni bir dayanak noktası olarak buldular. Toprak üstüne dikilemeyen parlak bir üniversite hayali, Risale-i Nur olup kâğıt üstüne yazıldı, dünya sathında nurdan bir üniversite oldu.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89