• BIST 89.573
  • Altın 146,325
  • Dolar 3,6382
  • Euro 3,9067
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 12 °C

Nurculuk ve kitabı

Ali Bulaç

Siyasi veya fikri radikal İslamcıların bir bölümünün Nurculuktan hoşlanmadıkları sır değil. Nurcuların bir bölümünün de mukabil bir duygu taşıdıklarını biliyoruz. Ancak benim şahsi okumama göre her iki akım da 19. yüzyıldan itibaren Batı karşısında uğradığımız askeri ve sosyo-politik yenilgimizi sona erdirmeye çalışan hareketlerdir; her iki mecrada yürüyenlerin de başka gayeleri yoktur. Eğer İslam’ın başına “cı” eki getirerek “İslamcı” demek sakıncalıysa, “cu” eki getirip “Nurcu” demek de sakıncalı olmalıdır.

Sorun büyük ölçüde seçilen önceliklerden kaynaklanmaktadır. Bir grubun diğerine göre önceliğinin farklı olması meşrudur ve gereklidir. Çünkü hayatın kendisi çok boyutludur. Söz gelimi “siyaset” toplumsal yani “sosyal” bir olaydır; toplumsal olanı meydana getiren aktörler de varoluşlarını ve pozisyonlarını seçilmiş inanç ve fikirlerden alırlar. Ne bizim şu veya bu gruba mensup olmamız diğerlerinin varlığını gayrı meşru ilan edip yok etme hakkını bize verir ne de bir realitedir diye her inancı ve fikri hak ve hakikat makamında kabul etmesini zorunlu kılar. Bu, farklı din ve inanç grupları arasında geçerli olduğu gibi, aynı dinin evreninde yer alan farklı gruplar (mezhepler, tarikatlar, cemaatler, fırkalar) arasındaki ilişki için de geçerlidir.

Türkiye’deki sosyal Müslümanlığımızın iki ana mecrasından biri Nur hareketidir, diğeri tarikatlardır. Nur hareketi, toplumsal hayatımızın ana gövdesini teşkil eder; Anadolu merkezlidir. Nasıl İhvan Mısır; Cemaat-i İslam ve Tebliğ Cemaati Hind yarım kıtası merkezli (Pakistan ve Hindistan) ise Nur hareketi de Anadolu merkezlidir. Ancak hedefleri ve idealleri birdir. Toplumsal merkezin savunma hattıdır; alt ve orta sınıfı taban seçer; resmi ve formel İslam’ı (ilahiyat, Diyanet, akademik) kaale almadan geleneksel medrese ürünü olarak ortaya çıkmıştır –yazık ki müntesipleri medreseden kaçıp modern okul ve üniversiteye aşırı ümit bağlar- ve adil olmak gerekirse hem laik kesimlerin hem fikri ve siyasi Müslümanlığın çok daha ötesinde derinlikli bir entelektüel ve kelami birikime sahiptir. Yazık ki bu güçlü birikim müntesiplerinde görülmemektedir.

Ancak bana göre Nurcu hareketin en belirgin vasfı “kitap merkezli” olmasıdır. Onun kitap merkezli olması büyük ölçüde hareketin kitabını (Risale-i Nurlar) kaleme alan zatın feraseti ve öngörüleriyle ilgilidir. Bu öngörü sayesinde vefatının üzerinden yarım asırdan fazla geçti, hareket ulusal sınırları aşıp küresel mesaj vermeye başladı. Şahıs veya örgüt merkezli olsaydı bu şansı olamazdı.

Bu açıdan Risaleleri devletleştirmek demek hareketi devletin emrine vermek demektir. Nur cemaatlerinin ve diğer İslami grupların buna karşı mukavemet göstermeleri lazım. Harun Reşit, Muvatta’ı “resmi fıkıh kitabı” ilan etmeyi teklif ettiğinde İmam Malik hemen buna karşı çıkmıştı. Devletin tekelinde olan Tecrid-i Sarih’in içinde resmi görüşe aykırı birkaç hadis dolayısıyla basılmaması “devlet İslam’ı” konusunda yeterince uyarıcı olmalıdır.

NOT: Gerek Türkiye’de gerekse Ortadoğu’da yaşamakta olduğumuz acı süreci yine de metanetle ve sabırla karşılayarak gerekli dersler çıkarmaya çalışalım. Konfüçyüs, insanların zihin ve aynı zamanda ahlaki seviyelerini “kişiler, olaylar ve fikirler” mertebesinde alır. Küçük insanlar kişilere, vasat insanlar olaylara takılır. Aslolan fikirlerdir, bu, elbette kişilerin ve olayların göz ardı edileceği anlamına gelmez, aksine fikirler perspektifinden kişilerin ve olayların ele alınmasını öğütler. Bu satırların yazarının bu dünyadaki yegane kaygısı, İslam dünyasının tamamını içine alan İslamcı düşünce ve idealin bugünkü durumu ve geleceğidir. Kişiler, olaylar bu perspektiften algılanır ve ele alınır. Eleştiri ve müzakere çabasını “fikir” seviyesinde tutup konuyu kişiselleştirmeyen, belden aşağı vurmayan, iftira atmayan, hakaret etmeyen, konuyu bağlamından koparmayan ve elbette entelektüel derinliği olup bilgi zemininde konuşan herkesin eleştirilerini ciddiye alırım. Bu çerçevenin dışındakiler benim için yok hükmündedir (Keen lem yekün). Bu çerçevede soru soran ve eleştiren Ömer Lekesiz Bey’in sorularını ele alacağım inşallah.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89