• BIST 107.152
  • Altın 143,431
  • Dolar 3,5606
  • Euro 4,1613
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 38 °C
  • Ankara 32 °C
  • İzmir 39 °C
  • Berlin 17 °C

‘Niye çözülemiyor’a bir yanıt

Nabi Yağcı

Türkiye 2000’li yıllarda çözümü için o zamana kadar el atılamayan yada el atanın elini yaktığı için uzak durulan konuların güncel siyasetin gündemini oluşturmaya başladığını gördü. İslâm ve laiklik, Kürt sorunu, asker-sivil ilişkileri bu el yakan konuların başında geldi. Bu konular siyasetin olduğu gibi entelektüel hayatımızın ve akademi dünyasının da ilgiyle üzerine gittiği, araştırma, inceleme temaları oldu. Tartışmalar hayli zengin bir düşünce ve bilgi birikimi yarattı.

Ne var ki, çok tartıştığımız bu konuların çözümüne baktığımızda, değişim yönünde ciddi bazı adımlar atılmış olsa da çözümleri derine inemedi. Özellikle son iki yılda bir duraklama, bir tıkanmanın olduğunu gözlemleyebiliriz. Oysa iktidarda bir koalisyon hükümeti yoktu, AK Parti iktidarını giderek pekiştirdi ama buna rağmen demokratik reformlar derine inemedi. Eski yapı, statüko sancılı biçimde parça parça çözülüyor ama yeni bir yapının inşası gelmiyor. Bırakalım derin çözümleri, Kürt sorununda aksine geriye gidiş var ve sorun bugün itibariyle çözümsüz görünüyor.

Bu sorun düşündürücü olmalı. Yeni anayasa yapma gündeme gelecekse eğer, yeniden yapılanmanın önündeki engelleri genel yorumlarla sınırlı kalmaksızın somut verilere dayalı görmemiz gerek. “Türkiye halkı değişim istiyor” genel söylemiyle yetinemeyiz. Değişim talebinin varlığı kuşkusuzdur ama talebin genişliği ve derinliğini anlamamıza yardım edecek sosyolojik kriterlere ihtiyacımız var. Bunları düşündüğüm sırada T24 sitesinde Ahmet Kardam’ın bir çalışmasını okudum.

“Yeni Türkiye’de Siyasi Kutuplaşmalar”

Yukarıdaki sorular açısından bu inceleme benim için aydınlatıcı oldu.

Kardam bu çalışmasında 2002 ve 2007 seçim sonuçlarını 12 Haziran 2011 sonuçlarıyla”siyasi kutuplaşma” açısından karşılaştırmış. Değişimin hız kazandığı bu yıllarda siyasette kutuplaşma olgusunu görmek zor değildi. Özellikle kısmi anayasa değişikliği sürecinde ve referandum sonrasında, evet, hayır, boykot tutumları etrafında doğan bloklaşmaların işaret ettiği kutuplaşma hali çok belirgindi. Ahmet Kardam da zaten incelemesinde bu üç siyasi tavır alışı merkeze alıyor. Bu çalışmanın önemi bize kutuplaşmanın varlığını somut verilerle göstermenin yanısıra kutuplaşmanın sosyolojik tabanını sergilemesidir. Başka deyişle gözle gördüğümüz siyasi gerilimlerin sosyal tabana yansımasını oy mekanizması aracılığıyla somut verilere dayandırmasıdır. Bu veriler incelendiğinde ise tarafların oy potansiyellerinin bir sınıra dayanmış olduğu görülüyor. Bu durumu kutuplaşmanın da bir sınıra dayandığı biçimde okuyabiliriz sanırım.

Ayrıca siyasetteki kutuplaşmaların tarihi köklerine de uzanmış Kardam, bir bakıma siyasi kutuplaşmanın tarihini vermiş bize. Ya da kutuplaşmayı cumhuriyetin kuruluşundan alıp günümüze sürüp getirmiş de denebilir. Görüyoruz ki, bugün siyasi gerilimlerin hem nedeni hem sonucu olan bloklaşmalar dünden bugüne pek fazla değişmeden gelmiş. İslam, Kürt sorunu ve asker-sivil ilişkileri etrafında dönen sorunlarda özneler zaman içinde değişmiş olsa da ( siyasi partiler) geleneksel siyasetler fazlaca değişmeden günümüze dek gelmiş.

Kardam’ın incelemesini tabandan, toplumdan kaynaklanan bir kutuplaşma olarak okumamak gerek. Toplumu kutuplaştıran etmen tepeden gelen siyasetlerdir. İncelemesini oy mekanizmasını merkeze alarak yaptığı için araştırmacımız diğer başkaca unsurları doğal olarak hesaba katmamış. Bu nedenle örneğin kutuplaşmanın genişliği, derinliği, keskinliği açısından toplum ile siyaset mekânları arasındaki fark üstünde de ayrıca durmak gerek.“Yeni Siyasi Kutuplara Yönelik Seçmen Davranışları” başlığı altında Kardam bu konuda da üstünde düşünebilmek için önemli bazı veriler sunmuş.

Sonuç: Statik denge

Benim için bu incelemeden çıkan çarpıcı sonuç, kutuplaşmanın bloklar arasında bir statik denge durumu yaratmış olmasıdır. Siyasette köklü bir değişiklik, yeni bir hava, yeni bir unsur olmazsa eğer, mevcut siyasetler Türkiye’nin demokratik yeniden yapılandırılmasında çözümsüz kalacaklar. Zira cumhuriyetin kuruluşu sonrasında oluşan geleneksel kadim devletçi otoriter zihniyet değişim yanlısı özneler içinde dahi keskin bir kırılmaya uğramış değil henüz.

Ahmet Kardam’ın incelemesini aktarmam imkânsız. Eminim ki okuduğunuzda bu çalışmayı siz de aydınlatıcı bulacaksınız (www.t24.com.tr/politika.aspx). Kardam’ın kendi özetlemesiyle yazımı bitireyim:

“Siyasi blokları yaratan temel etmen Cumhuriyet’in kuruluşundaki temel sorunlar olmaya devam etmektedir: Kürt sorunu, İslâm sorunu, Alevi sorunu, askeri ve bürokratik vesayetçilik, toplum mühendisliği, vb. Bu sorunlar demokratik yollardan, sivil siyasete, karşılıklı müzakereye ve rızaya dayalı çözümlere kavuşturulamadığı takdirde, ister bugünkü siyasi gruplaşmalar biçiminde olsun, isterse onun yerini başka gruplaşmalar alsın, varoluş nedenleri değişmeyen, birbirini “yok etmeye yeminli” siyasi kutuplaşmaların sonu gelmeyecek gibi görünüyor.”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89