• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -7 °C
  • Ankara -12 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -2 °C

Newroz tuttu beni

Hamid Omeri

Bahara tutundum, Newroz tuttu beni. Astımlıydım; dumandan değil, astımdan giderim diye de salmadılar meydana. Ben, Hacı gibi gidermiydim bilemezdim. Bir surun dibinde, bir duvardibi çayı gibi ontolojik… kalem sustu, gönül, kelama susadı.

Nefessiz kaldığım günlerde oksijen tüplerinin ya da volmaxın ya da ventolin inhaler’in etmediğini, bana, göğe doğru çıkan ama gerisin geri inen sisli mi sisli bir duman bulutu mu yapacaktı?

O günlerde nefes, bir kapının menteşesindeki sıkıntı gibi gelirdi bana. Kapının açılması kolaylıkla ama bir türlü kapanmak bilemeyişi gibi gelirdi nefes. Hep yanlış anlatırlardı bana. Nefes alamıyor derlerdi. Oysa ben, nefes alma sorunu yaşamazdım. Aldığım nefesi geri vermeyi bilmezdim. Gücüm olmazdı onu vermeye. Unuturdum sanki nefesi dışarı vermeyi. Bütün tüllerin ve perdelerin bana savaş açtığını düşünürdüm: Ben ki griyi severdim, toprağı sever gibi.  Ama o günlerde gökteki gri, orta yerinden deşilsin diye makas arardım. Belki açılan o gri gök gibi, kapanan bronşlarım da kendini açar diye hayal ederdim.

Draman 90 ya da Bayezıt’tan, Sultanahmet üzerinden, şimdiki tramvay yolundan, gürültüyle ilerleyen körüklü, kırmızı beyaz otobüslerin körükleri gibiydi ciğerlerim. Bir Camel isterdi de canım o körükten geri gelmezdi ve ben o dumanı Gülhane’den utana sıkıla buluşan ergenlerin arasından Sarayaburnu’nda denize giren o yaşlı ve göğüs kılları da ağarmış adamların üzerinden Salacak’a ulaştırmak isterdim. Kim bilir bu yaşlı adamların kaçta kaçı emekli ve karısından kaçan adamlardı?

Üsküdar da nefesimi açmadı, açamadı. Toptaşı’ndan Atikali’ne doğru yürürken de böyleydi. Zeynep Kamil’e yetiştirilmeye çalışılan ducaniler gibiydim. Nefesim yetmezdi. Hohlamak isterdim otobüsün camına. Buğuyu görmek ve parmaklarımla baharlı bir nefes yazmak isterdim. O günlerde içime dolan nefesin beni boğacağından şüphe etmezdim.

Şimdi yine bir bahar havasında asılıyım. Astımlıyım yine. Şiirini de yazdım ya kırmızı turp ve maydanoz suyu ile birlikte. Bıldırcın ve tomurcuklanan her ne varsa kapımdan almadım içeriye bir daha.

Bahara tutundum, Newroz tuttu beni. Hep inanırdım, beni bir gün, köylüler kurtaracak diye. Köylüler, o yemeklerini şapırdata şapırdata ıştahla yiyenler. Utanmdan, sıkılmadan, gocunmadan evlerinin tozundan, kilerlerindeki yoksulluktan birbirleriyle evlerine konuk alma yarışına giren o köylüler.

Gundîler…benim adamlarım. Bu cümleyi kurunca kendimi hep bir film kahramanı gibi güçlü düşündüm. Onlara güvendim ve beni yanıltmadılar. Nefesim onlarla açıldı. Bana bir duvar dibinde ontolojik bir çay da söylediler.

Susadığım kelamlar ettiler ve birinin elleri sırtımda gezindi hep. Ciğerlerime dolmuş ve çıkmak bilmeyen o gri hava kendini dışarı atmak için bir bablîsoka sığınıyordu.  Bana dilimi bağışlayan o gundîler bana nefesimi de verdiler. Ben daha ne isteyebilirm ki onlardan. Miradê Kinê ya da Mehmesalihê Beynatî’den kilamlar da dinlettiler.

Hacı gitti baharı beklemeden. Nefessiz bıraktılar onu. Gri ve acı bir nefes girdi boğazından, burnundan ve gözlerinden. Yaşardı gözleri öylece bir zeytine bakar gib. Çeşmeye varamadan astımdan gitti dediler.

Ben astımlı bir adamım ve bahar geldi. Tanımazdım Hacı’yı. Astımlı denilince ciğerlerime baktım, ciğerim yandı. Gökte gri bulutları kör makasımla ha babam ha kesmeye başladım yine.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89