• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 10 °C

Nereye kadar bu dinlemeler?

Hüseyin Gülerce

Binlerce kişinin telefonlarının dinlendiği haberlerinin ve Başbakan’ın oğlu ile yaptığı iddia olunan konuşmasının -dünkü CHP Grup toplantısında dinletildi- yankıları, seçim atmosferinin giderek bunaltıcı hale geldiğinin göstergesi.

Muhalefet, hükümetin istifasını isterken, Başbakan; “Montajla hazırlanan ve servis edilen ses kayıtlarıyla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na yönelik bir saldırı var.” diyor. Her iki durum için de yargıya müracaat etmenin dışında bir yol yok. Ancak böyle yapılmıyor.

Dinlemeler konusunu ele alalım. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, 2 bin 280 kişinin 3 yıl boyunca dinlendiğini açıkladı. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 3. Dairesi de, çok sayıda kişiyi dinledikleri iddia edilen savcılar ve ilgili hâkimler hakkında inceleme kararı verdi. İki savcı, karar öncesinde haklarında inceleme yapılması için Kurul’a dilekçe vermişlerdi. Olay elbette çok önemli, bir o kadar da vahim. Özel hayatların mercek altına alınması, insanlar hakkında şantaj malzemeleri toplanmasını kimse kabul edemez. Konunun bir de Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) yönü var. Yasa gereği bu kurum, kanuna uygun olmayan dinleme kararlarına itiraz yetkisine sahip. Eğer bu dinlemeler yapılmış ise TİB, yetkisini neden kullanmamış? Burada sorumluluk kimlere ait? Bunun da açıklığa kavuşturulması gerekir.

Ayrıca nasıl oluyor da, iddia olunan uydurma bir terör örgütüyle bağlantılı olması asla düşünülemeyecek binlerce insan, yüzlerce emniyet mensubu tarafından üç yıl dinleniyor da, “devlet”in bundan haberi olmuyor? Bu emniyet mensuplarının içinde, yaptıklarının kanunsuz olduğunu fark edebilecek tek bir kişi çıkmaması düşündürücü değil mi? Bu hengâmede, Hizmet Hareketi’nin “paralel yapı” damgasıyla peşinen suçlu ilan edilmesi, hukuk devleti mantığı içerisinde asla izah edilemez. Masumiyet karinesi ve suçun şahsîliği prensibi hoyratça çiğnenmektedir. İsmi gündeme çok ağır eleştiri ve hakaretlerle geldiği her defasında, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, avukatları vasıtasıyla şunu söyledi: “Bu iddiaları aydınlatmak için derhal hukukun gereği yapılmalıdır. Bu işlemi yapanlar, sıfatlarına bakılmaksızın cezalandırılmalıdır.” Daha ne desin? Bu hareketin içinde hasbi duruşlarla, sadece Allah’ın rızasını umarak fedakârca koşturan milyonlar, makam mansıp peşinde olmadılar. Yargısız infazlar onları kırıyor, yıkıyor, perişan ediyor. “Paralel yapı” yaftası artık gına getirdi. Hizmet gönüllüsü insanlar, böyle anılmaktan, böyle hedefe konulmaktan, günah keçisi haline getirilmekten son derece muzdariptir. Koskoca bir camia aylardır tedirgin ediliyor. “Bunlar şöyle, bunlar böyle” diye Meclis çatısı altında, meydanlarda söylenmedik laf, yapılmadık hakaret kalmadı. Hükümetin, yetkililerin elinde kim hakkında ne bilgi, belge varsa, versinler bunları yargıya. Kim gerçekten suçlu ise buna adil yargı karar versin. Koskoca bir camiaya meydan okumaya dönmüş üslubun, AK Parti’ye de bir faydası yok…

Başbakan’ın tarif ettiği gibi insanlar varsa, onlar zaten Hizmet insanı olamaz, muhabbet fedaisi olarak kalamaz. Şahsen ben de onları merak ediyorum. Dinin ruhuna aykırı hareket eden, hukuk dışına çıkan, demokrasiyi katletmeye kalkan, meşru hükümete savaş açan kim bunlar? Onların adını, iddia sahipleri versin artık… Bilelim onları. Biz de kınayalım. “Yakışmadı” diyelim.

Ancak bunun yanında, yolsuzluk ve rüşvet konusunda, toplumun hükümetten aynı hassasiyeti beklediğini de unutmayalım…

Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89