• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -5 °C

Neler oluyor...

Ahmet Altan

Hiç alışkın olmadığı bir dönemden geçiyor Türkiye.

Halk raconunda “koskoca” tanımıyla anılan makamlara ilk kez dokunuluyor.

Parlamento’nun Susurluk Komisyonu tarafından davet edildiğinde daveti gayet küstahça reddedip ifade vermeyen Jandarma Komutanları döneminden, Adliye’ye “şüpheli” olarak çağrılan Ordu Komutanlarına, savcılıkta ifade veren koramirallere, gözaltına alınan başsavcılara geldik.

Bu insanlar “Ergenekon terör örgütüyle” ilişkili olmakla suçlanıyorlar.

Bizim medyanın görmemek için çok direndiği Kafes Planı’nın “beyin takımı” olarak adları geçen iki amiral bu “darbe hazırlığı” ile ilgili olarak ifade verdiler.

Bu gelişmeler, Orgeneral Başbuğ’un “ordunun bu olaylardan dolayı moralinin bozuk olduğunu” söylemesinin ardından meydana geldi.

Eğer ordunun morali “dokunulmazlara dokunulmasından” dolayı bozuluyorsa daha epeyce “bozuk moral” devam edecek.

Halbuki ordu, bu gelişmeleri bir “aklanma ve arınma” fırsatı sayarak “moral” de kazanabilirdi.

Ama verilen demeçler, “dokunulmaz” olmanın, ordu yönetimine “arınmaktan” daha önemli gözüktüğünü ortaya koyuyor.

Öyle anlaşılıyor ki “devlette” büyük temizlik sürecek.

Yasadışı örgüt kuranlar, bu örgütlere üye olanlar, darbe planları yapanlar yargının karşısına çıkacak.

Bu gelişmelerin iki önemli sonucu var.

Birincisi, darbe hazırlıklarıyla ilgili.

“Kullanışlı” medyanın, Ergenekon ve darbe soruşturmalarına karşı çıkarken sık kullandığı bir mazeret duyuluyor.

“Artık darbe olmaz ki...”

Büyük bir ihtimalle de artık darbe olmaz.

Zaten asıl tehlike de “darbenin” kendisi değil, asıl büyük tehlike “darbenin olmayacağını” hâlâ anlamayan birilerinin “darbenin yolunu açabilmek” için ülkeyi karmakarışık edecek eylemlere girişmeyi göze almaları.

Bugün bir koramiralin ifade vermesine yol açan Kafes Planı daha geçen yıl hazırlanmıştı ve darbe ortamı oluşturmak için Koç Müzesi’nde çocukları öldürmeyi de öngörüyordu.

Soruşturmalar bu ciddiyette devam ettiğinde bir daha kimse kolay kolay “darbe ortamı hazırlamak için” insan öldürmeyi planlayamaz.

Planlamayı düşünen, bunun bedelinin ağır olacağını da bilir.

Bu, Türkiye’yi kaostan kurtaracak çok olumlu bir gelişme.

İkincisi ise “devletin”, içinde her türlü suçun işlenebileceği “kapalı ve dokunulmaz” bir yapı olmaktan çıkıp şeffaflaşması.

Özellikle Kürt savaşıyla birlikte “devletin bazı görevlileri” devletin suç işlemesinin meşru olduğuna inandılar.

Bu inançlarının sonucunda çok suç işlendi devlette, çeteler oluştu.

İnsanlar öldürüldü.

Devlet asıl fonksiyonunu yitirdi.

Hukuk, “devleti koruma” adına hukuksuzlaştı.

Bir aşiretle devlet arasındaki en önemli fark olan “hukuk” ortadan kayboldu, devlet görevlilerinin “adam öldürmeleri” serbest kabul edildi.

Bu son gelişmeler, bu kanlı geleneği de bitirecek gibi gözüküyor.

“Her JİTEMCİ canının istediği Kürdü öldürebilir” anlayışı sona erecek.

Ergenekon’la işbirliği yapan ya da yapmayı düşünen her hukukçu kendi kapısının da çalınabileceğini bilecek.

Olması gereken bir “hukuk korkusu” devletin içine yerleşecek.

Devlet, devletleşecek.

Kendisini halkın “efendisi” sanmaktan vazgeçecek.

Bütün bunlar, Türkiye’nin “normal bir ülke” olma yolunda attığı olumlu gelişmeler.

Halk iradesinin güçleneceği bir döneme giriyoruz, siyasetin de alanı genişleyecek.

Bunlar yaşanırken elbette bazı sarsıntılardan geçeceğiz.

Hiç olmamış işler oluyor, Cumhuriyet tarihi boyunca süren “yanlış bir hiyerarşik” yapı ayaklarının üstüne oturtuluyor, devlet suçtan temizleniyor, halkın küçümsenmesi bitiyor, siyasilerin korkutulması sona eriyor, cinayetlerin önü kesiliyor.

Barışın ve huzurun yolu açılıyor.

Hiç görmediğimiz bilmediğimiz olaylarla karşılaşmanın yarattığı şaşkınlıklar, öfkeler büyüyecek elbette, “eski düzenin” savunucusu olan partiler ellerinden geldiğince gerginliği ve savaşın devamını sağlamaya uğraşacak, her kesimdeki “işbirlikçiler” ortalığı karıştırmaya çabalayacak.

Ama dünyadaki değişimi de arkasına alan bu büyük “arınma dalgası” karşısında kimsenin direnebileceğini sanmıyorum.

Halkın “düzelen morali” bu direnci kırar.

“Moralsizler” de bir zaman sonra hukuk fikrine alışır ve alıştıkça da “moral” kazanır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89