• BIST 89.282
  • Altın 145,428
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 16 °C

Neler oluyor?

Ali Bulaç

Cinnet halinin bizi esir almaya başladığı bir zaman diliminde olup bitenleri anlamak kolay değil. Sükunetimizi muhafaza edip ne olup bittiğine bakmalıyız.

Güncel siyasi mülahazalar dışında hükümeti çözüm süreci konusunda tavır değişikliğine sevk eden anlaşılır sebepler var: Bunlardan biri süreç boyunca bölgenin adım adım PKK'nın kontrolüne girmesi, muhtemel bir çatışmaya hazırlık olmak üzere on binlerce silahın dağıtılması, özerkliğe giden yolların döşenmesi, mutabakata rağmen silahlı unsurların sınır dışına çıkmaması vs. Bütün bunlar doğru ve eğer yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, merkezle bağı sıkı markaj politikalardan gevşek markaj politikalara geçişi sağlayacak yerinden yönetim modeline geçilmesi arzu ediliyorsa, bu Kürt sorununun çözümünü mümkün kılacak üç ana talepten biridir ve makul bir istektir. Fakat “demokratik özerklik” adı altında bölgenin bazı yerleşim birimlerini Suriye benzeri kantonlara dönüştürüp,  federasyona götürecekse, bu sadece bir tarafın kendi başına vereceği karar olamaz. Alem-i imkanda her şey mümkündür fakat her mümkünü hayata geçirecek olan müzakere, icap ve kabuldür. İcap ve kabulle her seçenek hayata geçebilir. Kabul edilmeyecek olan emr-i vakiler, tek taraflı fiilî durumlardır.

Açıklığa kavuşmayan noktalar var: Kürt siyaseti 7 Haziran seçimleriyle yepyeni bir aşamaya girdi. HDP sadece barajı aşmakla kalmadı, dindar-muhafazakar Kürt seçmeni yanında Türkiye kamuoyundan da destek aldı. Yüzde 13, tamamı Kürt milliyetçisi veya Tayyip Erdoğan nefretiyle hareket etmiş değil; Kürt meselesinin demokratik yollarla ve Türkiye'nin genel sorunu olarak ele alınmasını isteyenlerin de yer aldığı seçmendir. HDP'nin 7 Haziran başarısı Kürt sorununun silah dışında çözümünün mümkün olduğunu haber veriyordu, bu muazzam bir şeydi.

Pekiyi şimdi soralım: 80 milletvekili çıkarmış bir Kürt siyasetinin, bu kazancı bir kenara itip silaha sarılmasının mantıki bir açıklaması olabilir mi? “Biz seçmenden yüzde 13 oy aldık, haydi silahlanıyoruz, kantonlar ilan edeceğiz” demek makul mü?

Bölge PKK'nın kontrolüne geçer, on binlerce kişiye silah dağıtılır, yerel mahkemeler işler, yol kontrolleri, hatta kahvehanelerde uyuşturucu denetimleri yapılır ve vergiler toplanır, süreç boyunca PKK'nin 178 eylemi olurken hükümet neredeydi? Hele Kürtlerin kavim olarak temel haklarını bugüne kadar vermeyip bunları PKK ile pazarlık konusu yapması, bölgedeki Müslüman grupları muhatap almaması İslami açıdan cürüm, siyaseten vahim hatadır. Bu da tamam! Pekiyi sahiden PKK, bölgeyi Türkiye'den koparıp kantonlar kurabileceğini mi düşündü? Böyle düşünmüşse bence naif bir düşünceye kapılmıştır. Ne Suruç katliamı ne bununla hiçbir alakası olmayan Ceylanpınar'da iki polisin şehit edilmesi bana makul geliyor. Eğer IŞİD Suruç katliamını yaptıysa, devletin yatağında uyuyan iki masum polisinin suçu neydi?

Kürt siyasetinin 7 Haziran'dan sonra yapması gereken silahlı unsurlarını ülke dışına çıkarmasıyla HDP'nin önünü açmasıydı. Kürtlerin çektiği tarihsel sıkıntıları sona erdirmek istiyorsa mesela PKK, ülke dışına çıkardığı unsurlarını Suriye'ye kaydırır, orada Kürtlerin onurlarıyla yaşayabileceği yerleşimleri tahkim ederdi. “Kürt sorunu”nu merkeze almış bir parti 80 milletvekili çıkarmışken silaha sarılmak, polis-asker öldürmek, kendi gençlerini ölüme sürmek, iş makineleri yakmak, hendekler kazmak akıl kârı değil. Bunun bir meşruiyeti olmadığı gibi, rasyonalitesi de yok. Kaldı ki, 7 Haziran'da HDP'ye destek veren Kürtlerin bu silahlı ayaklanmaya, “devrimci halk savaşı” çağrılarına destek vermediği apaçık ortada. PKK ve güvenlik kuvvetlerinin çatıştığı yerleşim birimlerinde halk evlerine çekiliyor, polise veya askere karşı silaha sarılmıyor. Belli ki Kürt halkı kendi kimliği, ana dili ve maruz kaldığı haksızlıklar konusunda çok hassas ve kararlı ama artık silah istemiyor; Türkiye kamuoyu da “HDP'ye evet, PKK'ya hayır!” diyor.

Resmin daha büyüğüne baktığımızda biri içeriden, diğeri dışarıdan iki odağın her şeyi sabote ettiğini söylemek mümkün. Toparlanan “iç derin yapı”nın ve genel bölge politikaları konusunda öngörüsü olan “dış aktörler”in Türkiye'yi cehenneme çevirmek üzere harekete geçtikleri anlaşılıyor. Bu lanet çemberinden Türk-Kürt, AK Parti'li MHP'li, CHP'li, HDP'li, Sünni-Alevi sükunetimizi ve birliğimizi koruyarak çıkabiliriz.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89