• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 11 °C

Nefret suçu ve demokrasi

Ali Bulaç

Geçen yazıda kişi veya grubun doğuştan sahip olduğu özellikleri (ırkı, rengi, kavmi, cinsiyeti, dili, doğduğu bölge) dolayısıyla nefret objesi haline getirilmesinin, ayrımcılığa uğramasının ahlakî açıdan suç olduğunu söylemiştik. 

Bunun gibi ırkın ırkçılığa, cinsiyetin cinsiyetçiliğe ve kavmin veya bölgenin özünde asimilasyoncu, saldırgan ve tahakkümcü milliyetçiliğe mesnet kılınması da böyledir. Din, mezhep, felsefî kanaat, siyasî görüş-doktrin veya belli ahlakî tutum gibi kişi veya grubun iradî tercihleri dolayısıyla sahip olduğu özelliklerle, edinilmiş kimliklerle ilgili sorular sorulabilir; temel varsayımları, öğretileri, pratikleri müzakere edilebilir, yerine göre eleştirilebilir ve yerine göre nefretle kendilerinden uzaklaşılır, kaçınılır. 

“Demokrasi ve ifade özgürlüğü” açısından doğuştan gelen özelliklerin kınanamaması, nefret nesnesi haline getirilememesi, en azından ahlakî olarak zemmedilmesi gerektiği konusunu, birinin ırkını öne sürüp başka ırklar üzerinde tahakküm kurmaya çalışmasından, “seçilmiş kavim” olduğu iddiasıyla toprak işgal etmesinden, hak ve hukuk ihlal etmesinden ayırmak gerekir. Bu konuda öne çıkan önemli sorun İsrail devletinin hukuk ihlalleri olmaktadır. Bu çerçevede Yahudi ırkçılığı, seçilmiş kavim ideolojisi ve bir ulus devlet olarak İsrail devletinin kurucu felsefesi olan Siyonizm’i eleştirmek nefret suçuna dahil edilmektedir. Yahudi lobileri İsrail devletinin hukuk ihlallerini eleştirenleri “anti-semitizm” yapmakla suçlayabiliyorlar. 

İkinci husus, “sonradan edinilmiş kimlikler”e yönelik eleştirilerin yasaklanması; dinlerin, ahlak öğretilerinin ve beşeriyetin sahih örfünün çirkin, suç, ayıp ahlaksızlık ve sapkınlık kabul ettiği fiillerin kanunun himayesi altına alınması üzerinde durulması gereken konudur.

Vikipedi’deki suç fiillerine bakalım: “Sözlü taciz, tehdit edici davranışlar, nefretli konuşma, ad veya lakap takmak, postayla veya e-postayla rahatsız etmek, telefonla rahatsız etmek, mesajla rahatsız etmek, duvar yazısı, fiziksel saldırı, grupça saldırı, soygun, hırsızlık, gasp, taciz, tecavüz, sarkıntılık, gözdağı verme, şiddet, aile içi şiddet, kundakçılık veya diğer herhangi bir şekilde hasar verme.” Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de 1997’de kabul ettiği bir tavsiye kararıyla nefret söylemini şöyle tanımladı: “Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, antisemitizm ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan, haklı gösteren her tür ifade biçimi. Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret, saldırgan milliyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli kişilere karşı düşmanlık yoluyla ifade edilen hoşgörüsüzlüğü içermektedir.” 

Dinin olmazsa olmaz vecibesi, tebliğ ve uyarıdır. İyinin (ma’ruf) emredilmesi, kötülükten (münker) sakındırılması asli görevdir. Tebliğ ve uyarı eleştiriyi, sakındırmayı gerektirir. Nefret suçu yasası eleştiriyi yasaklar, çünkü mesela “İslam dininin münker ve fahşa” kabul ettiği fiil sahipleri eleştiriyi ve kötü olanın yerilmesini kişisel tercihlerine, bireysel özgürlüklerine, yaşama tarzlarına saldırı addederler. Giderek genişletilmekte olan nefret suçu kavramı öyle bir boyuta ulaşır ki, yoruma göre Kur’an-ı Kerim’in üçte biri suç kapsamına girebilir. 

Her kanuni düzenleme her zaman iyi sonuç vermez. “Nefret suçları, kadın hakları vs.” derken meclisler yasa üreten fabrikalara, demokrasi yasalar rejimine dönüşüyor: 

1) Nefretin yeşerdiği alan iç dünyadır. İnsanların duygusu, kalplerinden geçenler yasalarla düzenlenemez; bu, yasamayı yozlaştırır, dehşet verici totalitarizme kapı aralar. Yüksek, yaygın ve etkili ahlakî eğitim ilk başvurulacak tedbirdir. 

2) Bugün demokrasi nefretin kökleşip yaygınlaşmasına engel olamıyor; aksine iktidar seçkinlerinin (ekonomik, bürokratik, askerî ve politik zümrelerin, lobilerin, çıkar ve baskı gruplarının) kolayca manipüle ettikleri rejime dönüşüyor. 

3) “Maksadını aşmış azınlık hakları” zümrelere özel imtiyazlar sağlıyor, çoğunluğu onlara tabi kılıyor. 

Halkın çoğunluğu seçimle parlamentoları oluşturur ama çoğunluk her gün biraz daha yoksullaşmaktadır. “Bu hali”yle demokrasi dinleri, ahlakî erdemleri, çoğunluğu ve yoksulları korumuyor; oligarşik güçlerin, marjinallerin ve küresel güçlerin saltanat sürdüğü rejim oluyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89