• BIST 83.243
  • Altın 149,216
  • Dolar 3,8261
  • Euro 4,1052
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

Ne yapmalı!

Ergun Babahan

Lenin'in Rusya'da devrim analizi üzerine yazdığı kitapçığın başlığı bu. Lenin'in çözüm önerisi, devrim için işçi sınıfına fazla güvenmemek ve bu işi profesyonel devrimcilerden oluşan partiye bırakmak olarak özetlenebilir. Dünya koşulları bu fikre gerekli altyapıyı oluşturdu ve Lenin kitapta yaptığına benzer bir devrimi gerçekleştirdi.

Bugün Türkiye'de tablo belli… Halkın önemli bir kesimi muhafazakâr Müslüman. Lider kültü peşinde koşuyor. Her gün televizyon ve gazetelerle beyni yıkanıyor. Dünyanın Türkiye'den korktuğuna, ülkemizi bölmek için her gün yeni planlar yaptığına inanıyor.

Bu kesim, bu inançta yalnız değil. Kendisini laik olarak tanımlayan Ulusalcı kesim de Batı'nın Türkiye'yi bölmek istediği inancıyla Batı karşıtı bir tavır alıyor. Ülke bütünlüğünün tehlikede olduğuna inandığı an, laikliği bir kenara atıp şu anda Erdoğan tarafından temsil edilen devletin arkasında hizaya giriyor.

Ekonomi çok iyi durumda değil ama sadaka sistemi insanları mutlu etmeye yetiyor. O yüzden kimse, hukuku, demokrasiyi, insan haklarını dert etmiyor.

Bir de, duygusal olarak her geçen gün Türklerden daha fazla kopan, siyasi olarak organize, olup bitenin farkında ve hak talebinde bulunan bir Kürt halkı var. Onların da arkasında dağda ve şehirde savaş veren PKK örgütü.

Kendilerini Türk olarak kabul edenler, Kürtlerle bir sorunları olmadığını söyleyip sorunun PKK olduğunu iddia ediyor ve bu örgüt ortadan kalkarsa, ortalığın güllük gülistanlık olacağını düşünüyor. Devlet de bu yüzden yıllardır Kandil'i uçaklarla bombalayıp bu sefer PKK'nin işinin bittiğini iddia ediyor. Gazetelerde bitmiş PKK'lilerin hayali telsiz konuşmalarını yayınlatıyor.

Laik Türkler Erdoğan'dan kurtulmak istiyor ama bunu yaparken Kürtlerle iş birliği içinde olmaktan nefret ediyor. Muhafazakârlar, laikliği giderek daha fazla bir biçimde zararlı, Batı icadı bir kavram olarak görüyor.

Erdoğan'ın keyfe dayalı yönetim anlayışı, tüm toplumun benimseyeceği ortak bir değer bırakmamış durumda. Buna hukuk da, bayrak da dahil.

Herkesin sadece kendi değerine inandığı ve toplumun kalanına bunu dayatma çabası içinde olduğu bir dönemden geçiyoruz. Öteki'leştirilenin bir hakkı olmasına tahammül gösterilmiyor. Bu kapsama Kürtleri, Hizmet mensuplarını, eşcinselleri, kadınları, çevrecileri dahil edebiliriz.

‘‘Her koyun kendi bacağından asılır'' sözünde olduğu gibi, her toplumsal kesimin kendi yoluna gideceği bir döneme girme tehlikesi hiç olmadığı kadar büyük. Özellikle Kürtler için. Türk toplumundan hiçbir destek görmeyen Kürtlerin içinden çıkan PKK, bugün hem Amerika'nın hem Rusya'nın muhatabı. Denetledikleri coğrafya giderek genişliyor.

Anadolu coğrafyasında büyük bedeller ödüyorlar ama Türkiye'nin de dengesini bozuyorlar. Suriye ve Irak'taki başarıları kendilerine güvenlerini artırıyor. Türkiye bölünme endişesi yaşarken Kürtler, kendi kendilerini yönetme, tarihte ilk kez devlet olma hayaliyle yaşıyor. Türklerden beklentileri de kalmıyor.

Bu tablonun giderek derinleşmesi ve parçalanmış bir Anadolu mozaiği çıkarması kaçınılmaz. Kırılmış, dağılmış bir mozaiği bir araya getirmek ise imkansızdır. Ne yapmalı sorusunun anlamını yitirdiği bir toplumsal tablomuz var açıkçası. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89