• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -1 °C

Ne anlar hayattan iktidarlar!

Ersin Tek

‘‘Anlamlı bakan bir yürek için aramaya başladığında, hayat dipsiz bir uçurumun kenarındadır. Ya yeniden başlayacaktır ya da ebediyen sona erecektir.’’

Hayat kelimesi artık tek başına bir şey ifade etmiyor.

Kitabi anlamda, derin bir anlamı vardır hayatın. Bu anlamı taşıyacak kitleler ise ortada yok. Sorun burada. Yeryüzünde hayatın ne demek olduğunu bilenler azınlık olarak kalıyor hep. Bunların dışında kalanlar ise çoğunluğu oluşturuyor. Bu çoğunlukların kafası ise boş veya karışık bir halde; ot gibi gelip, ot gibi…

İktidar sahiplerinin geneli, hayatın ne olduğunu bilmeyen/düşünmeyen çoğunluğa-otlara- dâhildir. Yeryüzündeki varoluşun/imtihanın zorluğu ve güzelliğidir bu. Tragedya ve direniş çıkıyor ortaya çünkü; savaş meydanında kafası kesilip, mızrağa takılarak gezdirilen Hûseyn’in tragedyası ve kıyamete kadar zulme/iktidarlara karşı dik duracak, başı eğilmeyecek onurlu bir direnişin öyküsü; dağa zincirlenip ciğerini kartalların yediği Promethus’un tragedyası ve kıyamete kadar ateşi/cesareti sönmeyecek, büyüyecek bir direnişin öyküsü...

Bu direnişlerin öyküsü, yeryüzünde binlerce, milyonlarca kimseye örnek oldu, oluyor, ilham veriyor. Kıyamete dek böyle olacak. Aynı şekilde bunların dışında, bunlardan daha fazla kimse de bu direnişlerden bir anlam çıkarmadan, bundan uzak durarak ya da buna karşı savaşarak bir hayat sürdürdü, sürdürecek.

Yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm iktidarların bir dili, dini, yöntemi, yaltakçıları, yalanları, dolanları, literatürü vardır ve aşağı yukarı hep aynıdır, değişmez. Allah’ın her günü zulüm işler, yalan söyler, hırsızlık yapar, hukuksuzluğa kılıf uydurur, sömürür, aldatır, oyalar, mazlumların isyanını bastırmakla, kontrol altında tutmakla uğraşır…

İktidarların karşısında duran, isyan eden mazlumlar da tıpkı iktidarlar gibi, kendilerinden evvel gelmiş mazlumların çoğunluğunun yaptıklarını yapıyor, onların yollarını takip ediyor, onların dilini, onların yöntemlerini kullanıyor, aynı zihniyeti, aynı ezilmişliği omuzluyor...

Mazlumlar bugün fırka fırka ayrılmış, dağılmış, parçalanmışlardır; her biri kendi yanında taşıdığı hakikatin ufak bir parçasına, kendi adamlarına, ideolojilerine, sloganlarına, ezberlerine körü körüne bağlanıyor, sarılıyor, güveniyor, bunlarla böbürlenerek övünmeye devam ediyor. Kendi dışındaki ezilmişlerin hakikatlerine karşı ise çoğunlukla mesafeli duruyor, onları dışlıyor, anlamaya yanaşmıyor. Birbirleriyle karşılaştıklarında, ezberlerini, yaptıklarını ve kafalarında taşıdıkları önyargılarını gururla ortaya dökmekten de geri kalmıyorlar. Mazlumların bu halleri bir nevi zulmün devamının sağlayıcısı, mazlumlar da zulmün işbirlikçisi oluveriyor. O da yetmiyor, bu tutumları onlara, kendi elleriyle davalarını, özgürlüklerini, bedenlerini, varoluşlarını tahrif etmeyi, trajikleştirip yok etmeyi gerekli kılıyor, dayatıyor.

Ne hikmet ise, azıcık düşünmüyor, akletmiyorlar.

Daha trajik olan şey, ciddiye alınmıyor, adam yerine konulmuyor, kutsalları-canları, namusları vs.- hiçe sayılıyor, yok ediliyor ve düşledikleri o zafere asla ulaşamıyor ezilenler. Böyle sürüp gidiyor tragedya. Arka plan fukaralığı, dar algılar, hakikate karşı körlük, laf kalabalıkları, eksik tahliller, örgütsüz direnişler, ölümcül eylemler, toprağa düşen canlar, anlamı yitirilen hayatlar, her şey akıp gidiyor.

Bütün bunları iyi düşündüğünüz vakit, ezilenlerin yaşamının çoğunluğu, iktidarların sürükledikleri olayların arkasında sürüklenip durduğunu görürsünüz. Bu durumun sonucudur ki, özgürlük ve esaret birbirine karışmış, aynı kafada, aynı bedende, aynı hayat içinde iç içe girmiş bir halde sürüyor. Umutsuz bir tablo çıkıyor ortaya belki, ama gerçek bu. Mazlumların hal-i pür melali ortadadır.

Bu ülkenin hapishanelerinde haftalardır süren bir ‘açlık grevi eylemi’ var!

Dışardakilerin bu eylemi doğru anladıklarını sanmıyorum. Yukarıda yazdığımız tragedya ile bağlantılı düşünmüyorlar çünkü. Dışarıdakiler günü birlik gerçeklerin penceresinden bakıyor ve bu eylemi kendi ucuz politik hesaplarını gerçekleştirmek için kullanıyorlar. Bu insanları bu eylem öncesinde hiç hatırlamayan, bunlara destek omayan, bunlarla hemhal olmayan kimselerin sesi daha çok çıkıyor bugün. Oysa bu mahkumların ve ailelerinin öyle büyük maddi/manevi sıkıntıları var ki. Bu gerçeklerden bihaber yaşayanların, bunun üzerine düşünemeyenlerin, buna içi yanmayanların, bu insanlara destek çıkmayanların bugün ajitasyon yapması, bağırması, vicdan satması, dialog pazarlaması, insan canının kutsallığını dillendirmesi, bana pek de inandırıcı ve dürüst gelmiyor.

Hayattan anlamayan, kendilerini hayatın merkezine yerleştirme saçmalığına soyunan iktidarın hayattan, insandan, vicdandan, özgürlükten, haktan, hukuktan, adaletten bir şey anlamalarını beklemek ve Kürdistan’ı sömürgeleştirdikleri, en doğal hak taleplerini şeytanlaştırmak gibi bir gaflete düştükleri, Kürtlerin yeni Ortadoğu dengeleri içindeki önemlerini, konumlarını anlama ve bir devlet sıçraması geliştirme/gerçekleştirme imkanlarının olduğu bir zaman diliminde, kalkıp kürtlerin ölümüne engel olmasını, taleplerini yerine getirmesini beklemek elbette ki safdillik olur.

Açlık grevindeki kimselere, bu eyleme son verin diyenler boş konuşuyor. Çünkü, eylem yapan mahkumlar dışarıdakilerin sözünü dinlemez. Mahpsutaki insanın iç dünyasında oluşturduğu inanç, öfke ve bedel ödeme mantığı basitçe anlaşılıp değiştirilecek gibi değildir. Dört duvar arasına atılan insanın ruhundaki çalkantılar ve özgürlük tasavvuru dışarıdakilerin tasavvuruna benzemez. Daha karmaşık, daha derin ve daha kararlıdır. Esaretin bedelidir bu. İçerdikiler, dışardakileri bu anlamda küçümser, boş görür, acır, yanlış olda görür ve içten içe onlara kızarlar.

Dışarıdakiler, ya bu eyleme destek verip, direnişe ortak olur dünyaya duyurmaya çalışır, içerideki mahkumların sesi, dünyaya açılan pencereleri olurlar, ya da susarlar. Aksi takdirde iktidara yalvarmanın, insaf beklemenin, demokrasi martavallarını, diyalog kandırmacasını seslendirmenin bir anlamı yok, faydasızdır.

Artık her şey kendisi olmaktan çıkıp başka bir gerçekliğe dönüşmüş bulunmakta. Allah sonumuzu hayr etsin inşallah..

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89