• BIST 107.673
  • Altın 151,891
  • Dolar 3,7069
  • Euro 4,3562
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 11 °C

Nazara gelmesinler...

Oral Çalışlar

Çözüm sürecinin başladığı günlerde Radikal gazetesinde yazdığım bir yazının başlığı, “AK Parti dâhil herşey değişecek” şeklindeydi. Böyle düşünmemin nedeni, çözüm sürecinin bütün algıları değiştireceği, devletin mantığının değişeceği, Kürtlerin de bu değişimden kaçınılmaz olarak nasibini alacağı şeklindeydi.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun önceki gün Diyarbakır’da Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir tarafından karşılanmasındaki tablo, “değişim enerjisi”ni yeni bir basamağa taşıdı. Baydemir, Davutoğlu’na nergiz çiçekleri vererek “Hoş geldiniz” dedi: “Diyarbakırımız ile Ankaramız arasında inşa edilecek barış köprüleri, ülkemizde yaşayan dillerimize, kültürlerimize, hazinemize katkı sunmakla kalmayacak, inşallah Ankara ile Mahabat, Bağdat ile Hevler, Şam ile Kamışlı arasında, bütün halklar arasındaki barış için tarihî bir zaman diliminden geçiyoruz. İnşallah bu kez mahcup olmayacağız. Samimiyetle kararlılıkla insanların beklediği barışı inşa etmiş olacağız. Gelecek nesillere isyanı, çatışmayı, kavgayı değil, inşallah barışı hediye edeceğiz.”

Davutoğlu
da Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi’nde verdiği konferansta, barış projesinin arkasındaki temel devlet aklını anlattı: “Burada iki yol var: Ya yeni bir siyaset ve düzen anlayışıyla bütün bu bariyerleri önce zihnimizde, sonra gönlümüzde, sonra fiiliyatta ortadan kaldıracağız ve daha büyük ölçeklere doğru hep beraber yürüyeceğiz. Türk’üyle, Kürt’üyle, Arnavut’uyla, Boşnak’ıyla, Arap’ıyla, her bir milletiyle yürüyeceğiz ya da bizi lime lime edip küçük parçalara ayırmaya çalışacaklar. İrademiz net ve açıktır. Artık bu parantez kapanmalıdır.”

Bu değişik yaklaşım yalnızca bu iki siyasetçiyle sınırlı değil. Bir süreden beri tarafların değişik ve özenli bir dil kullandığına tanık oluyoruz. İki tarafın radikal uçlarında bile hiç umulmayan bir değişimden söz edebiliyoruz. Tabii ki bunlar bardağın dolu tarafından bakınca görülen gelişmeler.

Süreci anlamayan, anlamak istemeyen, yanlış yorumlayan, ya da olumsuz yönler konusunda uyarıcı olmayı ön planda tutan kesimler, “şunu da gördünüz mü?” şeklinde negatif enerji üretmeyi sürdürüyorlar.

Ne olursa olsun, öne sürülen itirazları yabana atmadan, en negatif enerjiyi bile ciddiye alarak, bütün yönlerden “durum tahlili” yapabilme sabır ve cesaretini göstermek zorundayız. Farklı renklerin, farklı yaşam modellerinin iç içe var olabilmesinin otomatik bir formülü yok ve elbette sorunsuz bir uyum beklemek gerçekçi değil. Barışı bir “hedef”ten çok, sürekli canlı tutulması gereken bir “akış” olarak görmekte yarar var.

Türkiye yeni bir değişim ve dönüşüm yolculuğuna başlamış bulunuyor. Aslında bu yolculuk yeni bir yolculuk değil. Yeni dönem ulusalcı- içe kapanmacı siyasetlerin bertaraf edilmesiyle başlamıştı.

Bu dönemde siyaset üzerindeki militarizm büyük ölçüde tasfiye edilmiş, toplumun önüne pranga gibi konan devletçi mantık aşılmış, yeni bir enerji yaratılmıştı. Paradigmalar değişince Türkiye dünya ile entegre olan bir değişimin, bir ekonomik büyümenin, çok sesli bir yeni kültüre doğru yolculuğun olanaklarını yakalamıştı.

Gelişmenin önündeki en temel engellerden birisi Kürtlerle çatışmaya neden olan inkârcı, “devlet aklı”ydı. Bunun da değişmesi gerekiyordu. Ancak bu aklın gerisinde yüzyıllık bir gelenek yatıyordu. Her türlü değişik kimliğin “tehlike” olduğunu savunan bu akıl, yeni Türkiye için, değişmeyi önüne hedef olarak koyan Türkiye için geçerli olamazdı.

Tabii ki yüzyıldır, belki de daha da uzun bir süredir devletin kılcal damarlarına kadar yerleşmiş inkârcı siyaset, inkârcı alışkanlıklar bir günde bitemez, bir günde değişemez. Ancak, ihtiyaç duyduğumuz yeni akıl işte gözümüzün önünde filizleniyor; sorunu çözmeye aday oluyor.

Aynı şeyi Kürt tarafı için de söyleyebiliriz. Bir silahlı ayaklanma içinde şekillenmiş otoriter bir kültürden, tekçi bir siyasi yapıdan söz ediyoruz. Bunun da bugünden yarına değişeceğini kimse iddia edemez.

Ancak şurası bir gerçek ki değişimin başladığını, dilin değiştiğini, büyük bir dönüşüm gerçekleştiğini görüyoruz, hissediyoruz.

İlerledikçe muhtemelen, bizleri de şaşırtan yeni değişimlere tanık olabiliriz.

Önemli olan bu değişime neden olan temel dinamikleri görebilmek, anlayabilmek...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89