• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

NATO, Türkiye ve İslam dünyası

Ali Bulaç

Eğer 5 ve 7 Nisan tarihli yazılarımızda NATO'ya ilişkin yaptığımız tespitler 'yanlış, haksız ve kör ideolojik- tarafgir' retorikler değilse; gerek yetkililerin gerek uzmanların altını çizdiği gibi NATO'nun yeni dönemde kendine belirlediği ana stratejik hedefler, "İslam Dünyası'nın Batı karşısında -veya Batı'nın izni dışında- güç birliği oluşturmasına imkan vermemek; Batı'ya karşı koyabilecek herhangi bir gücün teşekkülüne engel olmak; Bölgede İsrail'den daha güçlü ve daha etkin bir gücün oluşmasına fırsat vermemek. İslam Dünyası'nın enerji kaynaklarını, enerji nakil hatlarını, beşeri ve tabii zenginliklerini kontrol etmek; İslam'ın sosyo-kültürel bir din, alternatif bir medeniyet ve bölgesel-küresel bir sistem olarak iddia sahibi olmasının önüne geçmek" ise, Türkiye'nin bu konseptte yeri, misyonu ve rolü nedir?

Gayet açıktır: 21. yüzyılın ilk yıllarından bu yana NATO, İslam ülkelerini işgal etmekte, yurdu için savaşan insanları ve masum sivilleri öldürmektedir. Kimi yerde "kitle imha silahlarını, kimi yerde demokrasi ve özgürlük getirme vaadi, kimi yerde terörü ve teröristleri önleme, kimi yerde kadını özgürleştirme" bahanesiyle operasyonlar yürütmektedir. 

Bu demektir ki, İslam Dünyası ile NATO arasında çıkar birliği yoktur ve bu NATO'ya üye olan bütün ülkeler için geçerlidir. Yani konumlanışı, yeni tehdit değerlendirmesi ve el'an yürüttüğü savaşlar dolayısıyla Türkiye de, ilk ve son tahlilde İslam Dünyası'nın yanında değil, NATO ittifakının aktif üyesi olması hasebiyle İslam Dünyası'nın karşısında, ona hasmane tutuma sahip bulunan küresel bir gücün yanında yer almış bulunmaktadır. Dünyanın enformasyon donanımını kendinde toplamış bütün stratejistleri ve uzmanları bir araya getirseniz, bu gerçeği değiştiremezsiniz. 

Bu gerçek bize şunu ima etmektedir:

1) Türkiye, bu konumu ve rolüyle İslam Dünyası'nda 'lider' olamaz. Ki zaten doğru olanı Türkiye'nin İslam Dünyası ile birlikte yeni bir İttihad'ın imkânlarını araştırıp gerçekleştirmesidir. 

2) Kendi başına, bağımsız bir dış politika ve tutum dahi tayin edemez. 10 senedir bize telkin edilen "Biz bağımsız bir ülkeyiz, iznimiz olmadan bölgede yaprak kımıldamaz" söylemi herhangi bir hakikate dayanmıyor. 

Esasında yeni dönemde ülkelerin "tam bağımsız" olmaları beklenemez, şart da değildir. Mevcut küresel konjonktürde aslolan "karşılıklı bağımlılık"tır. Ancak bunun sizin lehinize işler bir süreç sayılabilmesi için sizin "belirlenen ve etkilenen ülke" olmanız kadar "belirleyen ve etkilenen ülke" olmanızla da ilgilidir. Türkiye, bu uluslar arası konum sadece "belirlenen ve etkilenen ülke"dir. NATO çerçevesinde "Yunanistan ve Fransa'nın ittifakın askeri kanadına dönüşlerinde, Rasmussen'in genel sekreter seçilmesinde, İran ve Rusya'ya karşı olduğunda en ufak bir şüphe bulunmayan radar sisteminin Malatya'da konuşlandırılmasında, Libya'nın bombalanmasında" bunu gördük. Afganistan'da NATO kuvvetleri hergün sivil öldürürken, Amerikan askerleri Müslüman cesetler üzerine işerken, Kur'an mushafları yakılırken, medreseler bombalanırken Türkiye sesini çıkaramıyor, çıkarsa bile herhangi bir etkisi olmuyor. 

NATO'nun müdahaleleri giderek genişliyor. Suriye, Lübnan, İran ve başka İslam topraklarına da yayılabilir, biz Türkiye olarak yine propoganda makinasını hareket geçirip "Ne kadar büyük bir ülke olduğumuzu, bölge halkının bizi nasıl hayranlıkla izlediğini, işgal altındaki ülkelerde Müslüman halk Türk bayrağını görünce nasıl hüngür hüngür ağladığını" anlatmaya çalışacağız. Bir gün bakacağız ki, İslam Dünyası tümüyle tıpkı Moğol ve Haçlılar zamanındaki gibi yabancı güçlerin istilası altına girmiştir, biz de bu istilanın parçası olmuşuz. Ki benim kaygım zaten o güne gelmeden bizim de aynı istilaya uğrayacak olmamızdır. 

NATO'ya ilişkin eleştirileri sıralarken reel politiği önemsemedim, bugünkü hükümetin de pozisyon değiştireceği beklentisi içinde değilim. İşaret ettiklerim "ideal politik"tir, bir gün bunları reel politiğe dönüştürecek özgür nesiller gelecektir, Tih sürgünü 40 yıl sürse bile, o gün gelecektir. Bu bir Vaad'tır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89